Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA -Arabistan İran ile düşmanlığı milli bir şekle büründürmeye çalışmakta öyle ki bu konu milliyetçilik tarihinde ve Arap milliyetçiliğinin içinde bir yeri bulunmamaktadır.
Suudi Arabistan da Selman bin Abdulaziz’in göreve gelmesiyle iki çephe arasında : Direniş ve batı taraftarı cephe arasında çatışmalar ve anlaşmazlıklar alevlenmesiyle Arap ülkelerinin İran ile mücadele etmesi için büyük çaba göstermiştir. Es Sefir gazetesi Ferid El Hazinin kaleminden yayınladığı makale ile bu konuya değinmiş ve şu soruya cevap aramıştır. Acaba İran’ın Arap milliyetçiliğinde bir yeri var mıdır ?
Sefir gazetesi konu ile ilgili olarak şunları yazmaktadır :
İran hiç bir zaman Arapların çatışma bölgesinde ve Arap milliyetçiliğinde yer almamıştır. Ne Arap ordusu tarafından ve ne de Akademisyen ve siyatçiler tarafından Arap milliyetçiliği Osmanlı imparatorluğu zamanında ve İngiliz desteği ile yapılan 1916 yılında yapılan Şerif Huseyin İnkılabı ile başladı. Arap dünyası içindeki iç savaştan sonra ve Osmanlının dağılmasının ardından Arap milliyetçiliği batıcılık ile mücadele de ve Fransız ve İngiliz özgürlük talebi anlamı kazandı ve adım adım dünyadaki sistemleri kabulün etkisiyle Arap milliyetçiliği sosyalist bir ideoloji şekline dönüştü ve Baas partisi sosyalist bir fikir kazandı.
Baas’lılar kendi demiyle Arap dünyasını araplaştırmaya çalıştılar ve başlangıç olarak Mısır’ı Arap milliyetçiliğine çekmeye çalıştılar. Cemal Abdul Nasirinin ardından Mısır ve Suriye arasında birlik oluştu ve bu birlik ile Filistin ve çevresinde siyonist yayılmaya karşı mücadele projesi başladı.
1948 yılında siyonist rejimin kurulmasının ardından İsrail işgali bir mili arap konusuna dönüştü ve 1967 deki yenilgi Filistin’in, Culan’ın ve Sina çölünün tamamen işgal edilmiş olması durumun değişmesine sebep oldu ve Filistin arap camiasının konusu haline geldi ve Filistin Arapların birliği için bir yol olarak görüldü ve sonuç olarak mücadeleci ve canı pahasına savaşan bir nesil ortaya çıktı.
Özet olarak vahdet ve Filistin arap miliyetçiliğinin iki önemli konusu olmuştur. Elbette 1967 yılındaki Arap dünyasında çatışmalar özellikle Irak-Suriye ve Suriye-Mısır arasındaki çatışmanın ardından ortaya çıktı.
Es Sefir gazetesi konunun devamında şunları yazdı :
Arap milliyetçiliği düşüncesi şu varsayım ile ortaya çıkmaktadır; mevcut ülkeleri kendi menfaati doğrultusunda kullanmak öyle ki onların hepsi hepsi bir coğrafi ve siyasi alanında ortak menfaatlerini sağlayabilirler.
Arap milliyetçiliği başlangıçta Osmanlılar aleyhine ve daha sonra İsrail’e dönüktü öyle ki hepsi Arap- İsrail çatışmasında ortaktılar. 1979 yılında Mısır ile İsrail arasındaki Camp David barış anlaşmasının ardından 1994 yılında Ürdün ile İsrail arasındaki benzer anlaşma ve bunun ardından Oslo anlaşmasının ardından İsrail bazıları için artık düşman olmaktan çıktı.
Es Sefir daha sonra Arap milliyetçiliğinin yakın zamanda Arap baharına olan etkisine değinerek şunları yazmaktadır :
Arap milliyetçiliğinin Arap baharına kayda değer hiç bir etkisi olmamıştır. Halkın kendi ülkelerindeki çabaları milliyetçilik çabalarına yer bırakmamıştır ve Arap dünyasını da geriye götürmüş ve sadece Hizbullah son yıllarda İsrail’in karşısında durmuş ve burada tarihi bir olay gerçekleşmektedir; çünkü Hizbullah’ı İran desteklemektedir ve Filistin direniş güçleri İran tarafından desteklenmektedir ve bu siyaset İran’ın bölgedeki etkisini artırmıştır ki öyle bir etki ki tüm ülkeleri arkasında barındırmaktadır. Arabistan’ın İran hakkında oluşturduğu ortak düşman projesi, Fars İran’a karşı Arap milliyetçiliği düşmanlığını canlandırmayı hedeflemektedir. Arap milliyetçiliğinin büyüklerinin düşüncesinde Zeki Ersuzi’den Hüseyin Hilkele, Selahattin Biltal ve Fars Huriye kadar yer almamaktadır. Bölgedeki şuan ki çatışmalar dini ve mezhebidir. Ne bir kavime ne bir araba ve kavimlere açık bir düşmana ihtiyaç vardır. Ancak Arap milliyetçiliği şuan böyle bir şeyi sunamamaktadır. Arap ülkeleri birlik olsalar da çatışsalar da Arap milliyetçiliği artık Abdul Nasir zamanındaki gibi olamaz. İran’ın büyük dünya ülkeleri ile ilişkisi gelişme aşamasındadır ve Arap milliyetçiliği bunu durduramayacaktır. Bugünlerde dünya ülkelerinin işi terörizm ile mücadeledir ve Arap milliyetçiliği terörizm ile mücadelenin karşısında nasıl durabilir öyle ki Arap camiası arasındaki çatışmalarda çıkmaza girmiştir. Hangi sıfatla terörizmle mücadeleye girecektir ?
Es Sefir son olarak şunları yazdı:
Acının, sıkıntıların ve ümitsizliğin ortaya çıktığı bir bölgede Türkiye açısından Irak ve Suriye kürtleri terörizmin tek kaynağıdır ve Arabistan açısından Hizbullah terörizmin kaynağıdır ve Işıd terörizmi de uluslararası koalisyonun hedefindedir. Ancak İsrail terörizmi bölgesel bir grubun dışında hiç kimseyi rahatsız etmemektedir ve ilginçtir ki terörizmle mücadele konusunda bu konuda en yüksek ses de İsrail ve Araplardan duyulmaktadır.