Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Önceden öngörülemeyen, tamamen spontane gelişen eylemler, gerek ulusal ve gerekse uluslar arası düzeyde pek çok dengeyi değiştirebilecek bir etki alanı içerdiğinden hem Türkiye hem de dünya medyası tarafından yakın takip altında. Değişik açılardan derin analizlere tabi tutuluyor. Ben de yeni bir başlık açarak, konuya yeni bir saha kazandırmak istiyorum.
Taksim olayları, “Neo-Osmanlıcılık” hayali ve İslam İnkılabı’na alternatif olarak sunulan “Türkiye Modeli”ni çökertmiş, boşa çıkartmıştır!..
Nice zamanlardır, “muhafazakâr iktidar”ın dış politikasında “Stratejik Derinlik” adı ile Osmanlı’yı diriltme projesi “Neo-Osmanlıcılık” hülyası hâkim idi. Osmanlı İmparatorluğu’nun hinterlandı üzerinde aynı etki gücüne sahip “Yeni Türkiye” hayaliyle dünya egemenlerine yaslanıp, Ortadoğu’ya yeniden şekil verebilmenin peşine düşüldü. Neo-Osmanlıcılık hayalini gerçekleştirmek için dört elle “mezhepçilik”e sarılındı. Suriye üzerinden “İslam İnkılabı” etrafında şekillenmiş olan “direniş hattı”na örtülü bir savaş ilan edildi. Adı konulmamış fakat pratikte süregiden bir savaş başlatıldı.
Bu nokta da “Türkiye Modeli” kavramı ortaya çıktı. Yeni modelin kısa tarifi şöyleydi: “İslam’ı Batı medeniyeti ile buluşturmuş; laik, demokrat, muhafazakâr”! Bu yeni model “İslam İnkılabı”na alternatif olarak özelde Arap ülkeleri, genelde ise İslam dünyasına pazarlanmaya başlandı.
Muhafazakâr iktidar hal dili ile Arap ülkelerine: “Laik, demokrat, muhafazakâr olarak başardıklarıma bakın. İçeride; sükûnet, mutluluk ve kalkınmışlık; dış dünyada ise saygınlık, rol verilen değil rol kesen, oyun kuran; ayrıca Sünni anlayışı temsil etme ve önceleme isteği ile ben sizin rol model ve lideriniz olmayı hak ediyorum” mesajı veriyordu. Aynı anda Batı dünyasına ise; “tüm desteğiniz ile benim ardımda olmalısınız, zira İslam coğrafyası ile batı arasında ancak ben köprü olabilirim; ancak “Türkiye Modeli” ile Ortadoğu’da sular durulur, barış(!) gelir; ancak “Türkiye Modeli” İslam İnkılabı’nın alternatifi olabilir! Onun için Ortadoğu’nun ağır abisi, Batı dünyasının doğu temsilcisi ancak ben olabilirim” deniliyordu.
“Neo- Osmanlıcılık” hayalinin peşinden koşarken, “Türkiye Modeli”ni İslam coğrafyasına pazarlamaya çalışırken yaslanılan en büyük argüman olarak Türkiye’deki sükunet gösteriliyordu. Farklı ırksal, dinsel, mezhepsel ve ideolojik kitlelerin “laik, demokratik, muhafazakâr” anlayış içerisinde “adalet”le yoğrulup bir vücut haline getirildiği iddia ediliyordu! Yüksek perdeden çıkan bu ses gerek Arap ve gerekse Batı dünyasında yankı buluyordu. Ancak bu iddia da henüz hiçbir ciddi testten geçmemişti!..
Gezi Parkı’ndan başlayarak tüm ülke sathına yayılan eylemler gösterdi ki; kitlelerin sükûnetinin temelinde “adalet terazisi” değil, “Demokles’in kılıcı” varmış! Meğer ötekileştirilmiş, ötelenmiş, dışlanmış, adalet algısı çökmüş ya da zedelenmiş yığınların, “ulus ve mezhep” temelli politikalara olan itiraz feryatları içten içe arşa yükselmiş!..
Kendilerine sunulan rol modelin bağrında “Adalet! Adalet!” feryatları içeren ne tür isyanlar barındırdığını gören Arap coğrafyası başını kaşımakla; modellerinin çöküşünü seyreden Batı ise parmak uçlarını kemirmekle meşgul.
Kitleler, Suriye’de çıkarılan “Vekâlet Savaşı”nda ölen “Yeni Osmanlı” hayalinin cenazesini kaldırıyor.
“Neo- Osmanlıcılık” hayali Gezi’de, “Türkiye Modeli” Taksim’de yere kapaklandı, çöktü! Yapay devrimlerin, laik batıcı düzenlerin “İslam İnkılabı”na alternatif olamayacağı bir kez daha aşikâr oldu!
Kemal ŞükrüSEVİNDİK
Twitter/kssevindikFacebook/Kemal Şükrü SEVİNDİK