Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-Seçim süreci bitmiş, hükümet istifa etmiş. Ülkeyi muaviye’nin mekanında takılma hayaliyle yaşayan bir başgan, hükumete gerek görmeden yönetmeyi düşünüyor ki hükumeti kurun diye görevlendirme yapmıyor. Duruma kimsenin itirazı da yok; canı kimi isterse çağırıp görüşüyor! Adına muhalefet denilen ve birbirinden yetersiz “seçilmişlerin” ülkede hükümet kurma görevi neden kimseye verilmiyor diye sormuyor... Soramıyorlar çünkü fiili olarak dönüştürülen sistemi, başganın otoritesini kabullenmiş gözüküyorlar... Siyasetten medyaya, aydınından akademisyenine, bürokrasisinden halkına değin herkes uyum derdinde ve yeni bir telaş; Çin'den Türkistan masalları. Suriye’den Irak'a Yemenden Bahreyn’e Libya’ya kadar Akdeniz havzasını kan gölüne çevirdikleri yetmemiş sıra uzak doğuda. Uzak doğu biraz uzak kalınca sokaklarda linç edecek çekik gözlü arayışı başladı!
Aynı hikâyeler, aynı haber kaynakları, aynı yalan ve kara propaganda... Ve aynı "aptal güden" din sömürüsü; Vay efendim Çinliler Şincan-Uygur bölgesinde Sünni Türkistanlı kardeşlerimizi kesiyor yakıyor parçalıyor, namaz oruç yasak zorla rakı içirip domuz kılı yediyorlar! Filmin senaryosu pek tanıdık, değil mi? Yönetmen aynı, oyuncular-figüranlar hep aynı.
Tibet’te Budistlerin, ölüleri akbabalara yedirme törenlerine ait yıllardır dolaşımda olan resimler “Çinlilerin Uygu Halkına zulmü” diye sosyal medyada sürekli ve ısıtılıp servis ediliyor olması nasıl bir aklın ürünüdür kestirmek zor olmasa gerek. Geniş toplumsal tabanın, muhafazakâr-milliyetçi kitlelerin manipüle edilmesi ve yönlendirilmesinin ne kadar basit olduğunu anlayabileceğiniz sosyal bir deney olarak bakmak lazım. Siz ona Dr. Ali Şeriati’nin tabiriyle muhafazakâr geleneğin “eşekleştirme” programı da diyebilirsiniz.
Muhafazakârların ansızın depreşen Uygur sevgisi, Uygurlu gençleri Suriye'de terör savaşında militan olarak kullanmalarından kaynaklıdır. Bölgeden gelen haberler yeni değil… Doğu Türkistan’ın el kaidecileri sınırı illegal geçişlerine yardım ve yataklık eden en az on Türk şüphelinin Çinli otoriteler tarafından tutuklandığına ilişkin Çin kaynaklı haberler uluslararası medya tarafından pek de ilgi görmemiş. Sonrasında Uygurlu 'tekfircilerin' cihatçı kardeşleriyle birlikte savaşmak ve eğitim görmek amacıyla Suriye, Afganistan ve Pakistan’a geçmeyi planladıkları ortaya çıkmıştı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, 17 Kasım 2014’te Şangay'da tutuklanan 10 Türk vatandaşının tutuklanma sebebini ‘’yasadışı bir şekilde sınırı geçme hususunda organize etmek’’ olarak açıkladı. Haklarındaki iddianame evrakta sahtecilikten yasadışı göçe yardım arasında gidip gelse de asıl kapsamlı mesele, görünenin arkasında ise pusuya yatan uluslararası terörizmdi. Uygurlu el kaideciler Suriye'de verdikleri pozlarla bunu tescillemişti.
Medya üzerinden Doğu Türkistan “trajedileri” yaratma çabasında olanlara: Madem Çin’de bu kadar “vahşice katliam var” neden katliam yapmak için koşa koşa gelip yerel çetenizi -Suriye ve Irak'ta çatışan, El Kaide bağlantılı TİC- Türkistan İslam Cemaati- Ortadoğu’da inşa ettiniz? diye soran olmaz. Doğu Türkistan İslam Partisinin son 6 ayda IŞİD'e 300 e yakın eleman gönderdiği biliniyor. Doğu Türkistan’da katliam varsa bu adamlar halklarını korumak yerine neden Işid, el kaide benzeri wahşi terör saflarına katılıyor? Çin Uygur bölgesinden “zulümden kaçıp” Irak’a gelen ve en yaşlı tekfirci unvanını taşıyan zatın kulağına kimse fısıldamadı mı “Çin zulmüne karşı savaşana da bir düzine huri var” diye! Kafkas ve Balkan halkları gibi Uygurluların da bölgedeki kirli savaşta kullanılıyor olması, proje gereği taşındığı tezini doğrular ki, batının uzak doğu projeleri için bir hizmet içi eğitimdir bu.
Uygur göçmenlerinin başka ülkelerdeki sevdiklerini görmeye gitmiyorlar. Aksine, Uygur İslamcılarının Ortadoğu’daki cihatçı savaşın bir parçası olma eğilimi ve beklentileridir konu.
AA ve Al Jazire mahreçli tarih ve mekân sınırı olmadan özenle seçilmiş savaş-otopsi-çatışma resimleriyle vizyona sokulan “Esad’ın zulmü” filminin kötü bir taklidi.Sosyal medya üzerinden Doğu Türkistan’da yaşananlarla ilgili olduğu iddia edilen fotoğraf ve haberler, doğru değil ya da başka olaylarla ait. Bu filmim amacı dikkatleri Ortadoğu’daki kirli savaştan kaçırabilmek ya da bölgede girişilecek fiili bir savaş için topluma milliyetçi damardan yükleme yapma olabilir mi? Atlantik Paktı Amerika’da yaşayan Rabia Kadir’in, Dünya Uygur Kongresi adlı örgütü üzerinden muhafazakârlara Ortadoğu’da olduğu gibi Uzakdoğu’da vekâlet savaşı için yeni misyon yüklüyor olabilir mi? Heyecan ve hezeyan halinden önce olayların öncülü ve ardılı üzerine kafa yormak lazım.
Önce kampanya sonra Erdoğan önümüzdeki günlerde Çine gidecekmiş haberleri! Suriye'ye gitmeleri anımsattı birden!
Yasal olarak bitmiş bir iktidar, kafasına göre hükümet takılan birileri… Beş yıldır vekâleten yürüttükleri savaşa fiilen katılma arzuları kabarmış bir stratejik felaket tellalının mırıldanmaları altında yaşayıp gidiyoruz. Nereye diye soran yok!
-Etrafımız ateş çemberi diyen iktidara; O ateş çemberini yaratan siz değil misiniz? Suriye bataklığı nitelendirmesini sakız gibi çiğneyen medya maymunlarına ve iktidardan pay bekleyen muhalefete; Bataklığı yaratanlarla ayni dili kullanan siz değil misiniz diye sormayanların, Çin’den ejderha masallarının sebebi hikmetini sormalarını beklemek boşuna. Lakin toplumlarını “eşekleştirme” programıyla yönlendirmeye çalışanlar şunu akıllarından çıkarmasın; girdiğiniz çetrefilli ilişkiler bir gün sizi kapsam alanı içine mutlak alacaktır.
-Samandan sığıra kadar her şeyi ithal eder hale gelmişiz ama hala dünyanın 7. büyük tarım ülkesiyiz.
Halep’e fetih için sefere çıkıp imha olmak yetmezmiş gibi Nusra öncülüğündeki çeteler koalisyonun Güneyde son sığınak Zebadani’de Hizbullah ve Suriye ordusu tarafından itlaf edilmesi, Turkish Delight -lokum sektöründe- krize sebebiyet vermez umarım!
Atakan YILDIRIM