Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA:
“İran’da Mossad’ın kentsel savaşı” olarak adlandırılan olaylara ilişkin ilk kapsamlı anlatı, yaşananları kronolojik ve analitik bir çerçevede ele alıyor. Çalışmada temel sorular; “Ne oldu?”, “Hangi koşullarda yaşandı?”, “Sonuçları ne oldu?”, “Gelecekte ne olabilir?” ve “Gerçeklik neydi?” başlıkları altında inceleniyor. Günlük kentsel çatışma anlatımı, ocak ayındaki huzursuzlukların saha incelemesi, eylem kalıpları ve güvenlik–toplumsal sonuçlarıyla birlikte değerlendiriliyor.
Saha verileri, derlenmiş raporlar ve olayların seyrine ilişkin analizlere göre, ocak ayındaki huzursuzluklar dört ayrı aşamada gerçekleşti. Bu aşamalar yalnızca zaman temelinde değil; eylemlerin niteliği, örgütlenme düzeyi, şiddetin yoğunluğu ve sahadaki aktörlerin değişimi açısından da ayrıştı.
Birinci Aşama: Huzursuzlukların Başlangıcı (7–10 Ocak)
İlk kıvılcım 7 Ocak’ta Tahran Büyük Çarşısı’nda sınırlı mesleki protestolarla ortaya çıktı. Ana talepler, cep telefonu kayıt ücretlerindeki artış (özellikle iPhone), dolar kurundaki hızlı yükseliş ve döviz dalgalanmalarıydı. Bu hareketler kısa sürede Hemedan, Şiraz, Kirman, İsfahan ve İlam gibi kentlere yayıldı.
Önceki haftalarda ülkenin farklı bölgelerinde işçi ve emekli protestoları yapılmış, bu eylemler büyük ölçüde barışçıl biçimde sona ermişti. Bu nedenle ocak başındaki gelişmeler, birikmiş ekonomik ve mesleki taleplerin devamı olarak değerlendirildi.
İlk tahminlere göre bu aşamada ülke genelindeki katılım 8 bin kişinin altındaydı. Ancak Alaaddin ve Çarsu pasajları gibi ekonomik açıdan hassas noktalarda yoğunlaşma, güvenlik açısından dikkat çekti.
Aynı dönemde, maliyeti yüksek ekonomik kararların alınması ve İsrail Başbakanı’nın ABD ziyareti ile İran dosyası üzerine temasları, güvenlik analistlerine göre “ekonomik–toplumsal baskı” içeren birleşik bir senaryo ihtimalini güçlendirdi.
Bazı üniversitelerde öğrenciler protestolara katıldı. Sert sloganlar duyulsa da organize şiddet yaygın değildi. Buna karşın Fesa, Kuhdeşt ve Dorud’da askeri ve devlet tesislerine dağınık saldırılar rapor edildi; İlam’da can kaybı olmayan bir terör eylemi kayda geçti.
İkinci Aşama: Yayılma ve Tırmanma (11–17 Ocak)
Ekonomik baskının sürmesi, enflasyon beklentilerinin artması ve organize ağların devreye girmesiyle olaylar belirgin biçimde genişledi. Çatışmalar 103 ilçeye yayıldı; dağınık protestolar yerini 50–200 kişilik yarı organize gruplara bıraktı.
Yaklaşık 600 noktada eylem rapor edildi. Sloganlar radikalleşti, hedefli ve planlı şiddetin ilk işaretleri görüldü. Bazı askeri üslerin hedef alınması ve raporlarda “ölüm üretme operasyonları” olarak tanımlanan eylemler bu aşamanın öne çıkan unsurları oldu.
Bu dönemde ülke genelinde yaklaşık 70 bin kişinin eylemlere katıldığı, 36 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Bu tablo, sürecin salt ekonomik protestoların ötesine geçtiğini gösterdi.
Üçüncü Aşama: Şiddetin Zirvesi (18–19 Ocak)
Üçüncü aşama, krizin dönüm noktası ve şiddetin zirvesi olarak tanımlandı. 18 Ocak Perşembe akşamı çatışmalar yüksek düzeyde organize ve koordineli hale geldi. Güvenlik güçleri henüz tam teçhizatlı değildi ve teröristlere karşı ateşli silah kullanma izni verilmemişti.
Bu nedenle en ağır kayıplar ve terör eylemleri aynı gece yaşandı. Hayatını kaybedenler arasında siviller, polis, Besic güçleri ve diğer güvenlik görevlileri yer aldı. Binlerce polis, Besic mensubu ve sivil ağır şekilde yaralandı veya öldürüldü. Saha raporları, cinayetlerin son derece vahşi biçimde işlendiğini aktardı.
Saat 23.00’te, eylemlerin komuta ve organizasyon altyapısını kesmek amacıyla internet kısıtlaması uygulandı.
Bu aşamada “binlerce kişinin” öldüğü ve yaralandığı, kayıpların büyük bölümünün 18 Ocak gecesine ait olduğu belirtildi. 19 Ocak akşamından itibaren polis, yalnızca hassas noktaların savunulması için sınırlı silah kullanma yetkisi aldı.
İki gün boyunca ülke genelindeki eylemlere 350 ila 400 bin kişinin katıldığı tahmin edildi. Aynı zamanda kamu ve özel mülke yönelik geniş çaplı tahribat yaşandı. Sağlık merkezleri, yüzlerce ambulans ve itfaiye aracı, bankalar, camiler, kiliseler, imamzadeler, kamu ve özel araçlar hedef alındı.
Kontrolü tamamen kaybettirmeyi amaçlayan organize terör eylemlerinde, DEAŞ benzeri yöntemler kullanıldığı; yakma, boğaz kesme ve yaygın ateşli silah kullanımının görüldüğü bildirildi. Toplamda 3.117 kişi hayatını kaybetti; bunların 2.427’si masum siviller ve kamu düzenini koruyan görevlilerdi.
Dördüncü Aşama: Kademeli Sönümlenme (20–22 Ocak)
20 Ocak’tan itibaren çatışmalar belirgin şekilde azaldı. Son aşamada yaklaşık 45 kişinin hayatını kaybettiği rapor edildi. Şiddetin düşmesi, güvenlik önlemleri, organizasyon zincirinin koparılması ve sahadaki ağların yıpranmasına bağlandı.
Nihai can kaybı bilançosunun netleşmesi için; kullanılan silah türleri, cesetlerin bulunduğu yerler, kişilerin geçmişleri ve balistik analizleri içeren çok katmanlı bir uzmanlık çalışmasına ihtiyaç olduğu vurgulandı. Bu sürecin zaman alacağı ifade edildi.
Bu arada karşıt medya organlarının belgesiz rakamlar ve sahte anlatılarla gerçek tabloyu çarpıtmaya çalıştığı, mevcut verilere göre resmi ve kesin istatistiklerin yakın zamanda açıklanmasının beklendiği bildirildi.
Maddi Hasarların Genel Bilançosu:
Toplanan raporlara göre kamu ve özel mülke verilen zararlar şöyle sıralandı:
- 305 ambulans ve otobüs,
- 24 benzin istasyonu,
- 700 esnaf dükkânı,
- 300 konut,
- 750 banka,
- 414 kamu binası,
- 749 polis aracı,
- 120 Besic üssü,
- 200 okul,
- 350 cami ve binlerce Kur’an-ı Kerim, onlarca kütüphane,
- 89 dini eğitim merkezi,
- 253 otobüs durağı,
- 600 ATM
- 800 vatandaşın özel aracı.
yorumunuz