7 Şubat 2014 - 20:30
Cenevre 2 Tuzak mıydı?

Cenevre 2 Çözümün mü, Devleti ele Geçirmenin mi Tuzağıydı?

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Cenevre-1 30 Haziran 2012'de gerçekleştirildiğinde, sorun, Suriye olmasına rağmen bu platforma Suriye'yi dahil etmemişlerdi. O zaman "Anan Planı" çerçevesinde çoğunluğu Suriye yönetimine düşman batı ve gerici Arap ülkeleri – Rusya ve Çin hariç- içinde Türkiye'nin de olduğu 11 ülke toplantıda yer almıştı.

Cenevre1'de Rusya'nın siyasi ve diplomasi baskısıyla bilinen "Cenevre1 siyasi belgesi" koparıldı. Bu belge, Suriye sorunu için "siyasi çözüm" penceresinden tasarlanan yol haritasının ana ilkelerini oluşturmuştur. Suriye'nin bağımsız, bağlantısız, ulusal egemenlik hakları tanınıyordu. Bu ülkede süren şiddetin bitirilerek huzur ve güven ortamının sağlanması isteniyordu. Suriye halkının kendi geleceğini kendisinin belirleme hakkına sahip olduğu ve bu doğrultuda yönetici ve yönetim biçimini demokratik olarak belirlemesi vurgusu yapılmıştır. 8. Maddesi var ki, bu ülkede demokrasiyi tesis etme yolunda yetkileri genişletilmiş "geçici yönetim" ibaresi arada sokuşturulmuştur. İşte şeytan bu maddede yatıyor. ABD ve ardılları 'sızılacak delik' diye bu maddeye bel bağladılar ve sıkıca sarıldılar.

Her taraf, bu maddeye, Suriye'de oynamak istediği rolü gereği bir anlam yüklemek istemiştir. Bu konuyla esas ilgili olan ülke Suriye, kaderiyle ilgili bu önemdeki bir belgenin oluşumunda yeri olmamasına rağmen belgeyi tümden kabul etmediği gibi tümden de ret etmemiştir.

Cenevre2,Cenevre1'in yarattığı siyasi altyapı üzerinde gerçekleştirilmekteydi. Cenevre'lerin her ikisinde ana formül "siyasi çözümdür". Bir ile ikincisi arasında bir buçuk yıllık süre boyunca ABD ve beraberindeki ülkeler, Suriye'de dozunu arttırdıkları terör şiddetiyle "siyasi çözüm" örtüsü altında "askeri çözüm"ün peşinde hep oldular. Ancak "siyasi çözüm" tuzağıyla bir buçuk yıllık oyalama süreci sonrasında "askeri çözüm" mantıklarında hedeflerine varamadılar. Askeri, maddi ve siyasi tüm imkânlarını terör örgütlerinin hizmetine sunmalarına rağmen kendilerince "çözüm"ün askeri yönü Suriye ordusu önünde tıkandı. Bu yüzden "siyasi çözüm" tuzağı çerçevesinde, ancak bu tuzağı siyasi mantığı içinde farklı tuzaklara dönüştürerek Cenevre2'ye yol verildi.

Her ne kadar Ruslar ve Amerika Suriye sorununu çözmek için kendi aralarında ortak davranış noktaları oluşturmuş olsalar da, her biri global stratejisi açısından bir biçimle çözüm arzusunun peşindedir. Cenevre1 belgesi bu iki güç için ortak davranışın ana ilkeleri olmaktadır. Ancak ABD tüm siyasi yönelimlerinde olduğu gibi, "siyasi" diyerek "askeri" dayatmalardan alamadığı sonuçları, Cenevre2'nin tuzaklarında arayacaktı. Komplocu, darbeci bir mantıkla, önce Suriye'nin dıştaki muhalefet çevrelerinden taşeronu durumunda olan 'Suriye Ulusal Koalisyonu' içinden azınlığın azınlığı bir heyeti "pazarlık" için Cenevre'ye aldırmıştır. ABD, kendi etki alanı dışında kalmış iç muhalefetin tümünü yadsıdığı gibi iç ve dış muhalefetlerin tümünü darbeci bir mantıkla 'SUK'un peşinden sürüklenmelerini istemiştir.

Cenevre2, ABD cephesinden böylesi tuzaklarla döşendi. Zira O, yandaşları karşısında çetin ceviz Suriye devletinin geleneksel, ilkeli ve sabitelerinden ödün vermeyen köklü diplomasinin resmi heyetinde dev yurtsever diplomatların olduğunu bilmektedir. Tuzaklarını ona göre kurgulamıştır. Diplomasi manevralarında "Siyasi çözüm" sığıntı olacak ve Cenevre1 belgesi de mayınlı zemin olacaktı. Belgenin içinden seçmeci davranılarak 8. bent alınacak ve oradan 'devlet' duvarında gedikler açılacaktı. Cenevre2'de diyalog sürecine, açılması hedeflenen bu gedikten girilerek başlamak istenmiştir.

Diplomaside toy ve sözü özgür iradesinde olmayan, tamamen güdü, sözde muhalefeti temsil eden 'SUK'a bağlı heyet daha ilk saatten "Cenevre2 meydan savaşının erleri" olmadıklarını göstermişlerdir. Oyun kontrolü tümüyle ABD'nin elinde olmasına rağmen, başkalarına kurulan tuzaklara düşmekten kurtulamadılar.

Suriye Devleti’nin resmi heyeti ulus devlet ve halkçı çıkarlar adına Cenevre1'in ruhu olacak 'siyasi ilkeler' belgesini düzenleyerek diyalog çalışmalarına zemin açtı. Suriye devleti adına bu diplomasi atağı, 'SUK'un yapısını ve hedefleriyle birlikte tuzaklarını da açığa çıkardı. Zira onlar, yetkileri genişletilmiş 'geçici yönetime' kilitlenmişlerdir. ABD ilişkisi ve yönlendiriciliği altında 'geçici yönetim', geniş yetkiyle üstten alta doğru darbeci icraatları ile devleti ele geçirmek hayali peşinde idiler. Suriye'de dökülen kan, büyük acılar, insanlık dramı bunların umurlarında değildi. Bu yüzden Suriye resmi heyetinin 'tüm çalışmaların başlangıç noktası teröre karşı ortak mücadele' teklifine, terörü ve destekçilerini kınama taleplerine sırt çevirdiler.

Bilindiği gibi bu 'muhalefet', ABD'nin idaresiyle terörü, amaçlarını gerçekleştirmelerinde birincil araç olarak kullanmaktadırlar. Bu yüzden terörü kınayamazlardı, teröre karşı ortak mücadelede yer alamazlardı. Zira bu 'muhalefet' terörün sırtında Cenevre'ye kadar taşındı. Ülkede temsilini yapacakları gerçek bir halk tabanları olmadan. Emperyalizm ve gericilik eliyle suni olarak yaratılmışlardı. Dolayısıyla terör örgütleri ve terör, bu 'muhalefetin' varlık nedenidir. Cenevre2'yle diyalog sürecine resmi olarak girmiş te olsalar, oyunda açık hale gelmiş ABD, Türkiye, Suudi yönetimi gibi aktörler başoyuncu olarak kaldıkça şiddet ve terör devam edecek. Bağımlılık ve işbirlikçiliğin doğası bunu böyle gerektirir.

Emperyalistler devleti "askeri çözümlerle" ele geçir*emediler. Üç yıl aradan sonra "siyasi çözümle" de ele geçirebilme olasılığının zor ve hatta imkansız olduğunu gördüler. Güdümlerindeki 'Muhalefeti' koştuğu kulvarlarında bir 'arpalığı' ya da 'teselli ödülüyle' taltif edilmeği yakalayana kadar koşturmaya devam edecekler. 'Güdü' olmanın doğası budur.

Bu noktadan itibaren, Suriye devletine karşı bir devletler topluluğundan oluşturulan ve adına sahtekarca "Suriye Halkının Dostları" dedikleri gericilik cephesi, 'muhalefetleri' yordamıyla 'yüz suyu hürmeti' arayacak. Savaşın seyri bu yönde gidiyor.