ABNA:
— Sibt-i Ekber (büyük torun) İmam Hasan Mücteba'nın (a.s) kutlu doğum günlerindeyiz. Dolayısıyla İmam Hasan Mücteba'nın (a.s) kısaca biyografisini ve Ehlibeytin kerimi gibi ona atfedilen sıfatlara kısaca değinirseniz memnun oluruz.
Ayetullah Seyyid Ahmet Hatemi:
— Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
Ehlibeyt-i İsmet ve Taharetin (a.s) yaşamı ile ilgili olarak iki şekilde konuşulabilir: Birinci olarak doğum tarihi, vefat tarihi, evlilik sayısı, muasır olduğu halifeler ve bunun gibi konuları içine alan kimlik bilgilerini ihtiva eden yaşam.
İkinci olarak, Kur'ani yöntemdir. Bu
yöntem Kur'an-ı Kerim'in de buyurduğu gibi:
«قَد کَانَ لَکُم اُسوَةٌ حَسَنَةٌ فِی اِبرَاهِیم وَ الَّذَینَ مَعَهُ» و «لَقَد کَانَ لَکُم فِی رَسُولِاللهِ اُسوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَن کَانَ یَرجُوا اللهَ وَ الیَومَ الآخِرَ»
"İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır. (Mümtehine, 4)", "Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir. (Ahzab, 21)" Kur'ani örnek ve model şeklindedir.

Ehlibeytin (a.s) yaşamında önemli olan ve gerçekten marifet sayılan şey, kimlik bilgileri değildir. Belki de bazıları İmam Hasan'ın (a.s) doğum gününü veya şehadet gününü bilememektedirler. Bunları bilmemek demek kişinin marifet sahibi olmadığı anlamına gelmez. Ancak hadiste şöyle geçmektedir:
من مات و لم یعرف امام زمانه مات میتة جاهلیة (Zamanın imamını tanımadan ölen kimse cahiliye ölümü üzerine ölmüştür.)
Ehlibeytin (a.s) bir çoğu faziletlerde aynıdır. İbadette, hem genel anlamda hem de has anlamda ilk saftadırlar. Bu büyüklerin bir çoklarının hallerinde zikredilmiştir ki abdest aldıkları sırada abdestleri neşe içinde ve likaullah ve Allah'ın ziyaretiyle iç içeydi. Ehlibeyt-i İsmet ve Taharetin namazları, "kurban külli takiyyin" (Her takvalı ve sakının kişiyi Allah'a yaklaştıran) ve miraç idi. Emire'l Mümin'in Hz. Ali'nin (a.s) namaz sırasında ayağından ok çıkardıklarında olayın farkında olmadığı rivayet edilmiştir. Tüm imamlar hakkında Onların Kur'an ve duaya karşı özel bir bağlılıkları olduğu belirtilmiştir. Ehlibeyt-i İsmet ve Taharet (a.s) lebbeyk dediklerinde kendilerini Allah'ın huzurunda görüyorlardı. Hz. İmam Hasan (a.s) yanında merkep olmasına ve istifade etme imkanı olmasına rağmen yaya olarak bir çok kez hacca gitmiştir. İmam Hasan (a.s) bu hareketi ile Zat-ı Mukaddesi Rububi'ye olan aşkının ölçüsünü göstermek istiyordu. İnsanlara davranışlarında da Ehlibeyt (a.s) örnekti. Bunun şahidi İmam Hasan (a.s) hakkında kitap yazan herkesin kitaplarında naklettikleri şu olaydır. Şamlı adamın birisi İmam Hasan'a küfrediyordu. Şamlı adamın küfür ve hakaretleri bittikten sonra İmam Hasan (a.s) şöyle buyurdu: Görüyorum ki yoldan gelmişsin, dinlenmek için bir yerin var mı? Eğer dinlenmek için yerin yoksa bizim geniş evimiz var. Eğer açsan evimize gidelim yemek vereyim." Şamlı adamın küfürlerine karşılık İmam Hasan (a.s) bu şekilde davranmıştı. İmamın bu davranışı Şamlı adamı o kadar sarsmıştı ki özür dilmeye başlamış ve bazı rivayetlerde bir hafta İmamın misafiri olarak kaldığı nakledilmiştir. Şamlı adam şöyle demiştir: "Allah, risaletini nerede karar kılacağını bilir."
Eğer birisi ibadet, züht, dostluk, insanlara sevgi, sabır ve şecaatin anlamını bir yerde görmek istiyorsa Ehlibeytin (a.s) peşi sıra gitmelidir.
ABNA:
— Öyleyse Masum İmamları tek boyutlu olarak görmek doğru değildir.
Ayetullah Seyyid Ahmet Hatemi:
— Maalesef İmam Hasan'ın (a.s) simasını tasvir eden bazı tasvirler İmamın şecaatini az göstermektedir. Halbuki şehitlerin efendisi İmam Hüseyin'in (a.s) damarlarında akan kanın aynısı İmam Hasan'ın (a.s) da damarlarında akmaktadır. Aynı şekilde Müminlerin Emiri Hz. Ali'nin (a.s) damarlarında aktığı gibi. Onlar, şecaat abidesi şir-i merdandırlar. (insanların aslanı) örnek olarak İmam Hasan ve İmam Hüseyin (a.s) Sıffın savaşında ön saflarda göğüs göğüse savaşıyorlardı. Bu, Ehlibeytin sahip olmadığı hiçbir faziletin olmadığını göstermektedir.
Merhum Hace Nasır Tusi "Tecridu'l İtikad" kitabında kelam alanında şu açıklamada bulunmuştur: Bizler, Ehlibeyt-i İsmet ve Taharetin faziletlerde en üstün şahıslar olduklarına inanıyoruz. Delili ise şudur:
أَفَمَن يَهْدِي إِلَي الْحَقِّ أَحَقُّ أَن يُتَّبَعَ أَمَّن لاَّ يَهِدِّي إِلاَّ أَن يُهْدَي فَمَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
"Öyle ise hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır; yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan mı? Size ne oluyor? Nasıl (böyle yanlış) hükmediyorsunuz? (Yunus, 35)" İmam olacak kişi her fazilette öncü olmak zorundadır. Masum İmamların (aleyhimu's selam) sıfatları konusunda bu lakapların bazılarını Hz. Peygamber efendimiz (s.a.a) onlara vermiş bazılarında da halk arasında maruf olmuştur. İmam Hasan'a (a.s) kerim dedikleri için bunun anlamı öteki imamların kerim olmadığı değildir. Bunun anlamı bu sıfatın İmam Hasan'ın (a.s) bir nişanesi olduğudur. Veya dokuzuncu imama Cevat (cömert) diyoruz, bunun anlamı öteki imamların cevat olmadığı değildir. Bunların her birisi bir sıfatla tanınmıştır. Bu sıfatların menşei ise bazen Peygamber efendimiz (s.a.a) bazen başka imamlar bazen de halk arasında konuşularak olmuştur.

ABNA:
— Belki de bu eksik bakış açıları ve bir boyutlu düşünce günümüzde Hıristiyanlık ve Budizm gibi öteki dinlerin sevgi dini olarak tanınmasına ve İslam dinin ise şiddet dini olarak tanınmasına sebep olmuştur!
Ayetullah Seyyid Ahmet Hatemi:
— İslam dini, itidal dinidir ve asla Hz. Mesih İsa'ya nispet verilen "eğer sağ yüzüne vursalar, sol yanağını da takdim et" sözünü kabul etmemektedir. Bu konu Kur'anla uyum içinde değildir ve dolayısıyla zillet sayılmaktadır. İmam-ı Rahil Azim-i Şan (İmam Humeyni) bu sözün yalan olduğunu ve böyle bir sözün Hz. İsa gibi büyük bir peygamber tarafından söylenemeyeceğini söylemiştir. Dolayısıyla biz, o sevgiyi din dışı bilmekte ve İslam dininin de yalnızca şiddet dini olarak görülmesini yanlış bulmaktayız.
İslam dininin yasalarını koyan Allah'tır, dolayısıyla İslam itidal mektebidir. İftitah duasında şöyle buyrulmaktadır:
"و ایقنت انک انت ارحم الراحمین فی موضع العفو و الرحمة و اشد المعاقبین فی موضع النکال و النقمة" Ben Allah'ın, şefkat zamanı erhemerrahimin (çok bağışlayan), ancak azap zamanı da en acı azap eden olduğuna yakin etmekteyim. İftitah duası, Ramazan Ayının muteber ve güvenilir dualarındandır. Bu dua İmam Mehdi'nin (a.f) has naibine mensup bir duadır ve bunu İmam Zaman'dan aldığı bellidir.
Bilinmelidir ki yalnızca şiddet ve huşuneti konuşmak ve sevgi ve şefkatten bahsetmemek ifrat olduğu gibi sevgi ve şefkatten konuşup şiddetten konuşmamak da ifrattır. Her ikisini de birlikte konuşmak gerekir. Batılıların bizler için kurdukları tuzaklara düşmemeliyiz. Onlar, öteki dinleri sevgi dini olarak lanse ederek fıtrat dini İslam'ı bir kenara bırakmak istemektedirler.
Dostların İmam Humeyni'den naklettiklerine göre İmam defalarca şöyle buyurmuştur: İslam'a en büyük darbeyi onu bir boyutlu tefsir edenler vurmuştur. İslam'ın zühdünü gördüler, ancak İslam'ın istediği dünyanın bayındır olmasını görmediler. İslam'ın her şeyini matrah edeceğimiz bir yere ulaşmalıyız. Örnek olarak Aşura vakıasında Seyyid-i Şühedanın (a.s) cesaret ve şecaatini, Hz. Ali Ekber'in (a.s) cesaret ve şecaatini ve aynı şekilde Hz. Ebu'l Fadlı'l Abbas'ın (a.s) şecaati matrah edilmelidir. Bu mantığı batının kirlenmiş hümanizmi kabul etmemektedir. Nakledilen bazı rivayetlere göre Hz. Ali Ekber (a.s) yüz yirmi kişiyi öldürdükten sonra şehit olmuştur. Hz. Abbas b. Ali (a.s) seksen kişiyi cehenneme gönderdikten sonra şehit olmuştur. Ancak bizler, bu gerçekleri nakledersek batılılar İslam dinini şiddet dini olarak tanıtırlar diye söylememeliyiz. Onlar şiddete batmış durumdadırlar. Eğer birileri batının liberal demokrasisine bakmak istiyorsa Amerika'nın bugünkü durumuna baksınlar. Bu her şeyi aydınlatır. Bush, Hristiyancılık arenasında radikal bir Hristiyan'dı. Ancak bu cinayetçi katiller her alandadırlar. Yemen'de Yemen diktatörünü koruyan bunlardı. Libya'da kendilerini müsamaha sahibi olarak tanıtırlar, halbuki bu cemaat için Libya diktatörünü öldürmek çok kolaydır. Çünkü şiddettin içinde ve şiddette bulaşmış insanlardır. Ancak sevgiden dem vurmaktadırlar. Bu da paradoks ve tezattır, yani yalandır.
Dolayısıyla eğer bizler onlar (batılılar) İslam dinini şiddet dini olarak tanıtırlar düşüncesi ile yalnızca sevgi ve muhabbetten konuşursak yanlış yapmış oluruz. İslam'ı bir boyutlu olarak tanıtmamamız gerekmektedir. Ehlibeytin (a.s) çehresini olduğu gibi dünyaya anlatmalıyız. İmam Hasan ve İmam Hüseyin'in (a.s) sevgisinden bahsettiğimiz gibi onların kati tutumlarından da bahsetmeliyiz. İşte bu, kendi yerinde sevgi ve şefkat ve kendi yerinde şiddettir.

ABNA:
— Bu tek boyutlu düşünceler bazı dini meclislerde de görülmektedir. Örneğin mübarek Ramazan ayında yahut Muharrem ayında, meclislerde o kadar çok şefaat ve tevessülle ilgili konuşulmaktadır ki ancak marifet ve tanıtmaya o kadar önem verilmemektedir. Şöyle ki eğer siz İmamı (Peygamber ve Ehlibeyti) tanımaz ve onlara marifetiniz olmazsa, şefaate nail olmazsınız denilmemekte, ancak meddahlar ve bazı konuşmacılar şefaati o kadar abartmaktadırlar ki dinleyiciler özellikle gençlerin zihinlerinde şöyle bir şey icat olmaktadır: yas ve matem tutularak İslam'ın bazı konularına riayet edilmese de olur. Bu konuda sizin düşünceniz nedir?
Ayetullah Seyyid Ahmet Hatemi:
— Anlatılması zorunlu olan konulardan birisi şefaat konusudur. Çünkü Vahabiler tarafından cahilce onunla ilgili şüpheler oluşturulmaktadır. Bizler Vahhabilerin Kur'an karşıtı propagandaları ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla şefaat ve tevessülün önemi konusunda konuşulmalıdır, ancak dikkat edilmelidir ki konuşmaların tarzı farklılıklar arz etmektedir. Bazen şefaat konusunu bir inanç konusu olarak gündeme getirmekteyiz. Örnek olarak Peygamber efendimiz (s.a.a) kimlere şefaat edecek, kimlere şefaat etmeyecektir. Ebu Basir diyor ki İmam Cafer Sadık'ın (a.s) şehadetinden sonra başsağlığı için ailesinin evine gittim. Bana dediler ki İmam Cafer Sadık'ın (a.s) son anlarında burada olmadığından ne dediğini duymadın. İmam Herkesi bir araya topladı ve bir cümle diyerek dünyadan göçtüler: "Namazı hafife alanlara şefaatimiz ulaşmayacaktır."
Dini meclislerimiz, akılcı, istidlal içerikli ve kutsal duygu ve hislerle iç içe olmalıdır. Bunların tamamı insanları eğitme yönünde kullanılmalıdır. Dolayısıyla şefaat ve tevessülü anlatmakta bir sorun yoktur. Sorun anlatım tarzında ve söylemdedir.
Bu konuda Kur'an ve Ehlibeytin (a.s) anlatım tarzı kullanılmalıdır. Her ne zaman Kur'an itikadi bir konuyu anlatırsa peşi sıra onun pratik bir örneğini de göstermektedir. Eğer muhlis ve muhlesi tanıtmak istiyorsan, Hz. Yusuf ve Hz. Musa (a.s) örneklerini zikretmektedir. Eğer inatçıların sonunu görmek istiyorsan, inatçı ve serkeş kavim, ümmet ve tağutları zikretmektedir.
ABNA:
— Kur'an'ın bu metodu, meclislerdeki insanların idrak ve eğitim düzeylerinin farklılıklar arz etmesinden dolayı zor olabilir.
Ayetullah Seyyid Ahmet Hatemi:
— İnsanların umumun katıldığı toplantılarda akli ve felsefi konuşmalardan kaçınmak gerekir, çünkü dinleyicide bıkkınlık oluşturur. Örneğin Ramazan'ın birinci ve ikinci günü meclise gelir, ama diğer günler ortalıkta yoktur. Öte yandan eğer din, yalnızca duygusal olarak anlatılırsa dinin bilimsel ve akli yönünün peşinde olanlar o konuşmadan yararlanamazlar. Dolayısıyla, hutbe ve vaazların, genel hususları vardır ve örnekleri ortaya konulmalıdır. Bendeniz, kendi kendime her minberden önce muhataplarıma hangi mesajlar vermeliyim konusunda düşünmekteyim. Felsefede bu nihai hedefe "gay-i illet" denilmektedir. Gerçekte faili illet de bulunmaktadır. Gay-i illet, failin faaliyetini tarif etmektedir. Şöyle ki konuşmacı olan ben bu akşam bu hutbemde hangi mesajları vermeliyim? Örneğin gençlere Allah'ı hazır ve nazır biliniz demek istiyorum. Dolayısıyla konuşmayı öyle ayarlamalıyım ki bu amacıma yaklaşmış olayım. Konuşmacının minbere çıktıktan sonra bugün ne konuşmalıyım düşüncesinde olması afettir. Bu tür konuşmalar hutbeye darbedir. Kendisi ne konuşacağını bilmiyor, her ne aklına gelse konuşuyor! Söz sözü açar kabilinden!
Ancak eğer birisi hedef ve amacını belirlerse hem Kur'an ayetlerinden yararlanarak tefsirlere müracaat eder, ayeti açıklar, hadisleri açıklar ve konuşmaya başlamadan önce zihninden konuşacaklarını geçirir. Örneğin eğer gençlere iffet ve paklık hakkında konuşacaksa iffet ayetlerini ve hadislerini beyan ederiz ve sonra Allah'ında matrah ettiği gibi örnek olarak Hz. Yusuf'u (a.s) anlatırız. Sonra gençlere deriz ki Hz. Yusuf'un yaşantısının hâsılı iki kelimedir. Eğer sizlerde bu iki kelimeye sahip olursanız Hz. Yusuf (a.s) gibi masum olmasanız da onun karakterine yaklaşmış olursunuz. O iki kelime takva ve sabırdır: انَّه مَن یَتَّقِ وَ یَصبِر فَاِنَّ الله لایُضِیعُ اَجرَ المُحسِنینَ
"Kim kötülükten sakınır (takvalı olursa) ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez. (Yusuf, 90)"

ABNA:
— Buradan yararlanarak asıl konumuza dönecek olursak, acaba insanların takva ve sabırdan yoksun olması İmam Hasan Mücteba'nın (a.s) kıyamında yalnız kalmasına neden olmadı mı?
Ayetullah Seyyid Hatemi:
— İmam Hasan (a.s) değerli babası Müminlerin Emiri Hz. Ali'nin (a.s) hükümette kaldığı gibi hükümette sekiz ay kalmıştır. Muaviye'ye de teslim olması için ihtar vermiştir. Ancak nihayetinde durum İmam Hasan'ın (a.s) yüce amaçlarına ters gelişmiştir. İmam Hasan'ın (a.s) amacı, Müminlerin Emiri'nin amacıyla aynıydı. Yani Muaviye İmama baş kaldırmış ve adil imama isyan etmiş bir haydut unvanı ile sahneden kaldırılmalıdır. Ancak bu iş için koşullar uygun değildi. Muhtemelen nasıl koşullar uygun değildi diye sorabilirsiniz? İmam Hasan'ı (a.s) yumuşak kahramanlığa iten faktörlerin birkaç sebebi vardır. Bu faktörlerden birisi yaranlarının gevşeklik ve savsaklamasıydı. Bunun kendisinin de kaç sebebi vardı:
1. İmam Hasan'ın (a.s) ordusunun terkibi: İmam Hasan'ın (a.s) ordusunun terkibi uyumsuzdu. Çünkü seçilme durumu söz konusu değildi. Hz. Emire'l Mümin'in (a.s) uyumsuz ordusu İmam Hasan'ın (a.s) ordusuna intikal etmişti. Aralarında para alarak savaşa katılanlar vardı. Her kim onlara para verirse onlar için savaşırlardı. Aralarında ücretliler oldukça fazlaydı. İmam Hasan ve Ehlibeyte (a.s) sevgi besleyenlerin sayısı da oldukça azdı. Bunların sayısı parmak sayısını geçmezdi. Hucr b. Adiyy ve Ömer b. Humg Hazai gibi çehreler azdı. Dolayısıyla bu uyumsuz terkiple Muaviye saflarına karşı savaşma durumu yoktu.
2. Basiretsizlik: İnsanlar gerçekten İmam Hasan (a.s) ve Muaviye'nin kıssasının, masum bir imamla isyancı bir haydudun kıssası olduğunu anlamıyorlardı. Bazıları iki yönetici ve iki devletin mülk için birbirleriyle çatıştıklarını düşünüyorlardı.
3. Takvasızlık: Görüntüde İmam Hasan'la (a.s) birlikte olanlar, dünya menfaatleri için gizlice Muaviye ile irtibat halindeydiler. Örnek olarak Ubeydullah b. Abbas, İmam Hasan'ın (a.s) yakın akrabası ve komutanlarındandı. Ancak Muaviye'nin altın torbaları onu aldatmıştı. Halbuki onun iki çocuğunu Muaviye öldürmüştü ve gerçekte duygusal olarak Muaviye'ye sığınmaması gerekiyordu, ancak altın torbaları işini görmüştü. Takvayı her alanda görmek gerekir. Maalesef bazıları takvayı yalnızca namaz ve oruç gibi şahsi konularla sınırlı görmekte ve takvalı insan namaz ve oruç ehli olmalıdır demektedirler, halbuki takva İslam'ın ahlak sütununda kan misalidir.
Takvanın çeşitli şekilleri vardır. Örneğin: aile takvası, siyasi takva, öğretim takvası, ticaret takvası… Kur'anda gördüğümüz "Allah'tan çekinin" sözünün mısdak ve örneği her yerde bir şeydir:
«یا ایها الذین آمنوا اتقوا الله و قولوا قولا سدیدا» «یا ایها الذین آمنوا قوا انفسکم و اهلیکم نارا وقودها الناس و الحجارة»
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin. (Ahzab, 70)", "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. (Tahrim, 6)" Buradaki takvanın mısdak ve yeri seninle, aile yaşantısı arasındadır. Siyasi arenadaki takvanın yeri ise, şer'i hüccet ve imama itaattir. Birisi gece namazı ve ziyaret ehli olabilir, ancak şer'i hüccet ve imama tabi olmazsa bu takvasızlıktır. Dolayısıyla insanların İmam Hasan'a (a.s) tabi olmamalarının nedeni takvasız olmalarından dolayıdır. Hz. İmam Hasan (a.s) savaş emri veriyor, ancak ordu itaatsizlik ediyordu!!
4. Muaviye'nin şeytanlıkları: Muaviye, hile ve düzenbazlıkta birinci sınıf bir hileciydi. İlginç nokta, tüm olanlara rağmen İmam Hasan (a.s) barış isteğinde bulunmamış, barış ve sulh isteği Muaviye tarafından gerçekleşmiştir. Muaviye, ne şartınız varsa kabul edeceğiz demiştir. İmam Hasan (a.s) zamanını iyi tanıyan bilinçli ve uyanık bir komutan gibi amel etmiş ve barış anlaşmasında olması gereken her maddeyi yerleştirmiş ve Şehitlerin Efendisi Ebu Abdullah İmam Hüseyin'in (a.s) kıyam ortamını hazırlamıştır. Dolayısıyla çeşitli kitaplarda da kaydedildiği gibi şehitlerin efendisinin kıyamı Hüseyni kıyam olmadan önce Hasani bir kıyamdır.
Çok şükür bu alanda güzel çalışmalar yapılmıştır. İmam Hasan'ın (a.s) sulhu konusunda en güzel kitap Merhum Al-i Yasin'in kitabıdır. İmam Hamaney onu "İmam Hasan'ın (a.s) sulhu" diye tercüme etmiştir.
ABNA:
— Günümüzde ister havas ve isterse umumun yanındaki karışıklıkların ana nedeni beşeri yaşamın çeşitli alanlarında Ehlibeytin (a.s) siyresinin pratik yaşantıda rolünün olmamasıdır. İmam Hasan'ın (a.s) hayatında yaşanan olaylardan nasıl ibret dersi almalıyız?
Ayetullah Seyyid Ahmet Hatemi:
— Bizim için ibret alınacak ilk ders, eğer İslam ümmeti zaferin zirvelerini fethetmek istiyorsa itaat edecekleri doğru, adil ve salih bir lidere sahip olmalıdırlar.
Bilinmelidir ki yalnızca salih bir liderin olması derdimize derman olmaya yetmez. Salih bir lider olan Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: "İtaat etmeyenlere benim bir sözüm yoktur!" sizler Hz. Ali'nin (a.s) sözünü dinlemiyorsanız, Hz. Ali (a.s) ne yapsın? Mısır, Tunus, Bahreyn ve Yemen'deki halk kıyamlarını yapan halklar bilmelidir ki sadece diktatörleri devirmekle kıyam olmaz, bilakis kıyam yüce hedef ve amaçlara ulaşmakla olur.
Başka bir nokta ise, uzun soluklu hedeflere ulaşmak için önemli bir rolü olan takva ve basirettir. Tarihin şahitlik ettiği gibi İmam Hasan Mücteba'nın (a.s) ordusundaki halsizlik, gevşeklik ve dünya perestlik İslam'a büyük bir darbe vurmuştur. İmam Hasan'ın (a.s) işini yaptığı doğrudur, ancak insanların basiretsizliği yüzünden Şiiler için siyah bir dönem yaşanmıştır. Muaviye, Ziyad hanedanını Şia'yı saklandıkları yerlerden çıkararak katletmesi için görevlendirdi. İslam ümmeti için bulanık geceler yaşandı. Bunların hepsinin nedeni İslam toplumunda baş gösteren dünya peşinde koşmak, tembellik ve hedefsizlikti. İmam Hasan'ın (a.s) siyre ve döneminde dersler alınmalıdır ki bir daha bu tür acı olaylar yaşanmasın.
Son olarak zafer kazanmak için düşman tanımanın gerekliliği konusuna dikkat edilmelidir. Düşman ve düşman komploları bilindikten sonra onunla mücadele etmek kolay olur.

ABNA:
— Son olarak Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA hakkında tavsiyeleriniz varsa buyurunuz.
Ayetullah Seyyid Ahmet Hatemi:
— ABNA Haber Ajansı'nın haberleri tam olarak ihtisas üzerinedir. Şöyle ki insan kendisini sanki o atmosferin içinde gibi hissetmektedir. Çabalarınızdan dolayı teşekkür ederiz.
ABNA:
— Bize ayırdığınız vakitten dolayı size teşekkür ediyoruz.