5 Ocak 2014 - 22:15
2013'ün İran'ı: Kahramanca Esneklik

Türkiye’de yaşanacak herhangi bir değişim, İran’ın sıfır noktasından başlaması anlamına gelecektir.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İran İslam Cumhuriyeti’nin geçirdiği bu sene, diğer senelere benzemiyor. Çok çabuk, fakat senelere yayıldığında, uzun yılları alacak birçok değişikliğe, yarım yılda imza attı.

İran Cumhurbaşkanlığı seçimi, İran’ın diplomasi kulvarında yaşanan dönüşümün noktasını teşkil etti. Zira İran, “Kahramanca Esneklik” başlığı altında ülkesinin içişleri dosyasını tekrar gözden geçirdi ve dış politikada izleyeceği politikanın önceliklerini tasnif etmeye başladı. İran’ın yeni siyasetinde temel referans kabul edeceği bu başlığı, İran İslam Devrimi liderlerinden Seyyid Ali Hamaney’in (Farsça’ya) tercüme ettiği kitaplar arasında yer alan, “ İmam Hasan’ın Islahatı, Kahramanca Esneklik” kitabından esinlenerek koyuldu.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri, İran’ın 2013 yılında şahit olacağı reformların başlangıç noktasıydı. Aslında bu değişiklikler daha seçim sandıkları açılmadan önce İran’da hissedilmişti. Zira aday isimleri kamuoyuyla paylaşılınca İran’da fırtınalar esti. Dışarıda ve içerde yapılan yorumlar 2009 yılındaki sahneleri hatırlatan cinstendi. Bu arada İran özellikle, “İslami Uyanış” ismiyle değişimin kulvarına girmiş bulunmaktaydı.

İran’da, yönetim süresi dolan Mahmud Ahmedinecad’ın tekrar Cumhurbaşkanı olmayacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Fakat 8 yıldır dış ve iç politikada her zaman tartışmaların odağında bulunan isim hakkında soru işaretleri de yok değildi.

İranlıların Şeyh Hasan Ruhani’yi kendilerine Cumhurbaşkanı seçmesi ile birlikte, reformistler büyük bir kapıdan yönetime geçtiler. Yeni Cumhurbaşkanı tarafından açılan bu kapı, daha önce imkânsız denilen şeylerin gerçekleştirilmesini sağlayan, doğuya ve batıya giden yolları açan bir kapıydı.

İran tarihinde, İran İslam Devriminin üzerinden 30 küsur yıl geçtikten sonra ilk kez, İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile şer odağı kabul edilen büyük şeytanın devlet başkanı telefon görüşmeleri yaptı. Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry ile İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in Birleşmiş Milletler konsey oturumunun sonunda bir araya gelmesi de, bu görüşmeye örnek teşkil edecek cinstendi.

İran - Amerika ilişkileri, bu gelişme kadar önemli başka bir gelişmeden bağımsız okunmamalı. İran nükleer dosyası platformunda yaşanan hızlı gelişmeler, Amerika’nın ittifak arayışında olduğunun bir göstergesi oldu. Bu bağlamda başka ülkeler de, gündeme geldi. Özellikle Fransa, bölgede yaşanan siyasi ve ekonomik krizden etkilenen ülkeler arasında yer aldığından dolayı, bu çetrefilli süreci aşmak için İran yatırımlarına öncelik vermeye ve Tahran ile ilişkilerini gözden geçirmeye karar verdi.

Neticede bir süre sonra uzlaşıya varılır. Ve böylece dünyanın kapıları İran’a açılmış olur. Tahran ilk adım olarak uluslararası temsilcisini diplomatik ilişkilerde bulunması için bölgesel bir açılım yapmaya yönlendirir. Ve karşılığında özelde komşulardan, genelde dünya çapından olumlu cevaplar alır. Neticede ise İran’a bölgedeki düğümü, özellikle de Suriye krizi çözmeye ehil bir otorite gözüyle bakılır. Artık herkes çözüm anahtarının tek başına İran’ın elinde olduğuna emin olur.

İran’ın bölgesel pozisyonuna gelince, İran, Irak ve Suriye ile ilişkilerini kökleştirmenin yanı sıra birkaç ay öncesine kadar temelde Suriye krizi nedeniyle ilişkilerinin bozuk olduğu ve en azından izledikleri siyasetten dolayı kendisi ile ters düşen diğer birkaç ülke ile de anlaşma kapılarını araladı. Sonuçta bu ülkeler de değişim sürecinin içerisine girmiş oldu. Özellikle de Suriye dosyasını ilgilendiren konularda. Bu değişimin oluşmasındaki birincil etken bariz bir şekilde Beşer Esed rejiminin bütün gücüyle direnmesi idi. İkinci olarak, müttefiki İran ve Rusya’nın takdim ettiği siyasi ve ekonomik desteğin yanı sıra, birinci dereceden Lübnan Hizbullah’ının verdiği askeri destek sayılabilir. İki durumda da İran meselenin mihenk taşı oldu. Zira Türkiye ve Katar, Suriye’deki krizi siyasi yolla değil de silah zoruyla çözmekten yana bir tavır takındığında, bu iki ülkenin kapısını çalarak, Suriye’de krizin patlak vermesinden bu yana çözümün siyasi yolla olması gerektiğini savunan bir ülke olduğunu dile getiren ilk İran olmuştu.

İran’da geçmişte olmuş bitmiş şeylerin altında bir ya da, birkaç sebebe bağlı olarak karşısına kilitli kapıların set çekilmiş olması yatmaktadır. Bu arada içerde de Ruhani’nin açılımlarını istemeyen ve gece- gündüz Ruhani ekibinin çalışmalarının zayi olması için çalışan bir başka güruh bulunmaktadır. Dillerine doladıkları söz ise, “Dışarı ile yapılan anlaşmalar, içerde hiçbir şeyi değiştirmeyecektir” olur.

Bu noktada devreye İran İslam Devrimi lideri girmiş ve cumhurbaşkanına muhaliflerin tepkilerini yumuşatmak adına iç siyaset ile dış siyaset arasındaki dengeleyici rolü izah etmesi noktasında yol göstermiştir.

Dış platforma gelince, bölgedeki bazı ülkeler, özellikle de İsrail, İran’ın komşularla ve Amerika ile yaptığı nükleer uzlaşıdan asla memnun değil. Zira bu ülkeler, İran’ın Amerika’ya yönelişini yeni problemlerin çıkacağı ve konumu ve pozisyonundan dolayı İran’a olan güvenin sarsılacağı şeklinde yorumlamaktadır.

İşte bunun gibi, İran’ın bölgede kurmaya çalıştığı ittifakların sağlamlığı hususu ise İranlılar tarafından şüpheyle izlenmekte. Örneğin, bugün Türkiye’nin yaşadığı siyasi krize bakılırsa, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hedefe koyulduğu gözüküyor. Orada yaşanacak herhangi bir değişim demek İran’ın sıfır noktasından başlaması anlamına gelecektir.

Buna ilaveten, Irak hareketli günler geçiriyor. Yönetimin devrilmesini isteyenler, tehdit dolu bir sürece giriştiler. Bu işler daha da ileri giderse, belki de ülke bölünmeye doğru gidebilir. İşte o zaman İran’ın önüne, Suriye’nin problemine benzeyen bir problem çıkacaktır. Bu arada, İranlıların gözünde Şam’ın müdafaası, Tahran’ın müdafaası gibidir.

Ali Haşim / israhaber