Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Bir yandan Amerika Dışişleri Bakanı Kerry’nin İsrail ziyareti kendileri için yeniden kutsanma merasimi olurken, diğer yandan Amerika Savunma Bakanı Chuck Hegel’in aracılığı ile Amerika’nın bütün bu kırgınlıklardan sonra ilk defa Arap müttefikleriyle buluştuğu Bahreyn Konferansı da adeta günah çıkartma merasimine dönüştü.Kendisine oldukça kızgın olan Suudi Arabistan’ın gönlünü özel bir ziyaret ile alacağını defalarca dillendiren Hagel, adeta kendisine küsmüş aşkının gönlünü almak isteyen aşıklar gibi davranıyor. Suudi Arabistan ile adeta prestij yarışına girerek onunla son zamanlarda düello kavgasına tutuşan Katar’ı da sakinleştirmek gerektiğini fark eden Amerika, daha fazla kendisi için kavga etmemeleri için bu sefer Katar’ı da ihmal etmeyerek onu da müstakil bir ziyaretle gönlünü alacağını söyledi.Katar ve Suudi Arabistan adeta aynı erkeğe aşık olmuş iki kaprisli kız gibi davranıyorlar. Amerika da ikisini birden idare etmek isteyen küstah ve yüzsüz bir Casanova gibi davranıyor. Görünen o ki, şımarık oğlu İsrail’i teskin eden bu Casanova, kaprisli aşıklarının da gönlünü bir ziyaretle alacağa benziyor. Çünkü bu oyunda herkes birbirine muhtaç, ama herkes ve bütün dünya da artık biliyor ki, bu aşk sadece çıkar aşkı.Bu pek çıkarlı aşk oyununa Mısır savunma bakanı Sisi’de gönüllü katılmak isteyenlerden birisi. Yaptığı devrimden sonra bir türlü Amerika’dan tam not alamadığını hisseden Sisi, uzun süredir kapris üstüne kapris yaparak dikkatleri üstüne çekmeyi sonunda başarmış gözüküyor. Suudi Arabistan’ın destek çıktığı Sisi’nin, bununla yetinmeyerek Rusya ile Nasır kartını oynayarak daha verimli sonuçlar almak için çabalaması dün itibari ile meyvesini vermeye başladı. Amerika belli ki onu da ihmal etmeyip bir telefon çakmış ki, Sisi dün acil olarak basına gönderdiği ses bandıyla, Amerika ile ilişkilerinin normalleşmiş olduğunu çoşkulu bir sesle halka duyurmuş ve ilk elden Amerikan dolarlarının pek yakında ülkeye girişinin mümkün olacağı haberini müjde bekleyen herkese iletmiş.Sisi, Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin Mısır’a yaptığı yardımlarını devam ettirmekte istekli olduğunu ama Amerika’da yaşanılan ekonomik krizle birlikte alınan kararlardan ötürü şimdilik bunun mümkün olmadığını kendilerine bildirildiğini ileten haberiyle adeta arkasının artık iyice kalınlaştığını önümüzdeki günlerde yapılacak olan anayasa referandumu öncesi dosta düşmana işittirmeye çalışmış.Basına sesli kayıtla demeç veren Sisi, Amerikan’ın her zaman kendilerinin yanında olduğunu ve yaşanılan bu sürecin geçici olduğunu, karşı taraf kendilerine aktarsa bile zaten bunu bildiklerini ve anlayışlı olduklarını ifade etti. Amerika ile dostluklarının hiçbir zaman bozulmayacağını ve eskisi gibi devam ettiğini açıklayan Sisi, “Amerika’nın yaşadığı sadece geçici bir süreç, kanunları şimdilik bunu gerektiriyorsa buna saygı duymamız gerekiyor. Kanunlarla hareket ettikleri için bize yaptıkları yardımları bir süreliğine mecburen kesmiş olabilirler, ama bizim de açık ve net olmamız gerekmektedir. Amerika bu yardımların devam edeceği hususunda oldukça samimi ve istekli olduğunu bize bildirdi” dedi.“Amerika, Mısır’daki değişimi ne devrim ne de halkın iradesi olarak tanımlıyor, bu değişimi doğal ve kendiliğinden olan bir yönetim değişimi olarak tanımlıyor. Biz ise bunu doğal olarak halkın iradesi olarak görüyoruz. Evet çok yara aldık, çok darbe aldık ama artık eski yönetim gitti, yeni kanunlar koyulacak ve artık şura meclisi ya da halk meclisi diye bir şey yok, sadece parlamento olacak” diyen Sisi, adeta aylardır yapmak istediği açıklamayı yapar gibiydi. Ya da aylardır göğsünü gere gere söylemesi gerektiği ama hep yumuşatarak söylediği sözleri adeta sansürsüz ve korkusuzca söyler gibiydi.Aslında bölgeye baktığımızda Amerika’nın bölgede gerçekleştirmek istediği kusursuz hegomanyasına kuralsız ve şartsız hatta üstüne para ödeyerek bunu gerçekleştirmek isteyen ülkelerin başında Suudi Arabistan geliyor diyebiliriz. Bunun elbetteki hem dini, hem de ideolojik boyutları olmasının yanı sıra, bu isteklerinin önünde tabiat kanunu gibi bir türlü yenilemeyen ve her taarruzlarında ayakta kalabilmeyi başaran bir güç vardır: İran gücü..Batı’nın hegomanyasıyla aynı gen kodlarını taşıyan ve dolayısıyla örtüşen Suudluların ataları olan Emevilerin kendilerine miras bıraktıkları Sultanlık ya da Krallık sistemini devam ettirmenin önünde bir Ehli Beyt inancı üzerine kurulmuş olan İran İslam Cumhuriyeti’nin engel teşkil etmesi günümüzdeki Ortadoğu iç ve dış savaşlarının, soğuk ve sıcak savaşlarının en kısa özetidir diyebiliriz. Bölge halkının emperyalizme karşı bilinçlenmesine ve modern kölelik olan kapitalizmin pençesinden dünya mustazaflarını kurtarmak için hizmet veren tek ülke şüphesiz İran’dır. Zira emperyalizme ve onun en temel aracı kapitalizme karşı tek savaşı tarih boyunca Peygamberden sonra İmamlar vermiş ve bu uğurda canlarından olmuşlardır. Son İmam Hz. Mehdi’nin gelişin ortam hazırlamak için kurulan İran İslam Cumhuriyeti’nin temelleri, İmamların bu uğurda can verdikleri ideolojiyi zinde tutmak ve ne pahasına olursa olsun uygulamak üzerine kuruludur.Çıkarlarının önündeki bu yegane engeli elbetteki tek başına kıramayacağını bildiği için Müslüman desteğini kullanmasının hayati bir seçim olduğu gerçeğini hiçbir zaman ihmal etmeyen Amerika, Suudi Arabistan gibi korkak ve köle ruhlu ülkeleri hem maddi olarak hem de kalkan olarak kullanarak bu oyunda en karlı taraf olarak her açıdan kazanç sağlıyor. Körfez ülkelerine düşen tek şey ise petrolle besledikleri Amerika’ya bir de güvenlik sorunlarını halletmesi için para yedirirken, adeta kazançlarının %70’ini ona bağışlayarak kölelik zincirine en zirveden katılmış oluyorlar.Şöyle bir baktığımızda Suudi Arabistan’ın ne pahasına olursa olsun Suriye dosyasında henüz pes etmediğini ve Cenevre 2’yi başarısız kılmak için her yolu denediğini görüyoruz. Irak’taki iç savaşın en büyük finansörlerinden olan Suudi Arabistan, Hıristiyan, Türkmen, Sünni ve Şii kim varsa hepsinin kanını bu uğurda akıtmaya çekinmiyor. Bahreyn’e askeri çıkartma yaparak orada yaşayan Şiilere karşı diktatörlüğün her rengini tattıran Suud’un bu girişimine kimse karışmamış, şu ana kadar demokrasi çığırtkanlığını yapan Batı, Bahreyn adını hiçbir uluslar arası platform ya da oturumlarda ağızlarına almaktan çekinmişlerdir.Yemen’de de faal bir şekilde fitne tohumlarını eken Suudi Arabistan, el-Kaide örgütünün her yeri mayın tarlasına çevirmesi için elinden geleni yapmaktadır. Arkabahçesi olarak gördüğü Yemen’in istikrarını Kuzey’de Husilere (Yemen Şiileri) karşı savaşarak, Güney’de de Suriye’yi destekleyen oluşumu kırmak için ülke içindeki terör faaliyetlerine dolu dizgin devam etmektedir.Lübnan’da da istikrarlı bir hükümetin oluşumuna şiddetle karşı çıkan Suud, Hizbullah’ın hükümette aktif bir şekilde rol almasına engel olmak için elindeki bütün terörist planlarını bu ülkenin topraklarında aktif hale getirmek istiyor. Suriye dosyası bu yüzden onun bu planları için hayati bir önem arzediyor.Pakistan’daki nükleer güç şüphesiz Suudi Arabistan’ın finanse ederek Pakistan’a hibe ettiği bir güçtür. Resmi olarak bu nükleer silahlara sahip olmasa da, Pakistan’ın vasisi olması itibari ile bu mirasta onun da payı olduğunu herkes biliyor.Mısır’da Sisi’ye milyar dolarlık destek veren Suudi Arabistan’ın şimdilik en güçlü kalesi, İhvan’ın da düşürülmesiyle yeniden Mısır kalesidir. Ezeli müttefiği Mübarek’in mirasını Mısır’da yeniden canlandırarak, İhvan’ı destekleyen Türkiye ve Katar gibi rakip ülkeleri de bu şekilde tasfiye etmiş gözüküyor.Yani nereden bakılırsa bakılsın, patolojik bir histerya ile “en güçlü” olmak için çabalayan Suudi Arabistan, bu isteğinin önünde duran kardeşi bile olsa öldürmeyi göze almış durumdadır. Aslında yemeyip içmeyip elindekini avucundakini bu uğurda harcayan bir ülkenin bu kadar histerik olması doğal olsa gerekir. Tek doğal olmayan ise bu histeryasının ve şizofrenik emellerinin günün birinde muvaffak olacağıdır. Çünkü her zaman unuttuğu bir detay vardır ki, bu da Allah’ın da karşı bir plan yaptığı gerçeğidir.Elbette Allah plan yaparken dünyadaki kullarından bu plana ortak olacak müttefikler görmek ister. Zira Allah “ancak değişim için çabalayana o değişimi nasip eder”( Raad-11). İşte İran, bu değişimi yapmak için Allah ile ittifak etmiş ve bunun için bütün imkanlarını seferber etmiş Hakk’ın yegane müttefiğidir. Bu yüzden de başarı onun kaderine kendi çabası neticesinde verilmiş bir haktır, başarısızlık ta Suudi Arabistan gibi şeytanın müttefikliğine soyunmuş ülkelerin kendi çabaları neticesinde kendilerine verilmiş bir haktır.Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de, Afganistan’da, Lübnan’da, Mısır’da intihar saldırılarıyla, bombalamalarla ve silahlı çetelerle zafer kazanacağını sanan Körfez ülkeleri ve başka zavallılar Allah’ın gücüne dayanabilecek kaç kurşunları, kaç füzeleri, kaç zekice planları olduğunu zannediyorlar?! İran bu ilahi gücün sadece dünyevi görünen yüzüdür...Bu gücün her seferinde muzaffer olması, üstelik bütün dünya topyekun ona karşı cephe açmışken, her yöntemi her planı sınırsız bir şekilde uygulamışken, acaba yine de galip gelmesi bir tesadüf müdür?Verilen bu ilahi mesajı almak için hala daha direnmeleri gözlerinin kör edildiği ve kulaklarının sağır edildiğinden ötürü olmasın sakın?! Halbuki, rüzgarları estiren, bulutları yürüten, güneşi doğduran bu gizli elin, kim mustazaflara elini uzatıyorsa onun elinin üzerinde olduğunu bilmek için büyük bir çaba harcamaya gerek yok ki! 1979 yılından itibaren Batı’nın İran dosyası için harcadığı maddi manevi emeğe bir göz atıp, sonra da İran’ın bu emeğe diz çöktürten, Batı yenilmezliğini yenilir kıldıran ve yıkılmaz dağlar gibi izzetle ve şerefle her krizde dimdik ayakta durmayı başaran hikayesine şöyle bir göz ucuyla bile nigâh etmek, bu başarının asla tesadüften ibaret olmadığını dolayısıyla da karşı cephenin başarısızlığa mahkum olmasının oldukça doğal bir son olduğunu anlamak mümkündür.KAYNAKLARhttp://www.aljazeera.net/news/pages/7c60f0a6-1c7a-4582-bd78-741bdbe9512ahttp://www.alalam.ir/news/1542459BETÜL HANZALA
8 Aralık 2013 - 20:30
News ID: 487219
Allah’ın adıyla İran nükleer ittifakından sonra adeta aldatılmış aşıklar gibi hisseden Ortadoğu’daki müttefikleri tarafından aforoz edilen Amerika, bu müttefiklerinin gönlünü teker teker almak için bu hafta yollara düştü.