Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Ortadoğu’da isimlendirme üzerinde yaşanan isim-müsemma çatışmasından sonra, insanlar yaşananların bir “devrim” ya da bir “bahar” olmadığını anladı. Özellikle Suriye bunun en bariz delilidir. Herkes Suriye’de ne oyunların döndüğünü biliyor artık.
Ortadoğu’da “Arap Baharı” adı altında başlatılan büyük projede medyanın rolü büyüktü elbet. Bu bölgede büyük bir halk kitlesi vardı ve kandırılması gerekiyordu. Halk kitlesinin dini yapısı “İslam” olduğundan, medyanın da bu kimliğe bürünmesi gerekiyordu. Nede olsa Müslüman halk, Amerika ve İngiltere gibi büyük MÜSTEKBİR güçlerin haberlerine ve analizlerine inanacak değildi! Bu yüzden işe, bu işlevi görecek bir medya dili yaratmakla başladılar. Bu şekilde, kitleler çok rahat bir şekilde istenilen yere yönlendirilecekti. Bu operasyonun sacayağını ise yerel İslami medya ve STK’lar oluşturuyordu.
Ana akım İslami medya da bu vazifeyi Irak ve Suriye üzerinde, tıpkı patronlarına yakışır bir şekilde, yerine getirdi. Belli bir kesimi etkilemeyi başarmışlardı; ancak yapılan haberlerde tezatlıklar birbirini kovalıyor, önü alınamaz çelişkiler bir türlü bitmiyordu. Mesela ana akım İslami(!) Medyanın haber sitelerinin birinde; Suriye’de IŞİD’in, Nusret Cepesi ve diğer muhalif gruplara yaptığı saldırılar haber yapılmış ve IŞİD terörist ve İran taşeronu ilan edilmişti. Ancak aynı haber sitesi bir önceki gün yaptığı haberde IŞİD’in Iraktaki ilerleyişinden bahsetmiş ve onları “Sünni devrimci” ilan etmişti. Yine aynı İŞİD, Esad güçlerine yaptıkları saldırılardan dolayı övülmüş ve mücahit ilan edilmişti.
Yine aynı medyanın haber sitesi, Bahreyn halkının şanlı direnişini görmezden gelmiş ve umursamamıştır. Hakkın ve Adaletin ayaklar altına alındığı bu durum, bırakın İslami kimlikli haber kaynaklarını, herhangi bir medya kuruluşunun en azından haber değeri olduğu için bile gündeme getirmesi gerekir. Sormamız gerekir: Acaba Bahreyn halkı ne için sokaklara döküldü de, siz onları hazmedemiyorsunuz? Bu halk da tıpkı Suriye’deki gibi(!) Özgürlük ve Adalet istemiyor mu? Bu halkın amacı da ülkedeki ABD sultasının yok olması ve 6. filonun defolup gitmesi değil mi? 6. filo demişken; yoksa siz bundan dolayı mı korkuyorsunuz? Hani şu Ortadoğu’nun tahakkümü konusunda ABD’nin en büyük garantörü olduğu Bahreyn’de 6. filo var diye mi korktunuz haber yapmaktan? Peki “Allah için hakkı ve adaleti ayakta tutan şahitler olun” ayetini hiç görmediniz mi? Görmemeniz imkansız; çünkü siz bol bol da tefsir dersi yapan insanlarsınız. Çünkü siz âlimsiniz, ancak siz bilirsiniz. Suriye üzerinden yaygara koparan, din satan ve kendiniz hariç herkesi mezhepçilik yapmakla suçlayan ve kendinizi mezhep üstü olarak tanımlayan sizlerin, Bahreyn’de şiisi ve sünnisi ile el ele verip bir taraftan vahdet mesajları yayınlayıp diğer taraftan zalim sultana karşı silahsız bir şekilde sivil mücadele veren ve her türlü etnik ve dini farka rağmen tek bir vücut olmuş Bahreyn halkını, seve seve haber yapıp, manşetlere taşımanız gerekmez miydi?
Bu günlerde Yemen halkının şanlı direnişine ve devrimine şahit oluyoruz. Halk ABD ve İngiltere konsolosluklarını bastı, içerideki silahlara ve arabalara el koydu. Elçilik çalışanları önemli belge ve bilgileri imha ederek ülkeden kaçtı. Yemen eski devlet başkanı Ali Abdullah Salih, görevini yardımcısına devrederek ülkeden kaçıp ABD’ye tedavi olmaya gitti. Demek ki devrim bu kuklayı çok hırpalamış. Daha sonra yardımcısı Mansur Hadi de istifa etti. Bu kıyam tıpkı 1979’da ki İslam devrimini hatırlattı bana. Çok mutlu oldum.
Ancak Yemen’deki devrimin medyaya yansıyan tarafı hiç de iç açıcı değildi. Kimi medya kuruluşları Yemen’deki olayları gayr-i meşru bir darbe olarak nitelerken kimisi de manşetlerden “İran Yemene El koydu” şeklinde duyurdu haberi. Anlaşılan o ki; Suriye’de istediklerini elde edemeyen Ana akım İslami(!) Medya, kinini ve öfkesini Yemen üzerinden kusacak bu defa. İran’ın ve Hizbullah’ın Suriye’de oyunları tek tek boşa çıkarmasını ve gerçeğin, bir devrim olmadığını, saldırının doğrudan direniş eksenini hedef aldığını ortaya çıkarmasını hazmedemeyen bu kesim, “Suriye’de bizim istediğimiz olmadıysa, Yemende de sizin istediğiniz olmasın” şeklinde tavır takınmıştır. Yukardaki, değinmiş olduğum Bahreyn kıyamının haber yapılmamasını da bu minvalde okuyabiliriz.
Ana akım İslami(!) Medyanın Yemen’deki devrime takındığı tavır, ABD ve Batı’nın takındığı tavırdan farklı değildir. Eğer yapmış oldukları haberlerin diline biraz dikkat edilecek olursa bu rahat bir şekilde fark edilecektir. Mesela yapılan bir haberde, Ensarullah hareketi lideri Abdulmelik el-Husi’nin yayınlamış olduğu manifesto’ya ABD ve Batının karşı çıktığını yazmışlardı. ABD ve Batıyı kendisine örnek almış bir İslami(!) Medyadan bahsetmemiz ne kadar üzücü…
Yine dikkat edilirse, Yemen üzerinden yaptıkları haberlerde, Yemen’i karıştıranların(!) ve darbe(!) yapanların, her defasında “Şii” olduklarını defaatle vurguluyorlar. Başkalarını mezhepçilikle suçlayanlar ne hikmetse “Şii” ve “Şii’ler” kelimesini ağızlarından düşürmüyorlar.
Peki, böyle mi olması gerekirdi? Gözünüzü kör eden İran’a ve Hizbullah’a olan nefretiniz, adaleti ayaklar altına mı almanızı gerektirecekti? Hiç olmasa “Bir topluma olan kiniz sizi haktan ve adaletten alı koymasın” ayetinin gereği olarak haber yapsaydınız.
Zafer elbet mazlumların olacaktır. Bundan önce de böyle idi, şimdi de böyle, bundan sonra da böyle olacak. Kimse “Amerikancı İslam” ile “Gerçek İslam’ı” birbirine karıştırmasın. Bundan 1400 yıl önce Aziz Peygamberimiz bu ayrımı yapmıştı. Geçen Yüzyılda da İmam Humeyni bu ayrımı çok net bir şekilde yapmıştır.
Oğuzhan KOYUNCU