Kol kola girdiği yetkili ve etkili nüfuz alanlarında son yıllarda büyük işler yapan bu akımın ABD ve İngiltere desteği doruğa ulaşmış ve artık “Şiilere sövgü” üzere yaptıkları bütün işlerde uygulama alanları genişletilmiştir.
Bölge projesi kendi mecrasında ilerlerken ülkemiz içerisinde de iyice dozu yükselen Şiilik aleyhtarlığı Batılı bölge proje mimarlarını ziyadesiyle memnun edecek derecede ilerliyor. Taşeronlardan şikayetleri yok.
Toplumun bilinçaltına yerleştirilmek istenen bir aleyhtarlık var, gerçeklik üzerinden yola çıkılarak yapılsa buna kimsenin itirazı olmaz. Şiiler olduğu gibi anlatılsa ve araya mesafe konsa bu umurumuzda bile olmaz. Doğru bildiğimiz bu yol zaten azınlık olarak yürümüş gelmiş. Öyle ki; Kerbela’da 72 kişiye kadar düşmüş.
Oysa tam da tarihte yapıldığı gibi; tam da o dönemin stratejik gerekçeleriyle hareket eden bu güruh maalesef bir “tersyüz” içerisinde. Hakka batıl, batıla hak elbisesi giydirme uğraşı vermekte. Öyle yalan, iftira ve hakaretle hareket ediyorlar ki; insanın midesi bulanmakta. İğrenmekteyiz çoğu zaman, bunların nasıl Müslüman, nasıl insan olduklarına şaşıyoruz. Özgür ol(a)mamak böyle bir şey işte! Efendiler, kölelerini son demine kadar kullanır ve amaç hâsıl olduktan sonra bir paçavra edip kenara kor. Yüzlerce, binlerce, sayısızca örneği vardır…
En son örneği ise (kendisi de medrese kökenli olan) Suriye ateşine en hızlı odun taşıyanlardan biri, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) eski Başkanı Muaz el-Hatib ortaya koymuş oldu.
Anadolu Ajansı’nın Muaz el- Hatip adına geçtiği haberi okuyunca “tersyüz ne demektir” bir kez daha anlamış olduk. ABD eliyle kurulan ve kirli bir konsey içinde olan birinin, Hizbullah Liderine “din, mezhep kavgası, Suriye halkı adına konuşma, ölümler, mazlumlar” üzerinden öğüt vermesini acı bir gülümsemeyle okuduk.
ABD kolluk gücü olan, İsraille dost olana dost, düşman olana düşman olan ABD’nin emriyle iş yapan Hatip, İsrail düşmanı, ABD düşmanı Hizbullah Lideri Nasrullah’a yol gösteriyor! Ona nasihatte bulunuyor.
Şöyle diyor bu düzenbaz:
"Savaşa inanmıyorum, savaşın bir acziyet olduğunu düşünüyorum. Anlayışlı yaklaşımın, bireyler ve toplumlar arasındaki ihtilaflı meselelerde tek çözüm yolu olduğunu düşünüyorum. Güce güvenilmemelidir, güçle gurur duyulmamalıdır, nice imparatorluklar gurur duydukları güç yüzünden parçalanmıştır. Sünni ve Şii olarak bin yıldır süren bu hısımlık yetmez mi? Dar mezhepçi düşünceyi gömelim ve ümmeti bu karanlık kavgadan çıkaralım."
Suriye’ye savaşmak üzere kiralık adamlar toplayanların, baş kesip ellerinde dolaştırarak nara atanların, Yezid birlikleri kuranların, Seyyide Zeynebin mahallesini yerle bir etmek için yemin edenlerin silahlarını teminle sorumlu; NATO’ya asker olanların sözcüsü durumundaki Hatip’in açıklamasını kullanan AA’nın, haberin devamında kurduğu cümleye bakın:
“İslam dünyasının Şii-Sünni kavgasına çekilmek istendiğine işaret eden Hatib, fitilin Suriye'de ateşlendiğini, ateşin Lübnan'a sonra İran'a ve belki de Türkiye'ye sıçrayacağını, Körfez ülkelerinin ekonomik gücünün de savaşta kullanılabileceğini savundu.”
Eğer Hatip, Anadolu Ajansına böyle bir demeç vermişse ve eğer bu sözler Anadolu Ajansındaki Vahabi-Selefi akımın kendi yönlendirme çabası değilse; ABD memuru bu adamın gerçekten akıl sağlığında bir sorun var. Ya da biz, izzetin ne denli kıymetli bir hazine olduğunu izzetsizlerden öğreniyoruz. Önderimiz İmam Huseyn(as)’nin “Zilletle yaşamaktansa izzetle ölmeği yeğlerim…” sözünü daha iyi anlıyoruz.
Taa savaşın başladığı ilk günden beri tarafların “şiddetten uzak bir atmosferde görüşmeler yoluyla Suriye geleceğini aydınlatma” öğüdünde bulunan, “yabancıların değil, Suriye halkının yönetimde kimin olup olmayacağına karar vermesi gerektiğini” söyleyen, defalarca “şiddeti artıran bölge ülkelerinin Suriye’yi harabeye çevirmekten başka bir işe yaramayacağını; bu işin şiddetle olmayacağını” belirten Hizbullah liderine karşı pişkince söylenen sözler bu insanın tarihsel dersini iyi okumuş ve tarafını olayları “tersyüz” etmesini bilmiş insanlardan yana aldığını göstermez mi? “Tersyüz” dediğimiz bu işte. “Maktulün başında ağlayan katil” meselesi gibi.
Sen ona buna piyon ol.
Sen Ortadoğu’yu talan etmiş batılıların, onların uşaklarının hizmetine gir.
Ülkenin bir daha ayağa kalkamayacak denli yıkımını sağla, kütüphanelerini, müzelerini namahrem kültürlere peşkeş çektir.
Kanser tümörü İsrail’i ebedi rahatlatmak için pak şehidlerin kanının bir hiç olması için sakalını Katarlı, Suudlu şeyhlerin eline ver..
Şiileri İslam dünyasının lanetlileri ilan etmeğe çalış.
Geçmişi… Filistin için Suriye’nin yaptıklarını unut!
İsrail’in büyümesi için Müslüman coğrafyaların küçülmesi gerektiğini bilen batılı müstekbirlerin vitrine koyduğu “Batılı Başkentler Mollası” ol.
ABD’den habersiz ne oturabil ne de kalkabil.
Zilleti tam anlının ortasında taşı…
Ümmet, vahdet, insan üzerinden mugalata yap!
Sonrada Nasrullah’a tavsiyelerde bulun.
Muhammed Ak