Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Genelde bölgede, özellikle Suriye'de silahlı terör örgütlerini açıkça destekleyen bir çok ülke liderinin Paris'te gerçekleşen 'teröre karşı yürüyüş' te bir araya gelmesi ilgili ilgisiz herkesin dikkatini çekebilecek açıklıkta bir çelişki olarak algılandı. Bu çelişkinin en tipik iki örneği ise Netanyahu ve Davutoğlu oldu.
Netanyahu'nun Fransa'daki Soytarılığı
Siyonist İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun dünyanın dört bir yanında bu rejimin estirdiği terör eylemlerinde baş aktör olmasına rağmen, Fransa'da düzenlenen son terör saldırılarıyla ilgili Paris'te düzenlenen protesto yürüyüşüne katılması dünya camiasında siyonist başbakanın soytarılığı şeklinde yorumlanarak bir kez daha alay konusu oldu.
Lübnan Sağlık Bakanı Vail Ebu Faur, Netanyahu'nun Paris yürüyüşüne katılmasının sadece bir tek eksiği bulunduğunu, o da cehennemi boylayan eski siyonist cani Arial Şaron'un cehennemden çağırmasından ibaret olduğunu belirtti. Netanyahu'nun Paris yürüyüşüne katılmasına tepki gösteren Ebu Faur, Netanyahu'nun başını çekecek adaleti lanetlemek gerektiğini vurguladı.
Ebu Faur'un gösterdiği bu tepki Lübnan ve bölge medyasında geniş yankı uyandırdı. Bilindiği üzereParis'te terör karşıtı düzenlenen yürüyüşün ilk safında korsan İsrail Başbakanı ve bu rejimin estirdiği terörün elebaşı Netanyahu yer almıştı. Netanyahu Suriye'de IŞİD ve El Nusra ve ÖSO gibi terör örgütlerine her türlü desteği sağladığı ve tekfirci teröristleri siyonist rejim hastanelerinde tedavi ettiği halde bu yürüyüşe katıldı.
Gözlemciler Netanyahu'nun bu soytarılığını kuşkulu bir durum şeklinde değerlendirirken, siyaset uzmanları bu hareketi bir nevi oluşan şartlardan nemalanma olarak yorumluyor. Bu aradaNetanyahu'nun Fransa'da yaptığı açıklamada Fransız yahudileri işgal altındaki Filistin'e göç etmeye davet etmesi, Paris'te yaşanan terör olaylarının perde arkasında eli kanlı rejimin bulunduğu şaibelerini daha da güçlendirdi. Öte yandan gözlemciler, Tel Aviv'in terörist mazisini ve bu rejimin Batı'nın yürüttüğü İslamofobi projesinde aktif bir şekilde yer almasını göz önünde bulundurarak, dünyada İslamofobi projesinin 2015 yılında daha da kaygı verici boyutlara ulaştığını belirtiyor.
Bu şartlarda ve son yıllardı işgal altındaki Filistin'den tersine göç süreci ile karşı karşıya kalan korsan İsrail'in Avrupa başta olmak üzere dünyada oluşan güvensizlik şartlarından yararlanarak, Yahudileri Filistin'den ayrılmalarını engellemeye çalıştığı anlaşılıyor. Tel Aviv aynı zamanda Batılı ülkelerde panik ve dehşet ortamını körükleyerek buradaki Yahudileri de Filistin'e göç ettirmek ve böylece nüfus krizine bir çare bulmaya çalışıyor.
Türkiye'nin Paris Olaylarına Yönelik Tutumu ve Esad'la Muhalefetini Sürdürmesi
Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu Pazar günü Paris'te düzenlenen terör karşıtı yürüyüşe katılan liderlerden biriydi.
Haber kaynakları Davutoğlu'nun Paris terör olaylarını kınamak ve Fransa yönetimini desteklemek amacıyla yürüyüşe katıldığını belirtti. Davutoğlu yürüyüşün sonunda gazetecilerle düzenlediği basın toplantısında, geçmiş yıllarda terörden çok acı çeken bir ülke olarak teröristlerin karşısında olduklarını ve terörü dünyanın neresinde olursa olsun kınadıklarını ileri sürdü. Davutoğlu açıklamasının devamında terör mısdakları ve örneklerine işaret ederek, işgal altındaki Filistin'de mazlum Filistin halkına yönelik teröre değindi. Suriye'de Suriye milletine karşı terörü de devlet terörü olduğunu iddia etti ve bir an önce durdurulması gerektiğini belirtti.
Öte yandan Türkiye Enerji Bakanı Taner Yıldız da Kahramanmaraş'ta yaptığı açıklamada, Batılı ülkelerin Suriye olaylarına karşı duyarlı olmaları gerektiğini ve burada binlerce kadın ve çocuğun hayatını kaybettiğini unutmamaları gerektiğini belirtti.
Gerçi Davutoğlu ve Yıldız açıklamalarında, Batılı devletleri Suriye'de terör örgütlerini desteklemekten el çekmeye teşvik etmek yerine Suriye krizinden Beşar Esad yönetimini sorumlu tutmayı tercih etti.
Öte yandan Suriye'nin BM daimi temsilcisi Beşar Caferi BM'de düzenlenen bir oturumda yaptığı konuşmada, Batılı ülkeleri ciddi bir şekilde eleştirdi ve Batılı ülkelerin ancak kendi vatandaşlarının can güvenliği tehlikeye girince terör örgütlerinin tehlikelerini hissettiklerini belirtti. Caferi oysa Batılı ülkelerin bir çok teröristin Avrupa topraklarından Suriye'ye akın ederek mazlum Suriye halkının kanını akıttığını adeta unuttuğunu vurguladı.
Gerçekte Ankara yönetiminin açıklamaları, Suriye yönetimiyle muhalefette eski tutumundan el çekmediğini ve hala Beşar Esad'ın iktidardan çekilmesi üzerinde ısrarla durduğunu gösteriyor. Oysa bugün artık Batılı ülkelerin liderleri ve IŞİD karşıtı kurulan sözde uluslararası ittifakta yer alan ülkeler Esad'ın gitmesinden hiç söz etmiyor.
Davutoğlu ve Yıldız'ın açıklamalarında dikkat çeken bir başka önemli nokta, AKP iktidarının kesinlikle resmi açıklamalarında açıkça El-Kaide, IŞİD, Taliban ve El Nusra ve benzeri terör örgütlerin kınamaktan kaçınmaları ve terör ve terörizmi kınamak gibi genel ifadelerle yetinmeleridir. Bu durum AKP iktidarının hala sınırlarında güvenlik katsayısını geliştiremediğini ve yurt içindeki güvenliği rahatlıkla bu tür terör örgütlerini kınayacak derecede geliştirmediklerini, fakat Suriyeli muhalif teröristlere yardım etmekte Amerika'nın yanında yer almaya hazır olduğunu gösteriyor.
Bu arada Davutoğlu'nun Paris ziyareti ve terörü kınayan kalabalığa katılması, bundan sadece bir gün önce Fransa'da yaşayan Türkiyeli Kürtlerin üç PKK liderinin öldürülmesinin yıldönümünde Türkiye'yi kınadığı ve Ankara aleyhtarı sloganlar attığı bir sırada gerçekleştiğini de unutmamak gerekir.