14 Ocak 2014 - 20:30
Kabirde İnsana Yardımcı Olacak Dualar / Adile Duası

Razı oldum Rabb olarak Allah’a, din olarak İslam’a, peygamber olarak Muhammed’e (Allah’ın selamı onun ve Ehlibeytinin üzerine olsun); kitap olarak Kur’an’a, kıble olarak Kâbe’ye, imam ve veli olarak Ali’ye ve sonraki imamlar olarak Hasan’a, Hüseyin’e, Ali b. Hüseyin’e, Muhammed b. Ali’ye, Cafer b. Muhammed’e, Musa b. Cafer’e Ali b. Musa’ya, Muhammed b. Ali’ye Ali b. Muhammed’e, Hasan b. Ali’ye ve Hüccet b. Hasan’a ki İmam, efendi ve önder olarak onlara selam olsun. Onları seviyor ve düşmanlarından bizar ve beriyim.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-

دعاى عَديله 

شَهِدَ اللّهُ اَنَّهُ لا اِلهَ اِلاّ هُوَ وَالْمَلاَّئِكَةُ وَ اُولُوا الْعِلْمِ قآئِما بِالْقِسْطِ لا

اِلهَ اِلاّ هُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ اِنَّ الدّينَ عِنْدَ اللهِ الاْسْلامُ وَاَنَا الْعَبْدُ

الضَّعيفُ الْمُذْنِبُ الْعاصِى الْمُحْتاجُ الْحَقيرُ اَشْهَدُ لِمُنْعِمى وَ خالِقى

وَ رازِقى وَ مُكْرِمى كَما شَهِدَ لِذاتِهِ وَ شَهِدَتْ لَهُ الْمَلاَّئِكَةُ وَ اُولُوا

الْعِلْمِ مِنْ عِبادِهِ بِاَنَّهُ لا اِلهَ اِلاّ هُوَ ذُوالنِّعَمِ وَالاْ حْسانِ وَالْكَرَمِ

وَالاْ مْتِنانِ قادِرٌ اَزَلِىُّ عالِمٌ اَبَدِىُّ حَىُّ اَحَدِىُّ مَوْجُودٌ سَرْمَدِىُّ

سَميعٌ بَصيرٌ مُريدٌ كارِهٌ مُدْرِكٌ صَمَدِىُّ يَسْتَحِقُّ هذِهِ الصِّفاتِ وَ هُوَ

عَلى ما هُوَ عَلَيْهَ فى عِزِّ صِفاتِهِ كانَ قَوِيّاً قَبْلَ وُجُودِ الْقُدْرَةِ وَالْقُوَّةِ

وَ كانَ عَليما قَبْلَ ايجادِ الْعِلْمِ وَالْعِلَّةِ لَمْ يَزَلْ سُلْطانا اِذْ لا مَمْلَكَةَ وَ لا

مالَ وَ لَمْ يَزَلْ سُبْحانا عَلى جَميعِ الاْحْوالِ وُجُودُهُ قَبْلَ الْقَبْلِ فى

اَزَلِ الآزالِ وَ بَقآئُهُ بَعْدَ الْبَعْدِ مِنْ غَيْرِ اِنْتِقالٍ وَ لا زَوالٍ غَنِىُّ فِى

الاْوَّلِ وَالآخِرِ مُسْتَغْنٍ فِى الْباطِنِ وَالظّاهِرِ لا جَوْرَ فى قَضِيَّتِهِ وَ لا

مَيْلَ فى مَشِيَّتِهِ وَ لا ظُلْمَ فى تَقْديرِهِ وَ لا مَهْرَبَ مِنْ حُكُومَتِهِ وَ لا

مَلْجَاَ مِنْ سَطَواتِهِ وَ لا مَنْجا مِنْ نَقِماتِهِ سَبَقَتْ رَحْمَتُهُ غَضَبَهُ وَ لا

يَفُوتُهُ اَحَدٌ اِذا طَلَبَهُ اَزاحَ الْعِلَلَ فِى التَّكْليفِ وَ سَوَّى التَّوْفيقَ بَيْنَ

الضَّعيفِ وَالشَّريفِ مَكَّنَ اَدآءَ الْمَاْمُورِ وَ سَهَّلَ سَبيلَ اجْتِنابِ

الْمَحْظُورِ لَمْ يُكَلِّفِ الطّاعَةَ اِلاّ دُوْنَ الْوُسْعِ والطّاقَةِ سُبْحانَهُ ما

اَبْيَنَ كَرَمَهُ وَ اَعْلى شَاْنَهُ سُبْحانَهُ ما اَجَلَّ نَيْلَهُ وَ اَعْظَمَ اِحْسانَهُ بَعَثَ

الاْنْبِيآءَ لِيُبَيِّنَ عَدْلَهُ وَ نَصَبَ الاْوْصِيآءَ لِيُظْهِرَ طَوْلَهُ وَ فَضْلَهُ وَ جَعَلَنا

مِنْ اُمَّةِ سَيِّدِ الاْنْبِيآءِ وَ خَيْرِ الاْوْلِيآءِ وَ اَفْضَلِ الاْصْفِيآءِ وَ اَعْلَى

الاْزْكِيآءِ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللّهُ عَلَيْهِ وَ آلِهِ وَ سَلَّمَ امَنّا بِهِ وَ بِما دَعانا اِلَيْهِ

وَ بِالْقُرْآنِ الَّذى اَنْزَلَهُ عَلَيْهِ وَ بِوَصِيِّهِ الَّذى نَصَبَهُ يَوْمَ الْغَديرِ وَ اَشارَ

بِقَوْلِهِ هذا عَلِىُّ اِلَيْهِ وَ اَشْهَدُ اَنَّ الاْئِمَّةَ الاْبْرارَ وَالْخُلَفآءَ الاْخْيارَ بَعْدَ

الرَّسُولِ الْمُخْتارِ عَلِىُّ قامِعُ الْكُفّارِ وَ مِنْ بَعْدِهِ سَيِّدُ اَوْلادِهِ الْحَسَنُ

بْنُ عَلِي ثُمَّ اَخُوهُ السِّبْطُ التّابِعُ لِمَرْضاتِ اللّهِ الْحُسَيْنُ ثُمَّ الْعابِدُ

عَلِىُّ ثُمَّ الْباقِرُ مُحَمَّدٌ ثُمَّ الصّادِقُ جَعْفَرٌ ثُمَّ الْكاظِمُ مُوسى ثُمَّ الرِّضا

عَلِىُّ ثُمَّ التَّقِىُّ مُحَمَّدٌ ثُمَّ النَّقِىُّ عَلِىُّ ثُمَّ الزَّكِىُّ الْعَسْكَرِىُّ الْحَسَنُ ثُمَّ

الْحُجَّةُ الْخَلَفُ الْقآئِمُ الْمُنْتَظَرُ الْمَهْدِىُّ الْمُرجَى الَّذى بِبَقائِهِ بَقِيَتِ

الدُّنْيا وَ بِيُمْنِهِ رُزِقَ الْوَرى وَ بِوُجُودِهِ ثَبَتَتِ الاْرْضُ وَالسَّمآءُ وَ بِهِ

يَمْلاَ اللّهُ الاْرْضَ قِسْطا وَ عَدْلاً بَعْدَ ما مُلِئَتْ ظُلْما وَ جَوْرا وَ اَشْهَدُ اَنَّ

اَقْوالَهُمْ حُجَّةٌ وَامْتِثالَهُمْ فَريْضَةٌ وَ طاعَتَهُمْ مَفْرُوضَةٌ وَ مَوَدَّتَهُمْ

لازِمَةٌ مَقْضِيَّةٌ وَالاْقْتِدآءَ بِهِمْ مُنْجِيَةٌ وَ مُخالَفَتَهُمْ مُرْدِيَةٌ وَ هُمْ

ساداتُ اَهْلِ الْجَنَّةِ اَجْمَعينَ وَ شُفَعآءُ يَوْمِ الدّينِ وَ اَئِمَّةُ اَهْلِ الاْرْضِ

عَلَى الْيَقينِ وَ اَفْضَلُ الاْوْصِيآءِ الْمَرْضِيّينَ وَ اَشْهَدُ اَنَّ الْمَوْتَ حَقُّ

وَ مُسآئَلَةَ الْقَبْرِ حَقُّ وَالْبَعْثَ حَقُّ وَالنُّشُورَ حَقُّ وَالصِّراطَ حَقُّ

وَالْميزانَ حَقُّ وَالْحِسابَ حَقُّ وَالْكِتابَ حَقُّ وَالْجَنَّةَ حَقُّ وَالنّارَ حَقُّ

وَ اَنَّ السّاعَةَ آتِيَةٌ لا رَيْبَ فيها وَ اَنَّ اللّهَ يَبْعَثُ مَنْ فِى الْقُبُورِ اَللّهُمَّ

فَضْلُكَ رَجآئى وَ كَرَمُكَ وَ رَحْمَتُكَ اَمَلى لا عَمَلَ لى اَسْتَحِقُّ بِهِ

الْجَنَّةَ وَ لا طاعَةَ لىْ اَسْتَوْجِبُ بِهَا الرِّضْوانَ اِلاّ اَنِّى اِعْتَقَدْتُ

تَوْحيدَكَ وَ عَدْلَكَ وَارْتَجَيْتُ اِحْسانَكَ وَ فَضْلَكَ وَ تَشَفَّعْتُ اِلَيْكَ

بِالنَّبِىِّ وَ آلِهِ مَنْ اَحِبَّتِكَ وَ اَنْتَ اَكْرَمُ الاْكْرَمينَ وَ اَرْحَمُ الرّاحِمينَ

وَ صَلَّى اللّهُ عَلى نَبِيِّنا مُحَمَّدٍ وَ آلِهِ اَجْمَعينَ الطَّيِّبينَ الطّاهِريْنَ وَ سَلَّمَ

تَسْليما كَثيرا كَثيرا وَ لا حَوْلَ وَ لا قُوَّةَ اِلاّ بِاللّهِ الْعَلِىِّ الْعَظيمِ اَللّهُمَّ يا

اَرْحَمَ الرّاحِمينَ اِنّى اَوْدَعْتُكَ يَقينى هذا وَ ثَباتَ دينى وَ اَنْتَ خَيْرُ

مُسْتَوْدَعٍ وَ قَدْاَمَرْتَنا بِحِفْظِ الْوَدآئِعِ فَرُدَّهُ عَلَىَّ وَقْتَ حُضُورِ مَوْتى

بِرَحْمَتِكَ يا اَرْحَمَ الرّاحِمينَ 

Adile Duasının Anlamı

Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla

Allah, adaleti ayakta tutarak şahitlik etmiştir (açıklamıştır) ki, kendisinden başka ilah yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de –buna şahitlik (ikrar) etmişlerdir. Evet- mutlak güç ve hikmet sahibi Allah’tan başka ilah yoktur. Allah nezdinde, hak din İslam’dır. Ben zayıf, günahkar, isyan eden, muhtaç ve hakir bir kulum. Bana nimet veren, beni yaratan, bana rızık veren ve bana ikramda bulunan – Allah’ın birliğine- şehadet ediyorum; nitekim O’nun kendisi de kendi –birliğine- şehadet etmiştir; yine melekler, ilim sahibi olan kulları da şehadet etmişlerdir ki, O’ndan başka ilah yoktur. O, nimet, ihsan, bağış ve nimet sahibidir. Kadir, ezeli, alim, sürekli, diri, tek, ebedi bir varlıktır; duyan, gören, irade ve kerahet sahibidir. İdrak eden, zengin ve bütün bu sıfatlara müstahaktır. Bütün bu yüce sıfatlarla birlikte güç ve kudret diye bir şey var olmadan önce güçlüydü; ilim ve illet diye bir şey ortaya çıkmadan önce alimdir, memleket ve mal namına bir şey olmadan önce sürekli sultandı; her önceden önce, her ezelin ezelinde, her durumda münezzehti; her sonradan sonra hal değiştirmeden ebediyen baki kalacaktır. Zatı yaratılışın başında ve sonunda zengindir. Batı ve zahirde hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; O’nun hükmünde hiçbir zulüm yoktur ve meşiyyetinde özel bir eğilim yoktur; takdirinde zulüm olmaz, hükümetinden kaçılmaz, kahrından bir yere sığınılmaz, gazap ve intikamından kurtuluş yeri yoktur; rahmeti gazabından öne geçmiştir, rahmetini talep eden hiç kimse mahrum olmaz; kullarını kendine itaatle mükellef kılınca engelleri kaldırdı ve itaat etmesini mümkün kıldı, günahtan sakınmanın yolunu kolay kıldı, herkesi ancak güç ve kudretinin yettiği miktarda itaatiyle mükellef kıldı. Münezzehtir Allah; -insanlara- cömertliği ne kadar da açık, şanı ne kadar da yücedir! Münezzehtir Allah, bağışı ne kadar da fazla ve ihsanı ne kadar da yücedir O’nun! Adaletini beyan etmeleri için peygamberler gönderdi, peygamberlerin vasilerini fazl ve ihsanını açığa çıkarması için atadı ve bizi, peygamberlerin efendisi, velilerinin en hayırlısı, has kullarının en üstünü, temiz kullarının en üst makamına sahip olan Muhammed’in –Allah’ın salat ve selamı onun ve Ehlibeytinin üzerine olsun- ümmetinden kıldı. Biz de ona, bizi davet ettiği şeye, ona nazil ettiği Kur’an’a Gadir-i Hum’da atadığı vasisine (Hz. Ali’ye) iman ettik. Şehadet ederim ki, muhtar peygamberden sonra iyilik sahibi imamlar ve seçilmiş halifelerin –ilki- kafirleri öldüren Ali’dir. Ondan sonra evlatlarının büyüğü Hasan b. Ali’dir, sonra kardeşi ve Peygamberin torunu, Allah’ın rızasına tabi olan Hüseyin’dir. Sonra –oğlu- Ali b. Hüseyin Zeynel Abidin’dir. Sonra Muhammed Bakır, sonra Cafer Sadık, sonra Musa Kazım, sonra Ali Rıza, sonra Muhammed Taki, sonra Ali Naki, sonra tertemiz olan Hasan Askeri, sonra alemin ümidi, Allah’ın hücceti ve kaim olan hliafe, beklenilen Mehdi’dir. Dünya onun kalmasıyla kalmakta, onun bereketiyle varlıklara rızık ulaşmakta, onun varlığıyla yer ve gök sabit kalmaktadır. Allah onun vesilesiyle yeryüzünü zulüm ve sitemle dolduktan sonra adalet ve eşitlikle dolduracaktır.

Şehadet ederim ki, onların buyrukları hüccet, onların emrini yerine getirmek ve onlara itaat etmek farz, onları sevmek Allah’ın ezeli hükmüyle gerekli, onları izlemek kurtuluş sebebi, onlara muhalefet etmek helaket nedenidir. Onların hepsi kesinlikle cennet ehlinin efendileri, kıyamet gününün şefaatçileri, yer ehlinin imamları ve Allah’ın razı olduğu vasilerin en üstünüdürler.

Şehadet ederim ki, ölüm haktır. Kabirde sorguya tabi tutulmak haktır. Ölülerin tekrar dirilmeleri haktır. Mahşerde hasredilmek haktır. Sırat haktır. Terazi ve amellerin tartılması haktır. İnsanların hesaba çekilmesi haktır. Kitap ve amel defteri haktır. Cennet haktır, cehennem haktır ve de kıyamet saati gelecektir; bunda hiçbir şüphe yoktur ve Allah kabirde olanları diriltip çıkaracaktır.

Allah’ım! Senin lütuf ve keremine ulaşmak benim ümidimdir. İhsan ve rahmetine ulaşmak benim arzumdur; ne cenneti hak edeceğim bir amelim ve ne de senin razı olmana neden olacak bir itaatim var. Ancak şu var ki, ben senin tevhit ve adaletine inanıyorum. Senin ihsan ve lütfuna ümit besliyorum. Sana, senin sevenlerinden olan Muhammed ve Ehlibeytini şefaatçi olarak getirdim. Sen cömertlerin en cömerdi, merhametlilerin en merhametlisisin. Allah’ın salatı peygamberimiz Muhammed’e ve onun bütün tertemiz ve temizlenmiş Ehlibeytinin üzerine olsun. Onlara çok çok selam olsun. Güç ve kuvvet ancak ulu ve yüce Allah’tandır.

Allah’ım! Ey merhametlilerin en merhametlisi! Ben –bu duada dile getirdiğim- yakin ve imanımı ve dinimde sebatımı senin yanında emanet bırakıyorum. Sen kendisine emanet bırakılanların en hayırlısısın. Sen bize emaneti korumayı emretmişsin; o halde ölüm vaktim gelip çatınca onu bana geri ver. Rahmetinle, ey merhametlilerin en merhametlisi.

***   ***   ***   ***   ***

Resulullah (s.a.a) ve Ehlibeyt imamlarından (a.s) bize rivayet edilen dualarda şöyle geçer: “Allah’ım ben ölüm vaktinde adile/dönüşten sana sığınıyorum.” Burada geçen “ölüm vaktinde dönüş”ten maksat, ölüm anında haktan batıla dönüştür. Şöyle ki şeytan ihtizar halindeki kişinin yanına gelir, onu imandan dışarı çıkarmak için vesvese ederek kalbine şüphe düşürür. İşte bu nedenledir ki dualarda bu durumdan Allah’a sığınılmıştır.

“Fahru’l Muhakkikin” şöyle demiştir: Bu durumdan güvende kalmak isteyen, iman delillerini ve Usul-ü Dini (dinin usullerini) kesin delillerle ikrar edip ölüm vaktinde kendisine vermesi için Allah Teala’ya emanet etsin; bunu şu cümlelerle yapsın:

للّهُمَّ يا اَرْحَمَ الرّاحِمينَ اِنّى اَوْدَعْتُكَ يَقينى هذا وَ ثَباتَ دينى وَ اَنْتَ خَيْرُ مُسْتَوْدَعٍ وَ قَدْ اَمَرْتَنا بِحِفْظِ الْوَدآئِعِ فَرُدَّهُ عَلَىَّ وَقْتَ حُضُورِ مَوْتى

 

“Allah’ım! Ey merhametlilerin en merhametlisi! Ben –bu duada dile getirdiğim- yakin ve imanımı ve dinimde sebatımı senin yanında emanet bırakıyorum. Sen kendisine emanet bırakılanların en hayırlısısın. Sen bize emaneti korumayı emretmişsin; o halde ölüm vaktim gelip çatınca onu bana geri ver.”

O halde Fahru’l Muhakkikin’in dediğne göre “Adile” duasını okumak ve onun anlamını akılda canlandırmak ölüm anında dönüş tehlikesinden güvende kalmak için faydalıdır. Ancak bu duanın Resulullah (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamlarından (a.s) rivayet edilen bir dua mı, yoksa ulemaya ait bir dua mı olduğu konusunda şunu demek gerekir ki: hadis ve rivayet ilminin uzmanı, Ehlibeyt İmamlarının (a.s) rivayetlerini bir araya toplayan büyük ve bilinçli alim, güçlü muhaddis saygın Şeyhimiz Hacı Mirza Hüseyin Nuri (Allah mezarını nurlandırsın) şöyle demiştir: “Meşhur Adile duasına gelince; bu dua masum önderlerimizden rivayet edilmemiş olup bazı ilim ehlinin teliflerindendir. Bu dua muhaddislerin ve hadis uzmanlarının kitaplarında kaydedilmiştir.”

Şeyh Tusi, Muhammed b. Süleyma-i Deylemi’den şöyle rivayet etmiştir:

İmam Cafer Sadık’a (a.s) şöyle arz ettim: “Sizin Şiileriniz imanın birinin sabit ve diğerinin ise emanet bırakılmak üzere iki kısım olduğunu söylüyorlar. Bana okuduğumda imanımın kamil olacağı ve yok olup gitmeyeceği bir dua öğretin.” Bunun üzerine İmam Cafer Sadık (a.s.) şöyle buyurdu: ‘Bütün farz namazlardan sonra şöyle de:

رَضِيتُ بِاللَّهِ رَبّا وَ بِالْإِسْلامِ دِينا وَ بِمُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ آلِهِ نَبِيّا وَ بِالْقُرْآنِ كِتَابا وَ بِالْكَعْبَةِ قِبْلَةً وَ بِعَلِيٍّ وَلِيّا وَ إِمَاما وَ بِالْحَسَنِ وَ الْحُسَيْنِ وَ عَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ وَ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ وَ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ وَ مُوسَى بْنِ جَعْفَرٍ وَ عَلِيِّ بْنِ مُوسَى وَ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ وَ عَلِيِّ بْنِ مُحَمَّدٍ وَ الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ وَ الْحُجَّةِ بْنِ الْحَسَنِ الْخَلَفِ الصّالِحِ عَلَيْهِمُ السَّلامُ اَئِمَّةً وَ سادَةً وَ قادَةً بِهِمْ اَتَوَلّى وَ مِنْ اَعْداَّئِهِمْ اَتَبَرَّءُ   

Sonra üç kere:

اَللّهُمَّ اِنّى اَسْئَلُكَ الْعَفْوَ وَالْعافِيَةَ وَ الْمُعافاةَ فِى الدُّنْيا وَ الاْخِرَةِ

Duanın Anlamı

Razı oldum Rabb olarak Allah’a, din olarak İslam’a, peygamber olarak Muhammed’e (Allah’ın selamı onun ve Ehlibeytinin üzerine olsun); kitap olarak Kur’an’a, kıble olarak Kâbe’ye, imam ve veli olarak Ali’ye ve sonraki imamlar olarak Hasan’a, Hüseyin’e, Ali b. Hüseyin’e, Muhammed b. Ali’ye, Cafer b. Muhammed’e, Musa b. Cafer’e Ali b. Musa’ya, Muhammed b. Ali’ye Ali b. Muhammed’e, Hasan b. Ali’ye ve Hüccet b. Hasan’a ki İmam, efendi ve önder olarak onlara selam olsun. Onları seviyor ve düşmanlarından bizar ve beriyim.

Sonra üç kere:

Allah’ım! Ben senden dünya ve ahirette bağışlanma, afiyet ve huzur diliyorum.

Duayı Arapça olarak okuyamayanlar için Türkçe harflerle yazılışı    

Raziytu billahi rabben ve bil İslam’i dinen ve bi Muhammed’in salallahu aleyhi ve alihi nebiyyen, ve bil Kur’an-i kitaben ve bil Kabeti kıbleten ve bi Aliyyin veliyyen ve imamen ve bil Hasani vel Hüseyni ve Aliyyibn’il Hüseyin ve Muhammed ibni Aliyyin ve Cafer ibni Muhammedin ve Musa ibni Cafer ve Aliyyibni Musa ve Muhammed ibni Aliyyin ve Aliyyibni Muhammedin vel Hasenibni Aliyyin vel Hüccetibnil Hasanil ğalefi’s salihi eleyhimu’s selam eimmeten ve saadeten ve kaadeten bihim etevella ve min e’daihim eteberrau

Sonra üç kere şöyle dersin:

Allahumme inni es’eluke’l afve vel afiyete vel muafete fi’d dunya vel ağireti.

Bu dua farz namazlardan sonra okunan tesbihat ve takibatındandır. Tevhit, nübüvvet, vahiy ve imamet ikrarını içeren bu duayı ezberlemek ve her namazdan sonra okumak çok iyidir. Bu duayı ezberleyip adet eden birisi öldüğünde herkesin dağılıp kabrin başından gittiklerinde tek başına kaldığında bu duayı adet edindiğinden ve devamlı onu okuduğundan bu duayı orada okuyabilecektir. İşte bu sırada iki sorgu meleği geldiğinde bu duanın okunduğunu gördüklerinde birisi bir diğerine sorgulayalım diyecek, ötekisi ne sorabiliriz ki biz daha sormadan o gerekli soruları söyledi der. Sonunda sormaya karar verirler ve

Rabbin kim?

Peygamberin kim?

İmamın kim?...

Diye sorarlar.

İşte (amelleri tam olan ve) bu duaya müdavim olanlar bu durumdan gururla çıkacak ve şöyle diyeceklerdir: “Siz benim ne söylediğimi duymuyor musunuz? Raziytu billahi rabben ve bil İslam’i dinen…” melekler bu durumdan hoşnut olarak oradan ayrılır ve kabir sahibinin kabri cennet bahçelerinden bir bahçeye dönüşür.

ABNA24.COM

Ekler