Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Türkmen Dağı ve Bayır Bucak Gerçeklerini Suriye Ordusuna Bağlı Mukaveme Suriyyi Örgütünde Vatan Savunması Yapan Ulaş Cebiroğlu'na Sorduk...
Son zamanlarda Türkmen Dağı ve Bayır Bucakta olanlar Türkiye'de büyük bir etki yaratmışa benziyor, dolayısıyla Türkmen Dağı ve Bayır Bucak bölgesinde olanları sizler için Suriye Ordusuna bağlı Mukavemeti Suriye adlı örgütte vatan savunması yapan ve bizzat Türkmen Dağı'ndaki operasyona katılmış olan Ulaş Cebiroğlu'na sorduk... Röportajdan satır başları;
-Öncelikle geçmiş olsun diliyorum size, Allah en kısa zamanda şifanızı versin, zira zorlu bir savaşa katıldınız ve kolunuzdan yaralandınız. İsterseniz konumuza geçelim zira Türkmen Dağı ve Bayır Bucak bölgesindeki Rus ve Suriye ordusunun ortak operasyonu Türkiyede büyük bi yankı buldu. Elbet sizde takip ediyorsunuzdur Turkiyede gelişen olayları. Ve sizde bilmektesiniz ki bu operasyon Turkiyede büyük tepkilere neden oldu hem iktidar tarafından hemde Türkçü ve İslamcı gruplar arasında, ki birçok kisi meydanlara inip protesto gosterilerinde bulundu. Hatta Türk medyalarinda Türkmen Dağı ve Bayır Bucak bolgesinde Türkmen sivil halkın vurulduğundan söz ediliyor. Ki bu iddialardan dolayıda Türkiye'nin birçok yerinde gösteriler oldu. Şimdi Türkmen Dağında ve Bayır Bucakta olanlar hakkında gerçekleri sizden dinlemek isteriz zira o bölgeyi iyi bilen birisisiniz, izninizle merak edilen sorulara geçmek istiyorum.
Öncelikle Türkmen Dağı ve Bayır Bucak bölgesinin coğrafi açıdan sormak istiyorum ve bu bölgeler Suriye'nin hangi bölgelerinde kalmaktadır? Ve bu bölgelerde ırksal ve mezhepsel bakımdan hangi toplumlar yaşamaktadır? Bu konuda bizleri bilgilendirir misiniz?
Ulaş Cebiroğlu: Coğrafi olarak bu bölge esasında Alevi dağlarının kuzey uzantısını teşkil ederler 1516 Mercidabık savaşı ardından uç beylik olarak buralara taşınan Türkmen aşiretlerinin yerleşim alanı olarak “Türkmen dağları” adıyla anılır olmuştur. Türkiye sınırı ile Lazkiye arasında kalan bölgedir. Türkiye sınırından güneye doğru yaklaşık olarak 14 km denizden doğuya doğru da 12 km lik bir alanda bulunan coğrafi kesiti temsil eder.
Bu bölgede Suriye mozaiğinin tüm bileşenleri yaşamaktadır. Elimizdeki nüfus verilerine göre de mutlak bir kesinlikle görülür ki Ermeniler (daha çok Kesap beldesinde), Türkmenler ve bu bölgenin her yerinde Araplar (Alevi ve Sünni) barış içinde kardeşçe yaşarlar.
Bölgenin Türkmenleri önemli oranda Lazkiye kentine göç etmiş durumdalar. Türkmen dağları denilen ve gerçekte Alevi dağlarının kuzey uzantı olan bu dağ ve ovalarda sayısal çoğunluk kesinlikle Araplar lehinedir ama bunun ne yasal ne kurumsal bir anlamı vardır çünkü yasalar karşısında tüm vatandaşlar eşit olarak yaşarlar.

O bölgede savaştan önce Türkmen halka Suriye rejimi tarafından bir ayrımcılık söz konusumuydu hem mezhepsel hem de ırksal bakımdan?
Ulaş Cebiroğlu: Bu konuda belki dünyanın en rahat ülkesi Suriye idi . özellikle Türkmenler açısından hiçbir ayrımcılığı olmayan, yasalardan tamamen eşit yararlanan, kendi kimliğini onurluca taşıyan ve bunun karşısında kimsenin özel bir baskısının olmadığı bir ortamda yaşıyorlardı. Türkmenler kültürleriyle hüzün ve sevinçleriyle Türkmen olarak yaşadıkları Suriye’de özellikle 2000 yıllarıyla başlayan ikili komşuluk ilişkisine paralel olarak, çok daha rahat, çok daha etkin dil kullanımıyla Türkmenler yaşamın her alanında diğer etnik topluluklarla eşit olarak yaşam sürdürmektedirler.
Bulundukları yerlerde devlet kurumlarının ağırlıklı unsurları olarak görevlerini kamu hizmetinde görürlerdi ve bu hala geçerlidir. Burjislam’ın, İm el Tuyur, İsevi’nin, Rebia’nın, Katsal’ın belediye başkanları hep Türkmen olarak seçildi. Elektrik dairesi kurumunda ağırlıklı yönetici ve işçiler bu bölgede Türkmenlerdir hala da böyledir. Savaşın zorluklarına ve Türkmenler içinden çıkan mafyacı vatan hainlerine rağmen bu hiç değişmedi. Ziraat müdürlüğünde kooperatiflerde ve yaşamı ilgilendiren tüm siyası ekonomik sosyal kültürel kurumlarda Türkmenler etkin olarak yerin alırlar ve kendi aralarında Türkiye’den bin kat daha özgür şekilde kendi dilleriyle iletişim içinde olurlar. Türkiye’de Kürtçenin hala resmi bir mahiyet almamış olduğu koşul ve son 200 yıl içinde Kürtlerin çektiği acılara bakılırsa Suriye etnik topluluklar için bir cennettir; Suriye devleti tarihinde bir tek etnik katliamın olmaması, sıradan kitle çatışmasının bile bulunmaması bunun önemli bir örneğidir. Suriye devleti resmi mezhebi Sünni olmasına karşın laik bir devlet olarak ülke vatandaşlarının kendi kültürleriyle ilgili yaşam tarzlarına asla müdahale eden bir devlet olmamıştır. Nevroz kutlamalarının bile kanla bastırıldığı, Kürtçe ev ve sokak konuşmasının yasak olduğu bir ülkeyle karşılaştırdığımızda farkı görmek zor olmaz.
Mezhepsel açıdan ise Suriye Sünni mezhebi resmileştirmiş bir ülkedir. Sünnilik Aleviler. Şiiler, gibi tüm İslami mezheplerce üst mezhep olarak genel kabul görmüştür. Alevilik için zerre kadar bir hak ya da kurumsal bir etkinlik yoktur. Alevilik yok sayılan bir mezheptir ve bu mezhebin hiçbir yanıyla devlet iktidar gibi eğilimleri yoktur. Alevilik, bir ibadettir ve siyasal bir yönelimi yoktur ama Sünnilik bilindiği gibi şer-i kuralları ve kanunları bulunmaktadır devletsiz, iktidarsız asla yürüyemez; yabancı bir ülkede bile şer-i fetvalar olmaksızın İslami yaşam olamaz. Sünniliğin bu özelliği ile şer-i mahkemelerin olduğu ülkede bir Hıristiyan erkek bile Müslüman bir kadını İslam’a girmeden alamaz (Suriye’de bile durum budur).
Alevilikle uzak yakın hiçbir ilişkisi olmayan Suriye devleti bir Sünni devlettir. Suriye’de Vakıflar bakanlığı ( Türkiye’nin Diyanet İşleri Müdürlüğü gibi) inanç işlerini her alanda yönetir. Türban tartışması gibi ilkel tartışmalar, giyim kuşama müdahale eden hiçbir algının olmadığı bu konuda herkesin özgür olduğu laik Suriye’de dev kadro ve bütçesiyle Sünni mezhep adına çalışan 24/24 Tv yayınlarıyla Nur el Şam TV, dergi ve gazeteler her köşeye hakim olma çabası içinde özgürce görüşlerini iletir.
Suriye’de mezhepsel sorunun olmayışı bu savaşta Sünni mezhep kökenli yurtseverlerin direniş mücadelesine ezici çoğunlukla katılmalarından bellidir. Çünkü Şam’da İslam barışçıl insanı yüzüyle kuşaktan kuşağa aktarılır. Bu işin son öncüleri, Rahmetli şehit Ramadan el-Buti (Kürt asıllı), Cumhuriyet müftüsü laik Şeyh Bedreddin Hassun gibi akıllardır. Bu açıdan Türkmenler her köyde var olan camileri imamları hatipleri ile tam ve özgürce devletin her müdahalesinden uzakta kendi ibadetlerini yaşarlar ve hala öyledir. Bu gerçeklerini aksini bir tek Türkmen üzerinden hiç kimse gösteremez. Bu savaştan çıkan da Türkiye’deki göçmenlere de sorulabilir böyle bir baskı asla olmadı olmayacakta. Bunun en iyi kanıtı çoğunluğu Sünni olan Suriye’de bu gün vatan sever direnişi sürdüren gücün çoğunluğunun Sünniler olduğunu bilmek yeterlidir.
Kimse kimseyi yalanlarıyla aldatmasın ibadet özgürlüğü en gelişmiş bölge ülkesi Suriye’dir. Türkmenler Sünni olarak en özgür inanç yaşamı içindeler ve devlette bunun için de sıkıca bağlılar. Geride kalan Türkmenlerin özellikle ekonomik sosyal kültürel ilişki içinde oldukları Sünni Arap ve alevi kardeşleriyle yüksek bağları devam eden kararlı yaşamları bunun için yeterli bir örnektir.
Bu gün hala terör şebekelerini eli altında bulunan tüm Türkmen ve diğer bölgelerin memurları düzenli bir biçimde Suriye devletinden aylıklarını alma devam etmektedir. Suriye’de eğitim hizmeti, sağlık, büyük oranda ulaşım hala bedavadır ve bunlardan herkes eşitçe yararlanmaktadır.

Suriye rejimi Türkmen Dağı ve Bayır Bucak bölgesindeki kontrolü nasıl kaybetti? Gerçekten orda bir halk ayaklanması mı vardıda o bölgeleri kaybetmişti Suriye ordusu?
Ulaş Cebiroğlu: Bölge tamamen dağlık bir bölgedir köyler arasında, vadiler ve tepeler yer almaktadır. Bu alanda Türkiye’de MİT tarafından eğitim görmüş ve kaçakçılıkla uğraşan lümpen çevrelerin başlattığı katliam bu bölgeyi savaş alanı haline çevirmiştir. Şöyle düşünmek gerek, aniden silahlar nereden çıkıp gelmiştir? Aniden meşru devlet güçlerine karşı hiçbir sivil barışçıl protesto yokken bu ölüm süreci nasıl başlatılmıştır? Kimden güç alınmıştır. İşte bu sorunların tümünün cevabı tek bir adrese çıkmaktadır o da diktatör Erdoğan Türkiye’si. O da MİT eliyle kanlı ve kirli işlerini yürütmektedir. MİT Türkmenlere 1990larda el attı.
Türkiye’de MİT hesabına okuyan kimi Türkmen aile çocuklarına baskı yolu ya da maddi teşvikle kendi öz vatanına devletine silah kaldırmaya sürüldü. 1990’lı yıllarda art arda çöp bidonlarında patlak veren bombalar bunun bir sunucuydu. Bir çok Türkmen yakalanıp yargılandı 10 yıl sonra ise cezaları bitmeden iki ülke arasındaki iyileşen ilişkilerin yüzü hürmetine serbest bırakıldılar . Bunlar arasında daha önce Halep trenini bombalayarak masum onlarca insanı öldüren iki kardeş Bayraktarlar da serbest bırakıldı.
Hiçbir barışçıl gösteri olmadan aniden devlete karşı elde silah savaşmanın tek bir kaynağı var o da Türkiye’dir. Türk halkına hakaret olmaması için de Diktatör Erdoğan’ın Türkiye’si demekle yetineceğim.
Kardeşlikten düşmanlığa hiç nedensiz geçiş ise AKP’nin marifetidir. Türkmenler hiçbir zaman hiçbir yerde kitlesel bir karşıt duruş içinde olmadılar bunun tekbir örneği yoktur. Lazkiye’de yaşayan sahil şeridindeki Türkmenler ( Burj İslam., Sulayıp Türkmen, İm el Tuyur, İsavi, Bedrusi gibi beldeler) hala diğer etnik dokularla iç içe kardeşçe yaşadıklarına baktığımızda Türkmen halkının bu terör şebekeleriyle uzak yakın ilgisinin olmadığı görülür. Tüm barışçıl ve yasal yola hak talebi yapabilme imkanının olduğu bir ülkede, meşru devlet gücüne karşı silah çeken kim olursa olsun teröre yaslanmaktadır demek yanlış değildir.
Türkmenler Suriye sosyal dokusu içinde inançlarıyla kültürleriyle en barışçıl halk kesimleridir. Hiçbir zaman olumsuz kitlesel davranış içinde de olmayan Türkmenler zorla baskıyla teröre çekilmek istenmiştir ama bu sonuçsuz kalmıştır.. Türkiye’nin ırkçı milliyetçi zorlamasıyla kışkırtılanlar ise lümpenler ve MİT beslemeleridir. Bunun için bu gün Türkmen bölgelerinde Cündi el Şam, İŞİD, İslam cephesi Fetih ordusu gibi tamamen yabancılardan ve kimi Araplardan oluşan terörist guruplarca askeri baskı altında bulunmaktadırlar. Türkmenler savaşmak istememelerine rağmen yaşadıkları alanları bu terör şebekeleri kullanmaktadır.
Dikkatlice incelerseniz görülecek ki tekbir sivil ölümü bile gösteremiyorlar. Tümü terör şebekesi insanlar. Savaşanlar elinde silah olan insanlar. Bu nedenle elinde silah cephede mevziye yatan insanı sivil saymak gülünçtür. Devletin meşru kuvvetlerine silah çeken dünyanın en azılı terör şebekeleriyle kol kola El Kaide gibi terör örgütleriyle kol kola vuruşan, Dera’dan Türkiye’den Rakka’dan yardım alarak devlete silahlı başkaldırı yapanlar teröristtir.
Türkmenler terörist değildir, eli silah tutan ise Türkmen sayılamaz. Vatan hainleri asla bir etnik topluluğu temsil edemez. Temsil ettikleri dış güç diktatör Erdoğan’sa sonuçlarına katlanırlar.

Şimdiki zamana gelirsek, Suriye ordusu ve Ruslar ortak operasyon düzenleyerek Türkmen Dağını ve Bayırbucağı tekrardan alabilmek için mücadele etmekte ki Türkmen Dağıda alınmış oldu bunun sonucunda, Bayır Bucaktada operasyonlar devam etmekte. Şimdi sormak istediğim şey gerçekten Türkmen Dağı ve Bayır Bucakta Türkmen sivil halk mı vuruluyor? Zira bugun dahi bu konu Türk medyalarında çok tartışılmakta. Ki eğer orda Türkmen halk vurulmuyorsa o zaman orda vurulanlar kimler?
Ulaş Cebiroğlu: Bu operasyonlarda vurulan sadece eli silahlı teröristlerdir. Bir tek Türkmen sivil yerleşim birimine girilmemiştir, tepeler ve vadiler de mevzi savaşı verilmektedir. Sivil halkın yaşadığı bir tek yere girmemiştir. Zaten sivil halk savaş ortamından uzakta yaşamakta ve buralara hiçbir füze hiçbir kurşun ya da bomba atılmamaktadır. Bir Mukaveme Suriyyi militanı olarak, savaşın orta yerinden size kendi gözlemleriyle en ileri noktalarda bile bir tek sivile zarar olmamıştır bunun tersini iddia eden buyursun kanıtlasın
Bayır-Bucak’ta hakim olan terör şebekesi Nusra Cephesidir, Cündi el Şamdan destek almakta bir kısım İŞİD’li çevrelerin de mevzileri bulunduğu gibi “Fetih Ordusu” adı altındaki oluşumdan, dolaysıyla diktatör Erdoğan Türkiye’sinden Katar ve Suudi’den yardım alarak bu haksız ve kirli savaşı sürdürmektedir.
Şunuda belirtmek gerekirse Türkmen Dağı ve Bayır Bucağın önemi nedir Suriye rejimi açısından zira Suriye ordusu yoğun bi şekilde buraları almak için mücadele etmekte.
Ulaş Cebiroğlu: Vatan toprağının her bir karışı önemli ve kimseye bırakılamaz diktatör Erdoğan Türkiye’sinin kirli Yeni-Osmanlıcı emelleriyle, Liva İskenderun’dan sonra en az 3000 Km²lik alanı Türkmen özerk bölgesi yapmak istiyor tabi sonrası adım adım Türkiye’ye ilhak etme hedefi bulunuyor. Hiçbir onurlu vatan böylesi bir komşunun ahlaksız girişim ve kanlı emellerini kabul edemez. Diktatör Erdoğan’ın Türkiye’si maalesef bu algılarla kirletilmiştir. Türkiye halkı buna karşı çıkmalı, kardeş Suriye’ye barış içinde ilişkilerle yaklaşmalıdır. Bunu yapacak Türkiye sever siyasal çevrelerin hiçte azınlıkta olmadığına inanıyorum.

Son olarak neler söylemek istersiniz?
Ulaş Cebiroğlu: Bölgemizde barışın yolu kirli ve kanlı ellere haiz yönetimlerin Suriye’den elini çekmesi ve dünyanın tüm terör şebekelerine karşı savaşan Suriye ordusuyla , meşru yönetimleri dıştan yıkmaya çalışanların aynı akıbete uğrayacağına işaret ederek Türkiye’nin hızla bu ortama çanak açtığını belirteceğim. Bunu engellemek için barış ve kardeşliği, birbirinin iç işlerine karışmamada anlam bulan teröre karşı mücadelede dayanışmayı yükselten bir duruş sergilenmelidir derim.
-Bu roportaj için size teşekkür ediyorum, Allah şüphesizki haklıların yanındadır, Allahtan dileğimiz Suriye en kısa zamanda eski istikrarlı haline dönmesi ve emperyalistlerin oyunlarının bozulmasıdır. Tekrardan teşekkür ediyorum.
Röportaj : Eyüp KIZGIR / Medyacenter