Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Ne güzel savaş çıkacaktı; Suriye’yi yeniden inşaa (!) edecektik, müteahhitlerimiz cici cici rezidanslar yapacaklardı belki de Halep’e, Şam’a… Lazkiye’yi bir Bodrum, bir Marmaris yapacaklardı, ne de olsa ileri demokrasinin en önemli temsilcilerindeniz biz… Ve tabi en önemlisi Selahaddin Eyyubi Camii’de namaz kılacaktık. Herkes kılamasa da “usta” yerimize kılacaktı, bazılarımız da alkış tufanı kopararak diktatör Esad’ın gidişini, çok demokrasi sever(!), hak ve özgürlük savaşçılarının(!) Suriye’ye, en ileri demokrasi örneklerini yaşatmasını izleyecektik.
(M)USA
Çok insaniydi(!) istekleri. Bir diktatörün kendi halkına zulmüne karşı durmaya çalışan bir avuç kahraman politikacıydı bizim hükümet. Öylesine canları yanıyordu ki zulüm karşısında; birkaç yıl önce can ciğer kuzu sarması olup, el ele gezdiği kardeşi Esad’ın, bir anda diktatör olduğunu farkediverdi(!) Hatta aslında o kadar tehlikeliymiş ki , zamanında one minute diyerek ağzının payını verdiği, yerine oturttuğu, hatta karşılığında telefonda, sesini çok özlediği Obama aracılığıyla üzgün olduklarını bile söylettiği İsrail’le beraber saldırmakta hiçbir sorun yoktu. Mısır’da İhvan’a yapılan zulüm nedeniyle “şeytan” olan ABD ve İsrail; Suriye’de Alevi Esad karşısında bekledikleri Musa’ydı.
Doğru; aslında Musa’yı Mısır için bekliyorlardı ama ne vardı ki birkaç meridyenlik coğrafik bir sapma olmuşsa. Sonuç olarak, beklenen (M)USA işlerine yarar bir yere gelecekti ama olmadı. Çok üzüldüler, kızdılar. Bu sırada insanların dikkatini çeken şeyler olmadı değil tabi. Örneğin demokrasi savaşçısı(!) ÖSO ve El – Nusra gibi çetelerin sırf Alevi ve Kürt oldukları için Rojava’da ve Lazkiye’de yaptıkları katliamlara, tecavüzlere hiç ses çıkartmadılar. Hatta bunlar ortaya çıktıktan sonra bile “onlar bizim dostlarımızdır” diyen dışişleri bakanlarına maruz kaldık günlerce.
Üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen, hâlâ konteynırlarda yaşayan kendi depemzedelerine bir hizmet götürmeyi akıl edemezken(!), kaçan Suriyeli muhalifler için mülteci kentleri inşa edilip, elektrik bağlanmış, sağlık hizmetleri bütün hastanelerde ücretsiz sağlanırken, üstüne cep harçlığı bile vermişlerdi. Hatta eğitim alanı bulamayan ve toplantılarını güven içinde yapamayan ÖSO komutanlarını bile burada ağırladılar. Misafirperver ülkeyiz işte, huyumuz kurusun. Fakat; savaştan kaçan ve İstanbul’da parklarda yatan Alevi ailelere sahip çıkmayı unuttu(!) hükümet, hatta sahip çıkan cemevlerini basmaya kalktı. O sıralarda cemevi kurşunlandı(!). Fakat bunların hesabını sormak haddimize düşmezdi tabi. Sonuçta “usta”; Alevilik Ali’yi sevmekse dört dörtlük Alevi’ydi. Ona göre cemevleri ibadethane değil, kültür merkeziydi ama yine de dört dörtlük aleviydi. Gezi Direnişi sırasında öldürülen Ethem, Ali İsmail, Abdullah, Ahmet, Mehmet Alevilerdi ama usta; bir başsağlığı bile dileme gereği duymamasına rağmen dört dörtlük Alevi’ydi. Hatta öylesine Alevi’ydi ki cemevinin ancak camiyle yapılmasına ve bunun dayatılmasına karşı çıkan Tuzluçayır halkına ve onlara destek veren Armutlu, Gazi, Akkapı gibi Alevi yoğunluklu mahallelere günlerce saldırılmasına göz yumacak kadar, cemevi sevdalısı dört dörtlük bir aleviydi. Rakibini; alevi olduğu için yuhalatır, Ahmet’in öldürüldüğü saldırıyı protesto etmek için yapılan eylemlerin Esad için yapıldığını iddia eder, Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı anmaz, Sivas sanıklarının serbest bırakılması için, “hayırlı olsun” der, köprüye Yavuz Sultan Selim ismini verir ama dört dörtlük Alevi’dir. Dört dörtlük insan olmanın önemini anlamaz usta, Alevi olunacaksa onun da alası ben olurum der, ne de olsa Alevi olmak Ali’yi sevmekten ibaret(!) değil midir? Değildir işte usta… Sadece Ali’yi sevmek değildir, insan sevmektir önce Alevilik. Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Arap, Müslüman, Hıristiyan olduğuna bakmaksızın insan sevmektir.
O yüzden biz insan severiz. Kim olduğu, ne olduğu önemli değildir. Biz insana ağlarız, Türkiye’de, Suriye’de, Mısır’da olup olmaması önemli değil. En önemlisi biz içimizden geçeni söyleriz, dürüstlük önemlidir. Belki çok konuştum, belki hoşuna gitmez bazılarının… Doğrudur ama ne demiş Hz. Ali: “ Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.” Yani anlayacağınız, sayın dünya dertleriyle pek ilgili, duyarlı, komşu sever, zulüm karşıtı(!) yöneticilerimiz. Ben; savaş çıkmamasına hiç üzülmedim. MAALESEF!
Evrensel / Barış Atay