21 Haziran 2015 - 07:09
ABD ve Batı İslam ile mücadele edemeyeceğini anlayınca “Dine karşı Din”  formülünü kullanmaya başladı

İran Nükleer Müzakerelerdeki Başarısı ile ABD ve Batı’nın Oyunlarını Boşa Çıkardı

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İran haklı davasında mücadelesine devam ediyor.
 
İran İslam Cumhuriyeti, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumuna üye ve nükleer anlaşmaları imzalamış bir ülke. İran’ın yaptığı işlem ise,  nükleer enerji  için gerekli çalışmaları yapmak ve nükleer teknolojisini geliştirmek.
 
İran nükleer teknoloji ve enerjide kendi kendine yeterli olmaya çalışıyor. İran İslam Devriminden ve İran’ın anti-emperyalist duruşundan rahatsız olan ABD ve Batılı güçler, Atom Enerjisi Kurumunu kullanarak İran’ın nükleer enerji elde etmesine engel olmaya çalışıyor.
 
İran’ın yeterli enerjiye sahip olduğunu belirten ABD ve Batılı güçler İran’ın nükleer teknolojiyi silah yapımında kullanabileceğini iddia ediyor. Oysaki İran İslam Cumhuriyeti,  İslami kurullara göre kimyasal ve toplu ölümlere sebep olacak silahların haram olduğunu, nükleer bomba üretiminin de aynı şekilde olduğunu belirterek, nükleer silah üretmek istemediğini açıkça belirtiyor. İmzaladığı ve uluslararası yasalar nedeniyle, denetime açtığı nükleer tesislerini inceleyen Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu da İran’da şüpheli bir faaliyetin olmadığını,  buna yönelik herhangi bir kanıtın da bulunmadığını belirtiyor.
 
İşgalci Siyonist İsrail ise, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumuna üye değil. İsrail hiçbir anlaşmayı kabul etmezken,  tesisleri de denetime kapalı ve nükleer güç elde ederek atom bombası yaptığı da kesinleşti.
 
İsrail bölgede çatışmalara sebep olurken, kendi içerisinde de hiçbir uluslararası kurala ve yasaya uymayarak  Filistin topraklarında  işgal ve tecavüzlere devam ediyor. Ortadoğu’ya geldiği günden beri bölgeyi kan gölüne çevirip insanların gözyaşına boğan Siyonist İşgalci İsrail’e niçin kimse bir şey demiyor? ABD ve Batı dünyasının oluşturduğu uluslararası kurum ve kuruluşlarda ne Hak var ne de Adalet.
 
İslam dünyasına ve Müslümanlara karşı önyargılı hatta düşman olan ABD ve Batı emperyalizmi, İran İslam Devriminden çok rahatsız olmuş ve Devrimi ambargo ile boğarak, yok etmeye veya en azından yönünü kendi çıkarları ve menfaatleri yönünde değiştirmeye çalışıyor.
 
2. Dünya Savaşıyla yıpranan Avrupa ve Rusya,  ABD’nin emperyalist güç oluşunu kabul etti. ABD,  NATO sayesinde Batıya askeri şemsiye ve güvenlik sağlarken, Avrupa’nın  süper güç olmasına da engel oluyor. ABD, NATO sayesinde Avrupa’daki askeri varlığını devam ettirip Avrupa’yı kendi kontrolünde tutarken, NATO’yu  Rusya’ya karşı bir savunma aracı olarak kullandı.
 
Rusya, ekonomik-sistemsel ve siyasi olarak dünyadaki süper güç olma özelliğini Afganistan savaşı ile yitirdi. Rusya ile beraber ABD’de Afganistan-Irak savaşı  ve İslam Devriminin etkileri ile dünyadaki süper güç olma özelliğine son verdi.
 
ABD emperyalizmini ve Batı medeniyetini tehdit eden tek güç İslam’dır. ABD, İslam’ın devrimci ve antiemperyalist duruşundan rahatsız. Suudi Arabistan’ın oluşturduğu ve desteklediği ABD ve Batıya uşaklık eden “Tekfirci-Selefi İslam” anlayışından rahatsız değil.
 
ABD ve Batı İslam ile mücadele edemeyeceğini anlayınca, İslam’ı kendi içinde çatıştırarak,  “Dine karşı Din”  formülünü kullanmaya başladı. Muhammedi İslam Dinini tahrif eden selefi ve tekfirci düşünceye destek veren ABD ve Batı dünyası, İran’a karşı ekonomik ambargolar uygulamak için nükleer enerjiyi koz olarak kullanıyor.
 
Anti-emperyalist Devrimci İslam’a karşı da,  Suudi Arabistan’ın yeşerttiği tekfirci-selefi düşünceye destek veren  ABD,  El kaide, Nusra,  IŞİD ve Boko Haram terör örgütlerinin doğmasına sebep oldu.
 
Bugün Afganistan kan gölü ve Pakistan istikrarsızsa bunun sebebi ABD emperyalizmi ve orada oluşturduğu El Kaide-Taliban’dır.
 
Bugün Irak ve Suriye’de Müslümanlar kan ve gözyaşı içerisinde iseler, bunun sebebi ABD emperyalizmi ve Kapitalist Batı medeniyetidir.
 
Lübnan, Yemen,  Mısır devlet ve toplumu istikrarsız ise, bunun sebebi ABD emperyalizmidir.
 
Ortadoğu’yu kan ve gözyaşı gölüne çeviren işgalci Siyonist İsrail ise, ABD emperyalizmi ve Batı medeniyetinin bölgedeki karakolu ve gayrimeşru çocuğudur.
 
1979 yılında İslam Devrimi ile ABD ve Batı emperyalizmine meydan okuyan İran şimdi Irak-Suriye-Lübnan ve Yemen’de ABD ve Batının bölgedeki taşeronu IŞİD terörü ile mücadele ediyor.
 
Lübnan’da olaylara zamanında müdahale eden Hizbullah IŞİD terörünün büyümesine engel oldu.  Suriye’de büyütülen IŞİD terörüne karşı Suriye yönetiminin yanında yer aldı. Irak’ta ise, General Kasım Süleymani ile zamanında sahaya inen İran,  askeri operasyonlara verdiği destek ile IŞİD’in Musul’dan sonra Bağdat ve Erbil’i de ele geçirmesine engel oldu.
 
İran İslam Cumhuriyeti, İslam Devriminden sonra, ekonomik ve siyasi devrimler de yaparak yoluna devam ederken, günümüzün Zülfikar’ı General Kasım Süleymani ile de ABD ve Batı emperyalizmine İslam’ın gereken cevabını vermektedir.
 
Her türlü ekonomik ambargoya dayanan ve kendi yerli üretimini yapmayı başaran İran, nükleer teknoloji elde etmesi bahane edilerek kendisine uygulanan ambargolar ve yaptırımlardan zarar almadan başarı ile çıkmıştır.
 
Nükleer müzakereler ABD devletinde de çatlak yaratarak, ABD ve Avrupa ayrımından sonra,  ABD’de Obama ve Cumhuriyetçiler-Kongre ayrımını Ilımlılar ve Radikaller ayrımını da ortaya çıkarmıştır.
 
Gelinen nokta gösteriyor ki, İran nükleer güç olarak dünyada hak ettiği yeri alacak.
 
Bölgesel  İslami devlet gücü  olan İran, küresel manada da İslam dünyasının tek gücü olmaya adaydır..

Murat Nazlı