Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Aleviler cumhuriyet tarihi boyunca ezilmiş ve siyasetin mağdur ettiği toplumsal kesim olmuşlardır.Kendilerinde sürekli kimliklerini, siyasal iradelerini 'egemenlerin' lehine feda edilmesi istenmiştir. Katliamlara varacak düzeyde olumsuzluklar yaşamış olan Aleviler siyasi tercihlerini büyük oranda Kemalist ideolojiden yana kullanarak bir anlamda Cumhuriyetin bekçiliği görevini üstlenmiş oldular. Veya böyle bir misyon üstlendiler. Bunun nedeni laikliğin kendilerine bir yaşam alanı açacağı , dışlanmayacağı ve horlanmayacağı inancı oluşOysa Türkiye Cumhuriyeti devleti de tarihi boyunca Alevilere Osmanlı’nın bakış açısıyla yaklaşmış, tekleştirci, Alevi inancını yok sayan toplum anlayışına dört elle sarılmıştır. “Türk-İslam” anlayışına uygun bir toplum yaratmayı amaçlamış, bu çerçevede herkesin Türk ve herkesin Sünni İslam anlayışına sahip olması için çaba göstermiştir. 30 Kasım 1925 yılında çıkarılan Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile Alevilik ve Aleviliğin inanç merkezi olan Cemevleri resmen yasaklanmış, tek ibadethane olarak cami ve mescit kabul edilmiştir.
Katliamların temel nedeni Alevilerin inaçsal farklılıklara sahip olması, Sünni İslam potasında erimeyi reddetmesiydi. Osmanlı sadece Alevilere yönelik katliam politikasıyla kendini sınırlamamış, 19 yüzyıldan itibaren asimilasyon politikalarına da hız vermiştir. Bu politika doğrultusunda Alevi köylerine cami yapılmıştır. Alevilerin çocuklarını zorla yuvalarından koparmış, Sünni inancına göre eğitip yaşadıkları yerlere imam olarak gönderilmiştir
Şimdi bir de AKP adına hareket ettiği iddia edilen bir kesim katıldı. Bir süredir el altından veya açıktan yeni Alevi örgütleri kuruluyor. Birileri durmadan yeni Alevi örgütlerine gerek duyuyor. AK Alevi diye bir kavram da çıkmaya başladı ortaya. Şimdilerde moda bazı kamu kaynaklarından, ya eskiden kurulu seçilmiş bazı “Alevi ?” derneklerine el altından ya da açıktan yardım akıtmak, ya yeni kurdurulan “ALEVİ?” örgütlerine destek vermek, ya da yerel yönetimler aracılığı ile bazı “ALEVİ?” kişilere iş ve imkanlar sağlayarak kendilerine bağlı bir Alevi topluluğu oluşturmaya çalışmak. Hatta hakim siyasal partinin bu işi gayet örgütlü bir biçimde, koordinatörler ve düzenleyiciler ile sistematik bir biçimde yürütmekte olduğuna dair söylemler de duyulmaya başlandı.
Aslında bizler Türkiye’deki Alevi vatandaşlar olarak, devletin görmezden gelmekte israrcı olduğu Alevileri gayet yakından gördüğünü ve izlediğini, adeta her hükümetin, ya da iktidardan pay alan siyasi hareketin kendi Alevisini , kendi Alevi hareketini yaratmak için epeyi kaynak kullandığını zaten biliyoruz. Bu yeni bir şey değil, iktidarı eline geçiren, muazzam bir nüfusa sahip Alevi kesime şu ya da bu biçimde ulaşmak için gücünü kullanmayı deniyor. Ancak gelin görün ki, her seferinde beklentilerle birilerine sunulan bu önemlice paralar ve imkanlar boşuna harcanmış oluyor, çakma kuruluşlar üç – beş yılda dağılıyor, bitiyor, kalıntıları bile kalmıyor, o kadar emek ve para da boşa gitmiş oluyor.
Kısaca Alevi dedesi olmayan, ancak dedeleştirilen insanlarla bilinçli ve kasıtlı bir şekilde Alevilere iftiralar atılmakta, yalanlar söylenmektedir. Bir anlamda Suriye politikalarının düzleminde açıklamalar yaptırılarak, Çaldıran Savaşında Yavuz’un Alevileri öldürmekte haklı olduğu mantığını etkin kılmakken, diğer anlamıyla da Alevilerin mekteple buluşması yönünde bir yerlere mesaj vererek engel olmaktır diye düşünüyorum..
Rıza BAKIRLI