23 Haziran 2016 - 22:14
Karayılan’dan 10 aylık savaş bilançosu

PKK Yürütme Komitesi Üyesi ve Halk Savunma Merkez Karargahı komutanlarından Murat Karayılan, 10 aylık savaş konusunda açıklamalarda bulundu.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - Stêrk TV’ye bir röportaj veren PKK Yürütme Komitesi Üyesi ve Halk Savunma Merkez Karargahı komutanlarından Murat Karayılan, 10 aylık savaş konusunda açıklamalarda bulundu. Ağırlıkla Güneydoğu'daki on aylık savaş sürencini değerlendiren karayılan, Şimdi Erdoğan Türk toplumuna diyor ki: “Biz kazandık, evet kayıplarımız oldu ama biz de onlardan 7600 kişi öldürdük.” Eğer bu sözü yalan değilse, o zaman bu 7600 kişinin cenazesi nerededir, açıklasınlar.” dedi. Karayılan yaptığı değerlendirmelerde şöyle:

Çözüm sürecinde samimiydik

Geçtiğimiz 10 aylık süreçte gerçekten de kahramanca bir savaş yaşandı. Kürt halkının direniş tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Bu 10 aylık süreç üzerine tartışmalar var. Çünkü hem yeni bir yöntem uygulandı, savaş sadece dağ ile sınırlı kalmadı, ovalarda ve şehirlerde de güçlü bir şekilde direniş geliştirildi; hem de Kürdistan direniş tarihinde gerçekten de yeni destanlar yaratıldı. Bundan dolayı geçtiğimiz 10 aylık süreç hakkında tartışmalar devam edecektir.

Her şeyden önce şunu söylemek gerekir ki adına çözüm süreci denilen bir ateşkes süreci vardı. Biz bu süreçte samimiydik. Biz Önder Apo’nun geliştirdiği bu süreçte barışçıl yol ve yöntemler ile sonuca gitmek istiyorduk. Ancak şimdi daha iyi anlaşıldı ki esasen AKP devletinin zihniyetinde Kürt sorununu çözmek yoktur.  Adına Çökertme Planı dedikleri yeni bir plan perspektifiyle bize karşı savaşı başlattılar. Türkiye devletinin yetkilileri bazen süreci bizim bozduğumuzu söylüyorlar. Bu yalandır. Zaten eski başbakanları Ahmet Davutoğlu bir çok kere 22 Temmuz’da Amerika ile anlaştıklarını, 23 Temmuz’da hükümetin karar aldığını ve 24 Temmuz’da da bütün PKK üslerine karşı hava saldırılarını başlattıklarını dile getirdi. Şu kesindir ki bu süreci Türkiye devleti bozdu.

Süreç yerel bir adımla başladı

Kürt halkının isteği barışçıl yol ve yöntemler ile özerklik elde etmek, yani statü sahibi olmaktı. Türkiye sınırları içerisinde, Türkiye ile birlikte, Türkiye’nin birliği perspektifiyle özerk olmaktı. Hem Kürdistan’ın özerkliği hem de Türkiye sisteminin merkezi olmaktan çıkıp daha yerel bir sistemin kabul edilmesi hedeflenmekteydi. Zaten bugün bütün dünyada daha yerel olan sistemler gelişmektedir. Birçok ülkede bu vardır. Bu olmadı. Kürt gençleri daha önce de, 2014 yılında da mahalleleri tutmuşlardı. 24 Temmuz’da saldırılar başlayınca yine Kürdistan şehirlerinin birçok mahallesini tuttular. O mahallelerin meclisleri de özerklik ilan ettiler. Bu özerklik ilanları, Kürt sorununun Türkiye’nin bütünlüğü içerisinde çözülmesi projesiydi. Merkezi bir kararın sonucu olmayan bu süreç, yerellerin inisiyatifiyle gelişti. Cizre gençleri zaten daha önce de mahalleleri tutmuşlardı, tekrar tuttular. Zırhlı araçların gelmemesi için hendek yaptılar ve oranın meclisi de özerklik ilan etti. Yani yerel bir adımdı. Esas olarak amaç Kürt sorununun çözümü ve bu şekilde de Türkiye’nin demokratikleştirilmesiydi.

Bu bir Saray savaşıdır

Korkuları şuydu: Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler Kürt davasını öne çıkarıyor. Rojava Kürdistan’da bir statü oluştu. Onlar büyük bir Kürdistan’ın kurulmasından korkuyorlar ve Büyük Kürdistan’ın Küçük Türkiye anlamına geldiğini düşünüyorlar. Bunun önünü almaya çalışıyorlar. Derin devletin bazı çevrelerinin böyle bir yaklaşımı var. Erdoğan iyi biliyor ki mesele öyle değildir. Erdoğan iyi biliyor ki Kürt halkı, Kürt sorununu Türkiye’nin sınırları içerisinde barışçıl yol ve yöntemler ile özerklik formülasyonuyla çözmek istiyor. Ancak o da kendi iktidarı için savaşması gerektiğini düşünüyor. Yani şimdi bu savaşın Saray savaşı olduğu söyleniyor ya, bu bir anlamıyla doğrudur. Neden doğrudur? Çünkü Erdoğan 7 Haziran’dan sonra Kürtlerin bir kuvvet, bir irade olduğunu ve onu iktidardan düşürdüğünü gördü. Bunun için derin devlet ile anlaşma yaptı ve Ergenekon’un bazı kollarıyla anlaşarak bunu darbe niteliğinde gündeme koydu.

Devlet ağır darbe yedi

Son 10 ayda Türk ordusunun karadan yaptığı operasyon sayısı 275’tir. Savaş uçaklarıyla yapılan hava saldırıları 581’dir. Helikopterler ile yapılan hava saldırıları 138’dir. Havan, obüs, tank ve top saldırıları 1591’dir. Bunlara karşı HPG güçlerinin yaptığı eylem sayısı 973’tür. Bu eylemlerde onların kayıp sayısı (ki birçoğu PÖH ve JÖH’tür) 2345’dir. Bunlardan 13 tanesi yüksek rütbelidir. Bu süreçte imha edilen zırhlı araç sayısı 163’tür. Darbelenen, yani vurulan ama tam olarak imha olmayan zırhlı araç sayısı 159’dur. Sonuçları net olmayan eylem sayısı 219’dur. Bu süreçte yaşanan temas sayısı 75’tir. Düşürülen helikopter sayısı 4, keşif uçağı sayısı 3’tür. 43 adet skorsky ve kobra tipi helikopter güçlerimiz tarafından vurulmuş ancak düşmemiştir. Yakılan araç sayısı 162, imha edilen baz istasyonu sayısı 101’dir. Bu süreçte 345 arkadaşımız şehit düşmüştür. 12 HPG üyesi de düşmana esir düşmüştür. Bu on aylık savaşın sonuçları HPG açısından böyledir.

Toplam sonuçlara bakıldığında; geçtiğimiz on aylık süreçte -bildiğiniz gibi onların dediğine göre YPS ve HPG’den toplam 7600 kişi şehit düşmüş- YPS-HPG’nin toplam şehit sayısı 721’dir. Buna karşılık Türk devlet gücünün kaybı HPG’ye karşı 2345, YPS’ye karşı 2017 kayıp vermiştir. Yani Türk devletinin bu süreçte toplam 4362 kaybı vardır. Hakikat bu şekildedir. Bunun aksini iddia eden varsa gelsin araştırsın. Bizim belgelerimiz açıktır.

Yalan değilse 7600 cenaze nerede?

AKP hükümeti Kürt toplumunun gözünü korkutmak istiyor. Yani “Eğer başkaldırırsanız biz sizi böyle vururuz, bakın sizden bu kadar kişi öldürdük, şehirlerinizi yıkarız, eğer başkaldırırsanız sizi yersiz yurtsuz bırakırız” demek istiyor. Yani bu kadar yalanın ve abartmanın amacı Kürt toplumunu korkutmak, Türk toplumunu da kandırmaktır. Şimdi Erdoğan Türk toplumuna diyor ki: “Biz kazandık, evet kayıplarımız oldu ama biz de onlardan 7600 kişi öldürdük.” Eğer bu sözü yalan değilse, o zaman bu 7600 kişinin cenazesi nerededir, açıklasınlar. Rakamlar bizim verdiğimiz gibidir. 7600 değil, 721’dir. Onlar yalan söylüyorlar. Her şeyden önce halkımız bunu bilmelidir. Bu bir psikolojik savaştır. Onlar yalanlar ile bazı şeyleri başarmak istiyorlar. Kendilerine sanal bir zafer yapmışlar.