13 Şubat 2015 - 10:59
Birliğin Düşmanı; Cehalet, Nefis, Çıkar

İslam dini ve bu dinin öğretmenleri olan Enbiya ve Ehlibeyt imamları iman esaslı olarak önce inançlı kalplerde kurduğu birlik ve beraberliği, aile ve topluma yayarak hayatın her alanına taşımıştır.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın adıyla

İslam dini ve bu dinin öğretmenleri olan Enbiya ve Ehlibeyt imamları iman esaslı olarak önce inançlı kalplerde kurduğu birlik ve beraberliği, aile ve topluma yayarak hayatın her alanına taşımıştır. Zaten inancı bir, ibadetleri bir, davranışları bir olan toplumlarda, birlik kendiliğinden oluşur. Çünkü din kadar akıl ve vicdan da birlik ve beraberlik ister. Çünkü birlik ve beraberlik güç demektir, kazanç demektir, barış ve huzur demektir, mutluluk demektir.

Günümüz dünyasında İslam dini ve Müslümanların azılı müanitleri olan emperyalizm ve siyonizm madde alanlarında kendilerini geliştirmek ve ilerlemek için her türlü vesileyi mubah kabul etmiş ve bu uğurda türlü türlü cinayetlerden geri kalmamışlardır. Bunlar her geçen gün siyasî, iktisadî, askerî alanlarda birliklerle güç kazanırken, Müslümanların inançlarına aykırı ideoloji ve sistemler içinde kalbî birliklerini, mezhepçi bağnazlıkla, ırkçı anlayışlarla coğrafî birliklerini parçalanmış ve bölünmüş görmek içler acısıdır, ardır ve vicdanı ölmeyenler için adeta işkencedir.

Oysa dinimiz bir, kitabımız bir, kıblemiz bir, Peygamberimiz bir olduğundan dolayı yüreklerimiz ve saflarımız da bir olmalıdır. İslam dünyası bu ayrışmadan, kutuplaşmadan bir an evvel kurtulmalı ve her konuda olması gerektiği gibi, özellikle birlik konusunda iman ve vicdan değerlerine göre hareket etmelidir. Bu vahim halimizden ve kardeşlerimize yapılan zulümlere duyarsızlık ve sessizlik kokuşmuşluğundan bir an evvel sıyrılmalı, dün olduğu gibi yine insanlığa bu konuda da örnek olmalıyız.

Birliğin, maneviyatın, insan gibi insaf ve adalet ile sulh içerisinde yaşamanın, bireysel ve kitlesel tekâmülün önündeki en büyük engel, cehalet, nefis, rant sağlama, çıkar elde etme ve insanlardan nemalanmadır. İşte bu şeytani sıfatlar sebebiyle birlikler tefrikaya, kardeşlikler düşmanlığa, zenginlikler fakirliğe, özgürlükler köleliğe dönüşüyor ve Müslümanlardan birçokları ne yazık ki imanın kıymetini, kardeşliğin faziletini, birliğin dirlik ve esenlik oluşunu bilemiyor. Bir yerde kutuplaşma, nefret, kin, tefrika varsa, orada -kimse kusura bakmasın, takva ayakları da yapmasın- yukarıda zikrettiğimiz şeytani sıfatlar muhakkak vardır demektir.

Nefse tutsak ve şeytana köle olmaktan kaynaklanan kıskançlık, kibir, kin, inat, taassup, bağnazlık, kendini beğenmişlik, şahsi çıkar, mal, makam sevdası çoklarının gözlerini kör etmiş, kendilerinden başkasını görmüyorlar/göremiyorlar, kardeşlerinin hayırlı işlerini takviye ve takdir etmiyorlar. Sadece bizim gibi düşünmüyorlar yahut kendi safımızda bulunmuyorlar diye her türlü dedikoduları, koğuculukları, kusur araştırmaları, yalan, dolanları, iftira, hakaret ve dışlamaları caiz görüyoruz ve böylelikle bizlerle aynı inançları paylaşan kardeşlerimizi kaçırıyor, kaçırmakla kalmıyor kendimizden nefret ettiriyoruz ve kazanılamayacak gereksiz tartışmalarla enerjimizi boşa harcıyoruz. Oysa kaynaklarımıza susayan emperyalizm ve siyonizm, bizi bölüp parçalamak ve bu parçaların da bir araya gelmemesi için ne oyunlar sergiliyor, ne tuzaklar hazırlıyorlar.

Bu hastalıklardan ve ameliyat masasında kan kaybeden bir hasta konumunda olan İslam dünyasının bu sancılardan kurtulmasının yolu cehaletten kurtulma ve nefis tezkiyesi, yani Kuran’ı, dini, inanç değerlerini, tarihimizi iyi bilme, kardeşlik hak ve hukukunu gözetme, mezhep taassubu ve bağnazlığından kaynaklanan her türlü hakaretten, ayırımcılıktan, ırkçılıktan, tefrikalaşmaktan uzaklaşma, bir cahilin yada kendini bilmezin bir sözünü bir ekole, bir topluma, bir mektebe mal etmemek, faydasız münakaşalardan kaçmak ve birlik uğrunda sabırla çalışmak, gayret etmekle gerçekleşir ancak. İnsanın en büyük düşmanı kendi nefsidir. İçteki düşman yok edilmeden dıştaki düşmana galip gelmek mümkün değildir. İçteki düşman ile barışık olanlar kardeşleri arasına tefrika ve hüsranlar sokar, bunun yanında bir de cehalet oldu mu toplumda tahrip etkisi daha fazla olur. Bu zararlı noktada olmak istemeyen her Müslüman önce dinimizi iyi öğrenmeli, öğrendiklerini uygulaması için de nefis tezkiyesini gerçekleştirmelidir. Aksi takdirde salt öğrenmek yeterli olmayacağı gibi daha da zararlı olacaktır.

Tarih boyunca İslam karşıtları ve Müslümanların birliklerini hazmedemeyen ve onların kaynaklarını onları köleleştirerek sömürmek isteyenler Müslümanlar arasına daima tefrika, ihtilaf ve kavga sokmak istemişlerdir. Bunu bugün en fazla siyonizm ve emperyalizm yapmaktadır.

Bu gün yaşayan siyonizmin dedelerinden bir tanesi Allah Resul-ü devrinde Müslümanların birliğini hazmedemediğinden şöyle bir yola başvurmuştur.

”Rivayet olunur ki, Şemmas b. Kays isminde bir yaşlı Yahudi varmış. Küfrü ve Müslümanlara karşı hiddeti, kini ve çekememezliği pek şiddetliymiş. Bir gün Evs ve Hazrec kabilelerinden Müslüman gençler bir mecliste oturmuş konuşurlarken, bu Yahudi yanlarından geçmiş, cahiliye zamanında aralarında şiddetli düşmanlık ve hasımlık bulunan bu gençlerin İslam’dan sonra aralarındaki bu ülfet ve muhabbeti, derlenip toparlanmayı, barış ve düzelmeyi ve nihayet sevgi ve saygıyı görünce: “Allah’a yemin ederim ki bunlar böyle toplandıkça, bizim buralarda rahatımız kalmaz.” Demiş. Yanındaki bir Yahudi gence: “Haydi şunların yanlarına otur, “Buas gününü” ve daha öncekilerini hatırlarına getir ve o zaman söyledikleri şiirlerden bazı parçalar da okuyuver.” diye tenbih etmiş.

“Buas günü” ise İslam’dan önce yüz yirmi sene kadar birbirleriyle düşmanlık ve hasımlık üzere yaşamış olan Evs ve Hazrec kabilelerinin savaş yaptıkları ve Evs’in Hazrec’e galip geldiği son bir gün idi.

Yahudi genç onun dediğini yapmış ve derken bir münakaşa kapısı açılmış, iki taraf öğünmeye başlamışlar, nihayet bir çekişme, bir ağız kavgası olmuş, Evs’ten Evs b. Kayzî, Hazrec’den Hübar b. Sahr sıçramışlar, birbirlerine söz atmışlar, birisi diğerine: “İsterseniz bugün yine öyle bir gün yaparız” demiş. İki taraf öfkeye gelmiş: “Haydi yaptık, silah silah, haydi Zahireye, Harre meydanına!” demişler, sözün kısası Evs kabilesi birbirleriyle, Hazrec de birbirleriyle birleşmişler.

O sırada durum Peygamberimize ulaşmış. Allah Resul-ü hadiseyi duyar duymaz acele acele, abasının bir köşesi yerde sürünürcesine gençlerin yanına varmış ve şöyle buyurmuşlardır; “Ey Müslümanlar topluluğu! Allah Allah! Ben aranızda bulunurken de cahiliye davası mı yapıyorsunuz? Cenab-ı Allah sizi İslam’a hidayet ettikten ve küfürden kurtarıp kerem ve yardımıyla cahiliyenin kökünü kestikten ve aranızı bulduktan sonra, yine eski küfre mi dönüyorsunuz?” diye nasihat edince, hepsi düştükleri tehlikenin bir şeytan tuzağı olduğunu anlayarak derhal ellerindeki silahlarını bırakmışlar, gözlerinden yaşlar dökerek birbirlerine sarılmışlar, kucaklaşmışlar ve Resulullah’a itaat ederek beraberce gitmişlerdi. Cenab-ı Allah bu şekilde Şemmas’ın fitne ateşini söndürmüştür.

Bu olay, şu ayetlerin gelmesine sebep olarak kıyamete kadar Müslümanlara bir ders ve ibret kaynağı olmuştur: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Dağılıp parçalanmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.”(Al-i İmran, 103.)

Ayette dikkat çekilen “ateş çukuru kenarı” kelimesi tefrikanın, bölünmenin vahametini ve zararlarını göstermeye yeterlidir aslında.

Onun için bu konu gaflete gelmez. Gönüllerdeki muhabbet ateşi küllenir de eller Kuran’dan, Hz. peygamber ve Ehlibeyt imamlarından uzaklaşırsa, zaten uyumayıp her an fırsat bekleyen şeytanlar ve düşmanlar, tefrikanın bin bir çeşidiyle inananlara abanarak birlik ve beraberliklerini parçalayıp dağıtabilirler.

Özellikle son yüz yılda mezhep bağnazlığı, mezhep taassubundan dolayı ümmeti yiyen bitiren tefrika derdi ve asabiyet hastalığı, ırkçılık belası, bugün de Müslümanların başındaki en büyük musibettir.

Eğitim ve İhlas seviyemiz çok düşük. Son günlerde bir siyasi parti iki Ehlibeyt kurumunu ziyaret etti diye sanal medyada Ehlibeyt dostlarının yazdıkları yorumlara baktığımız ve bu yorumları incelediğimiz zaman toplum olarak geldiğimiz vahim noktaları ve Allah’ın razı olmayacağı fikirleri, kutuplaşmaları göstermektedir. Bu tür yaklaşımlar, her geçen gün birbirinden uzaklaşmalar, şaşı bakmalar, niyet okuyuculuğu yapmalar, kin ve nefret dolu söylemler, hakaretler, taca atma mantığı gütmeler… Toplum olarak her geçen gün dejenere edilmeye ve kokuşmuşluğa, gaflete, tefrikalaşmaya, İslam’da yeri asla olmayan ırkçılığa doğru atılan nefsani adımlardır. Sıradan ve normal olan bir ziyaret hakkında eleştiriden ziyade çok faklı sesler ve hakaretler yükseliyorsa burada nefs ve nefret vardır ve bu ikisi bizleri, toplumumuzu mahveder. Evet, eleştirelim ama nefs, nefret, çelme takma, taca atma, gözden düşürme, kendi değerlerimizi takım tutma ruhu ile yıpratma mantığı ile hareket ederek eleştirirsek eğer, bu tutum ve gidişat İmam Mehdi aleyhisselamın kalbini kanatmaz mı!!!

Hangi mezhebin mensubu olursa olsun, İslam ümmeti olarak görmüş olduğumuz zarar ve ziyanlardan, haksız yere dökülen kanlardan, savaşlardan, kirletilen namuslardan, gözü yaşlı kimsesiz çocuklardan dersler alarak birlik ve beraberliğimizi iyi koruyalım. Müslümanlara, değerlerine, kutsallarına yapılan vahşetlerden, yamyamlıklardan, yakılan yangınlardan ancak böyle kurtulabiliriz.

Mehdi AKSU

Selam ve Dua ile…

Ekler