Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Bu süreç içerisinde Suudi Arabistan, Ürdün, Katar gibi ülkelerde yayınlanan gazetelerin manşet haberleri genelde ABD’nin sözcülüğünü yaptı. Örneğin zirvenin sonucuna dair haberi Dar Al hayat “Çoğunluk şiddetli bir karşılık istedi” manşetiyle verdi. Şark Al Awsat, “11 ülke Suriye’ye karşı şiddetli bir karşılık istedi” diyerek benzer bir başlık attı. Benzeri haberlerin örneklerini çoğaltmak mümkün. Burada dikkat çeken nokta, gazetelerin manşet haberlerini bir tarafa bırakırsak eleştirel makaleler yazan yazarların sayısının artması. Suriye halkını koruma, kimyasal silah kullanımını engelleme gibi gerekçelerin gerçek amacı gizleyen ve meşruluk kazandırmaya yönelik bir söylem olduğuna dair görüşler yer aldı.AMAÇ İSRAİL’İN GÜVENLİĞİBuna en bariz örnek, Ürdün basınında yer alan ve sayfada da yer verdiğimiz bir makale. Ürdün, yakın zamanda Suriye’nin dostları çekirdek grubunun genelkurmay başkanlarına ev sahipliği yapmasına ve muhaliflere yönelik her türlü destek sunmasına rağmen ülkenin önemli gazetelerinden Alrai’de Suriye’ye müdahale tartışmaları ile ilgili dikkat çekici bir makale yayınlandı. Yazar Dr. Fahd Alfanek, “İsrail için” başlıklı yazısında müdahalenin temel nedeninin Suriye’nin kendisi olmadığını, “İsrail’in güvenliği” olduğunu yazdı. Yazar makaleye “ABD’nin Ortadoğu’daki hareketlenmesinin Suriye’nin bizzat kendisini hedef aldığını zannedenler yanılırlar. ABD’nin iki hedefi var; kesin bir şekilde asıl amaç olan İsrail’in güvenliği ve İran’ın İsrail için tehdit olacak atom silahına sahip olmasının caydırılması” tespiti ile başlıyor.ÖNE ÇIKAN ÖRNEK IRAKKöşelerde işlenen konulardan birisi Irak müdahalesi ve sonuçları oldu. Dar al hayat gazetesinden Hüsam İtani’nin makalesi “Suriye’nin geleceği Irak mı?” başlığını taşıyor. Makalede, Suriye’ye müdahaleye karşı çıkanların verdikleri örneğin başında Irak’ta müdahale sonrası ortaya çıkan gelişmeler olduğuna vurgu yapıyor. Sayfada yer verdiğimiz Hişam Melhem imzalı “Irak hayaletleri” başlıklı yazıda ise ABD başkanlarının girdiği savaşlar ve sonuçları özetleniyor. Yazar, Obama’nın Suriye’den her bahsettiğinde Irak işgalinin sonuçları nedeniyle “yorgunluk” ve “halsizlik” hissettiğini belirtiyor.ARAP HIRİSTİYANLAR SALDIRIYA KARŞISuriye, Lübnan, Irak, Mısır gibi birçok ülkede azınlık konumunda olan Arap Hıristiyanlar Suriye’ye karşı yapılacak saldırıya karşı olduklarını açıkladılar. Ürdün’ün başkenti Amman’da bir araya gelen 50’den fazla bölgesel Hıristiyan lider ve dünya genelinden Hıristiyan ve Müslüman bilim insanı, Suriye’ye müdahaleye karşı olduklarını ifade ettiler. Hıristiyanlar bakımından da Irak yerlerinden edilmiş 500 bin Hıristiyan nedeniyle Suriye’ye saldırıya karşı öncelikle gösterilen örnek oldu. Buna karşılık Körfez ülkelerinin oluşturduğu Körfez İşbirliği Konferansı, Suriye’ye acil müdahale istedi. Görünen o ki bazı Arap devletlerinin yöneticileri ne Irak’tan, ne Afganistan’dan ne de son olarak kaosa sürüklenen Libya’dan ders çıkarmış gözüküyor.KÖRFEZ İŞBİRLİĞİ KONSEYİ MÜDAHALE İSTEDİGulf News Körfez İşbirliği Konseyi, “Suriye halkını kendi hükümetinin zulmünden kurtarmak” için uluslararası toplumu hemen müdahale etmeye çağırdı. KİK Genel Sekreteri Abdul Latif el Zayani, “Soykırım ve Suriye halkının karşılaştığı ağır insan hakları ihlalleri, uluslararası toplum tarafından bir acil müdahale gerektirmektedir” dedi. Açıklamada müdahalenin amacının, “kendi rejiminin baskısından kardeş Suriye halkını kurtarmak ve acılarını sona erdirmek” olduğu belirtildi. Körfez İşbirliği Konseyi, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden oluşuyor.İSRAİL İÇİNDr. Fahd AlfanekAlraiABD’nin Ortadoğu’daki hareketlenmesinin Suriye’nin bizzat kendisini hedef aldığını zannedenler yanılırlar. ABD’nin iki hedefi vardır; kesin bir şekilde asıl amaç olan İsrail’in güvenliği ve İran’ın İsrail için tehdit olacak atom silahına sahip olmasının caydırılması.İran’ın caydırılmasının önemi; ABD’nin İran nükleer bombasına hedef olma endişesi nedeniyle değildir. İran’ın binlerce hesap içinde olan büyük bir bölgesel güç olması ve atom bombasıyla İsrail’le denge oluşturacak olması sebebiyledir. Atom silahı kullanmaya değil caydırmaya yöneliktir ve İran’ı bölgesel hegemonyası olan bir devlete dönüştürecektir. Başka sorunlarda da olduğu gibi Suriye meselesinde de İsrail, ABD’nin esas önem gösterdiği noktadır. Hatta İran konusunda da en önemli nokta İsrail’dir. ABD, bölgede hayati çıkarları söz konusu olsa bile imkanlarını İsrail’in yanında kullanacağını kanıtlamıştır. ABD’nin şiarı; “İlk önce İsrail’dir”. İsrail’in gözleri için ABD, Suriye’de el Kaide ve benzeri örgütlerle yan yana savaşmaya hazırdır.İsrail, yönetimde ister Demokratlar olsun ister Cumhuriyetçiler Amerikan siyasetinin Ortadoğu’da etrafında dolaştığı merkez noktadır. ABD, tek yönlü hareket içinde değildir. Fakat hiçbiri İsrail’in çıkarları ve güvenliğinin önüne geçemez. Petrol ikinci sıradadır ve daha az önemlidir.Birinci Bush, 1991’de 33 devletle “Kuveyt’i, halkını ve onun emirini” sevdiği için Irak’a saldırmadı. Merkezi bir Arap devletinin petrolü kontrol etmesini ve bir milyona yakın askeri olan bir orduya sahip olmasını engellemek için yaptı. Böyle bir devlet, İsrail’in güvenliğini tehdit edebilir veya en azından bölgede bir dengenin oluşmasına yol açabilir.IRAK HAYALETLERİHişam MelhemAnnaharHerhangi bir Amerikan başkanının askeri gücü nasıl kullandığını veya kullanmadığını irdelemek; onun şahsiyetini, mirasını ve tarihteki yerini belirlemek için çok katkıda bulunacaktır. ABD’nin üç büyük başkanı George Washington, Abraham Lincoln ve Franklin Roosevelt kaçınılmaz üç savaşa tanıklık ettiler. Bağımsızlık savaşı, iç savaş ve ikinci dünya savaşı. Birinci savaş Amerikan cumhuriyetini doğurdu. İkincisi bölünmekten kurtardı ve birliğini sağladı. Üçüncüsü ise süper güç haline getirdi.Vietnam savaşında kritik bir askeri başarı kazanmak imkaânsızdı. Johnson’un ikinci sefer aday olmamasına neden oldu. Savaş, Johnson’un insan hakları ve sağlık hizmetleri konusundaki iyi sicilini olumsuz etkiledi. Carter, Tahran’daki rehineleri kurtarmada başarısız olduktan sonra, Ronald Reagan onu seçimlerde yenmeden önce İran çölünde mağlup oldu. Reagan kendi döneminde Beyrut’ta deniz kuvvetlerinin karargahının bombalaması nedeniyle utanç içerisine girdi.Irak’ın 1991’de Kuveyt’i işgal etmesinden sonra George Bush, Irak’a karşı askeri güç kullandı. Baba Bush Irak’ta askeri güç kullanılması konusunda dikkatli ve hassastı. Oğul Bush ise güç kullanmada pervasız ve aşırıydı. Hatta Afganistan’da savunma amaçlı durumda olduğunda bile. O zaman toplum Usame Bin Ladin ve el Kaide’nin cezalandırılmasını istedi. Irak işgalinde Bush’un kibri ve elindeki kuvvet zirve yaptı. Irak toplumu ters yüz oldu. ABD neredeyse on yıldır kendini, “karmaşık bir toplumu yeniden oluşturmak” gibi imkansız bir görevi gerçekleştirmek için çalışır buldu. Dünya, ABD operasyonlarının Anbar çölündeki, Bağdat ve Felluce sokaklarındaki boyutlarının farkına varınca şok oldu.Oğul Bush askeri güç kullanımında pervasız ve aşırı olunca, Barak Obama’nın güç kullanma ve onun sorumluğunu alma konusuna soğuk bakmasına neden oldu. İlk olarak huzur ve diyaloga inandığı için, lakin bundan önemlisi, Irak savaşı hayaletlerinin gölgesinde yaşadığı için. Bu nedenle bu ülkeden acilen çekildi. Iraklılarla sınırlı bir güç bırakma konusunda bile müzakere etmedi. Obama, Suriye’den her söz ettiğinde, Irak işgali nedeniyle “yorgunluk” ve “halsizlik” hissetmektedir. Belirli bir zaman aralığında sınırlı bir operasyon durumunda olsa bile. Obama Suriye’ye baktığında, Irak’ı ve haletlerini görmektedir… Ve geri çekilmektedir.ARAP HIRİSTİYANLAR SURİYE’YE YAPILACAK SALDIRIYA KARŞIChrista Case BryantGulf NewsBaşkan Barak Obama, dünyayı Suriye’ye saldırı etrafında toplamaya çalışırken, Arap Hıristiyan liderler saldırıya karşı çıktı. Karşı olmalarının gerekçesi ise gerçekleşebilecek bir saldırının kendi toplumlarına karşı bir tepki oluşturacağı endişesi.Amman’da bu hafta 50 den fazla bölgesel Hıristiyan lider ve dünya genelinden bir kaç Hıristiyan ve Müslüman bilim insanı bir araya geldi. Konferansta, “Batının bölgenin Hıristiyan azınlıklarına müdahalesinin tehlikeleri” en güçlü tema olarak ortaya çıktı. 2011 Arap ayaklanmaları sonrası Siyasal İslam’ın yükselişiyle birlikte bölgenin eski Hıristiyan toplulukları zaten kendilerini tehdit altında hissediyorlar. ABD önderliğinde 2003’te Irak’a müdahale sonrasında Hıristiyan toplumunun tahrip edilmesi örneği onları hareketin sonuçları hakkında endişeye itiyor.Süryani Katolik Kilisesi Antakya Patriği Ignatios Yusuf III Younan, Ürdün Prensi Gazi bin Muhammed’in desteğiyle gerçekleşen konferans öncesinde yaptığı açıklamada, “Biz Suriye’ye yabancı bir müdahaleye ısrarla karşı olduğumuzu söylüyoruz” dedi.Mısır’daki gergin durum nedeniyle konferansa katılamayan Mısır’ın Kıpti Kilisesi Papası Anba Tawadros II yaptığı açıklamada, “Biz, azınlıkların korunması için… yabancılar tarafından herhangi bir müdahaleyi kabul etmiyoruz. Müdahale, kendi ülkelerinin Ortadoğu’daki çıkarlarını geliştirmek için aslında bir bahane” dedi.4 milyon nüfuslu Lübnan’da Hıristiyanlar nüfusun üçte birini oluşturuyor. Yaklaşık 9 milyon nüfusu ile Mısır’da bulunan Kıptiler Ortadoğu’daki en büyük Hıristiyan topluluk. Bilindiği üzere, Irak, Suriye, İsrail ve Filistin’de önemli oranda Hıristiyan nüfus vardı, ama siyasi ve ekonomik sıkıntılar ve askeri çatışmalar birçoğunun yurtlarından ayrılmasına neden oldu.Birçok Hıristiyan azınlık, kendi topluluklarının, ABD liderliğindeki savaş ve sonraki mezhep çatışmalarının 1 milyon Hıristiyan nüfusun kabaca yarısını sürgüne ittiği Irak benzeri bir felaketi yaşayacağından korkuyor.Bir Lübnanlı Hıristiyan ve aşırı sağcı Falanjist partisinin milisleri Hizb Al Kataeb eski lideri olan Kerim Pakraduni, “ABD’nin Suriye’de yaklaşan askeri saldırısı, kesinlikle bu durumu bozacak ve kesinlikle mezhepsel bölünmeyi derinleştirecektir” dedi.
8 Eylül 2013 - 19:30
News ID: 461068
Rusya’nın Petersburg şehrinde gerçekleşen G20 zirvesinin ardından Suriye’ye müdahale tartışmaları devam etti. Eğer bir cümle ile özetlenecek olursa G20 zirvesinden çıkan sonuç, uluslararası alanda müdahale konusunda bölünmenin derinleşerek devam ettiğidir.