Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Uzun bir zamandır rafa kalkan bir projenin son dönemlerde yeniden pişirilip önümüze konulmaya çalışıldığını görünce kayıtsız kalamadım.
Acaba yanlış mı düşünüyorum…?
Ne Şah İsmail’in, ne Azerbaycan’ın, ne Kerküklülerin ne de Türkiye’deki Ehlibeyt dostlarının “TÜRK OMASININ” hiçbir itibarı yoktur.
Çünkü tamamını kapsamasa da “Türk Milliyetçiliği ve ülkücülüğü katı bir Ehli Sünnet inancı üzerine kurulmuştur”
Dün Yavuz’un döneminde de böyleydi, bugün 2015 Türkiye’sinde de böyle.
Çünkü onlara göre;
Ehlibeyt mektebine mensup bir Türkün, Muaviye’ye “Hazret” diyen bir ülkücünün abiliğini kabul edeceğini zannetmek saflıktır. Bir ömür milliyetçiliği damardan da işleseniz etkisi en fazla Muharremde soğuk bir su içinceye kadar devam eder…
Çünkü; bir Şii Türk için “Ya Hüseyin!” diyen bir Arabın, Farsın, Kürdün abi olma ihtimali “Ya Muaviye! Ya Eba Süfyan!” diyen bir Türk’ten daha fazladır.
Çünkü; Şia’nın ilim, irfan ve Merceiyyet başşehri Mukaddes Necef şehrinde duyurulan 4 büyük müçtehidin dört ayrı ülkeden (İran-Irak-Pakistan ve Afganistan)dan olması bunun en sade örneğidir.
Çünkü; Şii gençleri, ülkücü-milliyetçi veya Irkçı öğretilerle Ehlibeyt mektebinden uzaklaştırabileceklerini sananlar, okyanusu yüzerek geçmek isteyenlerden daha gerçekçi değiller.
Çünkü; tabi olduğu Ehlibeyt mektebine aşina bir gencin Irkçı olma ihtimali sıfırdır.
Çünkü; Ehlibeyt mektebine mensup bir genç, bir gün Boz Kurt’la İmam Hüseyin arasında tercih yapmak zorunda kalsa, hatta ormanda kurtlar tarafında büyütülmüş olsa dahi “İMAM HÜSEYİN’İ” terk etmesi mümkün değildir.
Çünkü; bizim kurdumuz dahi “Ya Hüseyin!” diye ulur, O’nun astanesinin bekçisi hizmetkârıdır!
Gençlerimizin Facebook’taki kurt, bayrak ve vatan profillerinin artık ayrılmaz bir parçası olan Hüseyni, Kerbelai, Necefi ve Meşedi paylaşımlarının nedeni budur.
Yemen, Lübnan, Irak, Suriye, İran, Bahreyn haberlerine Türk dünyasındaki haberlerden ve paylaşımlardan daha fazla yer vermelerinin nedeni budur.
Yıllarca Iğdır, Tuzluca, Kars ve Aralıktaki gençlerimiz için harcanan onca telaşın, bir Erbein yürüyüşünde tuz-buz olmasının nedeni de budur.
Dolayısıyla;
Siyasi partilerde görev alan dostlar bu gerçeği görmelidirler.
Ehlibeyt mektebine mensup siyasiler “Hüseyni”, “Haydari” olmadan bu toplumda gerçek yerlerini alamaz, toplumun gerçek potansiyelini harekete geçiremezler.
Hüseyni olunca, yani mezhebi kimlikleri ön plana çıkınca da “Katı bir Sünnilik üzerine Kurulan” Türk milliyetçiliğinde tutunamaz, üst düzeye yükselemezler..
Türk Şah İsmail’e “Fars-Acem”, Azerbaycan Türklerine “Onlar bizden değil!”, Iraklı Türkmenlere“Onlar Şii, içeri almayın!” Türkiyeli Ehlibeyt dostu Türklere “Onlar takiyyeci-mutacı!” dedirten de bu katı düşüncenin alt yapısının volkanik patlamasıdır…
Acı ama gerçek olan budur…
Oysa biz Türklüğümüzden utanmadan, diğer ırkları küçümsemeden, ülkemiz insanını ütekileştirmeden, sevgi mektebinin saf kaynağı Ehlibeyt’e olan aşkımızla yani “ŞİİLİĞİMİZLE-ALEVİLİĞİMİZLE” övünen bir toplumuz
Türklüğüne TÜRKÜZ…Amma…
Onlara göre “Maalesef” bize göre “Ne Mutlu” ŞİİYİZ, HAYDARİYİZ, ALEVİYİZ…!
R. Onurşan