Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Seyyid Nasrallah konuşmasında, rejim muhalifi silahlı grupların Hz. Zeyneb’in türbesinden sadece birkaç yüz metre uzakta olmaları, bazı tekfirci grupların internet üzerinden Hz. Zeyneb’in türbesini yıkma tehdidinde bulunmaları, Irak’ta Ehl-i Beyt imamlarının türbelerinin bombalanması gibi, Hz. Zeyneb’in türbesinin de aynı olayla karşılaşabileceği ihtimali dolayısıyla, Hizbullah mensuplarının Şam’daki Hz. Zeyneb’in türbesini koruduklarını söylemişti..
Seyyid Nasrallah konuşmasında “biz Sünnileri kesinlikle suçlamıyoruz; bizim sorunumuz tekfircilerle. Herkes bunun karşısında durmalı, bu türbenin yıkılmasına fırsat vermemelidir” demişti.
Seyyid Nasrallah’ın bu konuşması, bazı İslamcılar tarafından istihza ile karşılanarak, “Hizbullah’ın türbe korumaktan başka işi yok mu?” şeklinde ifadeleri sıkça kullanır oldular.
Eğer birileri "Vehhabi" ise, bu tepkilerini anlamak mümkün. Zira Suud vehhabileri, kuruluşlarından bu yana Mekke ve Medine’de sahabelerin kabirlerini tamamen yıktıkları gibi, Hz. Resulüllah’ın kabrini yıkma planları, Osmanlı’nın müdahalesiyle durdurulmuştu.
Sözüm ona “tevhid” şiarını kullanan bu sapkın haydutların Hz. Resulüllah’ın hürmetine hiçbir saygılarının olmadığını bütün hareketlerinden biliyoruz. Zira şimdiki Suud kralı Abdullah’n emriyle, Harem-i Şerif’in genişletilmesi gerekçesiyle Mekke’de asr-ı saadetten kalma bütün eserler yıktırıldı. Nitekim aynı plan Medine’de de uygulanarak Hz. Resulüllah ve ashabından günümüze hiçbir eser ve iz bırakılmadı.
İngiliz emperyalizminin kıdemli casuslarının marifetiyle icad edilen bu vehhabilik sapkınlığı Osmanlı’nın yumruğu ile durdurulmamış olsaydı, bugün Hz. Resul-i Ekrem'in kabri de çoktan yıkılmış olacaktı.
Neticede, Hz. Resulüllah’n kabrini bile yıkmaya kalkan bir sapkınlığın, Hz. Resulüllah’ın ehl-i beytine karşı alabildiğince cüretkar olmalarını anlayabiliyoruz.
Ancak, ister Şii isterse Sünni bütün Müslümanlar, ehl-i beyt’e hürmeti vacip bilirler. Hz. Resulüllah’ın ehl-i beytine yapılacak bir saygısızlığa Şii veya Sünni hiç bir müslümanın zerre miktarı tahammülü olmaz. Şiiler bir kenara, Sünni müslümanlar, Ehl-i Sünnet müçtehitlerinden ve ulemasından aldıkları terbiye ile Hz. Resulüllah’ın ehl-i beytine hürmeti İslam’ın temel prensiplerinden kabul ederler.
Ehl-i beytin konumu veya makamı hakkında Şii ve Sünni müslümanlar arasında bazı ihtilaflar olsa da, onlara hürket noktasında en küçük bir ihtilaf yoktur; Resulüllah'ın ehl-i beytine hürmet noktasında bütün Şii ve Sünni müslümanlar tek yürektirler.
Hz. Resul-i Ekrem’in ehl-i beytine hürmet konusunda o kadar çok ilahi hüküm vardır ki, bu hükümlerden bir tanesini bile bilen bir Müslüman, Hz. Resulüllah’ın ehl-i beytine saygısızlığın ne büyük bir delalet ve zulüm olduğunu kolaylıkla anlar.
Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın kızı olan Hz. Zeyneb-i Kübra (selamullahi aleyha) Kerbela’ya Hz. İmam Hüseyin ile birlikte gitmiş, Kerbela katliamından sonra Peygamber ehl-i beytinden geri sağ kalanlarla birlikte ellerine zincirler vurularak Kufe ve Şam’a götürülmüş bir ehl-i beyt hanımıdır.
Hz. Zeyneb-i Kübra’nın hürmet ve değeri, sadece Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın bir kızı olmaktan kaynaklanmıyor. Zira Hz. Zeyneb, Kerbela kıyamının mesajını tüm çağlara ve nesillere ulaştıran, Hüseyni kıyamın bayraktarlığını yapan ve zalimler karşısındaki feryadıyla tüm zamanlarda Muhammedi İslam’ın onurunu en yükseklerde tutan bir öğretmendir.
Bu öğretmen sadece Şiilerin veya Sünnilerin değil, yeryüzünün tüm özgür vicdanlarının ve adalet savunucularının bir öğretmenidir. O İslam’ın ve insaniyetin sönmeyen bir meşalesidir.
Ama bu alçak oğlu alçak Suudiler öylesine bir fitne ortaya çıkardılar ki, öylesine ihanet ve kalleşliklere imza attılar ki, İslam dünyasında Müslümanların kudsiyet ve hürmetlerinin tamamına karşı topyekün bir saldırı sürdürdüler. Şimdi de bu namert rejimin saray mollarının fetvaları ve istihbarat şeflerinin talimatlarıyla hareket eden birtakım kiralık güçler, aynı saldırganlığı Hz. Zeyneb’in türbesi için de gerçekleştirmeye çalışıyorlar.
Hz. İmam Hüseyin’in bir tepsiye konulan kesik başına elindeki sopa ile vurmaya kalkan Yezid ibn-i Muaviye, büyük zafer coşkusu ile “keşke şimdi atalarım yaşamış olsalardı da, bugünü görselerdi” demişti.
Evet bu melun Yezid, Bedr’in intikamını aldığını söylüyordu. Zira onların ataları Bedir’de Hamza Bin Abdulmuttalib ile Ali bin Ebu Talib tarafından öldürülmüşlerdi. Hz. Hamza’nın ciğerlerini çiğneyen bu caniler, içlerinde sakladıkları kini Kerbela’da bir daha gösterdiler, Ali Bin Ebu Talib’in oğlu Hüseyn’in başını bedeninden ayırarak Bedr’in intikamını aldılar.
Onlar Allah’ın arslanı Hz. Hamza bin Abdulmuttalib’in ciğerlerini söküp çiğnediler ama kinlerini bitmedi. Onlar Hüseyin bin Ali’nin başını bedeninden ayırdılar, Hüseyn’in altı aylık oğlu Asgar’ı kollarında okladılar, kinleri yine bitmedi. Hüseyn’in bayrağını omuzlayan Hz. Zeyneb’i tekmelediler, kırbaçladılar, hicabını üzerinden çekip aldılar, ellerine zincir vurup şehir şehir dolaştırdılar, kinleri yine bitmedi.
Şimdi de onun kabrini yıktırmaktan söz ediyorlar...
Bu Suud zalimleri ve canileri şunu çok iyi bilsinler ki, eğer Hz. Zeyneb’in hürmetini böylesine çiğnettirmeye kalkarlarsa, bilsinler ki bu hayat onlar için dünyanın her yanında cehenneme dönecektir; bu ümmetin salihleri bunun bedelini kendilerine öylesine ağır ödettirecektir ki, o kirli saltanatlarının yerinde yeller esecek, bu zalim rejimin tüm unsurları ve uzantıları ilahi adaletin pençeleriyle parçalanıp yok olacaktır...
Biz bütün muhlis ve sadık Müslümanlara, bütün gayretli ve şerefli kardeşlerimize şunu söylüyoruz: Bu Suud zalimlerinin üzerinden gözlerinizi ayırmayın; dünyanın her neresinde olurlarsa olsunlar, bu zalimlerin zorbalıklarının, küstahlık ve alçaklıklarının hesabını sormaktan bir an olsun geri durmayın…!
Biz yarın ruz-i mahşerde Hz. Resullüllah ile buluştuğumuzda, “Ya Resulüllah! Sen bize “benim ehl-i beyt’ime düşmanlık bana düşmanlıktır. Bana düşmanlık ise Allah’a düşmanlıktır” buyurmuştun. Biz de Senin ehl-i beyt’inin azgın düşmanlarının karşısında dik durduk ve onlara hadlerini bildirdik” diyebilirsek, Hz. Resulüllah’ın o mihriban ellerini omuzlarımızda hissederiz...
O halde şimdilik şunu diyoruz:
Ellerin kurusun ey al-i Suud! Ellerin kırılsın ey al-i Suud! Ve o ellerin kırılacaktır ey al-i Suud…! Hangi gücün arkasına gizlenseniz de, hangi deliğe girseniz de, hangi yere kaçsanız da ilahi adaletin pençesinden kurtulamayacaksınız..!
Gün saymaya başla, zira o gün, pek yakında seni bulacaktır….!
Nurettin Şirin