8 Şubat 2026 - 18:00
Nükleer Frenler Çözülürken: Silah Kontrolü Çağının Sonu Mu Geliyor?

ABD ile Rusya arasında yürürlükte kalan son nükleer silah kontrol anlaşmasının Şubat ayında sona erecek olması, yalnızca iki ülke arasındaki stratejik dengeyi değil, onlarca yıldır küresel güvenliğin omurgasını oluşturan “silah kontrolü” anlayışını da ciddi biçimde tartışmaya açtı. Uluslararası çevrelerde yükselen kaygılar, dünyanın yeni ve daha tehlikeli bir döneme sürüklendiğine işaret ediyor.

         Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı-ABNA -  Soğuk Savaş yıllarında nükleer felaket ihtimalini sınırlamak amacıyla şekillenen “silah kontrolü çağı”, büyük güçlerin askeri rekabetini belirli kurallar çerçevesinde tutmayı hedefleyen anlaşmalarla tanımlanıyordu. ABD ile Sovyetler Birliği, daha sonra da Rusya Federasyonu arasında imzalanan bu anlaşmalar, nükleer başlık sayılarının sınırlandırılmasından denetim mekanizmalarına kadar geniş bir güvenlik şemsiyesi oluşturdu. Ancak bugün gelinen noktada bu şemsiyenin hızla dağıldığı görülüyor.

Şubat ayında süresi dolacak son anlaşma, iki nükleer gücün stratejik silahlarını karşılıklı olarak sınırlayan ve denetleyen son bağlayıcı metin olma özelliğini taşıyor. Anlaşmanın uzatılmaması ya da yerine yeni bir çerçeve konulmaması halinde, ilk kez onlarca yıl sonra nükleer silahlanmayı hukuken sınırlayan hiçbir mekanizma kalmayacak. Uzmanlar bu durumu, “kontrolsüz güç yarışı” riskinin açık hale gelmesi olarak değerlendiriyor.

“Silah kontrolü çağı” kavramı, yalnızca teknik anlaşmalardan ibaret değil. Aynı zamanda büyük güçlerin, mutlak askeri üstünlük yerine karşılıklı caydırıcılık ve öngörülebilirlik ilkesini kabul ettiği bir dünya düzenini ifade ediyordu. Bugün ise bu yaklaşımın yerini, tek taraflı güç projeksiyonları, yaptırımlar ve askeri baskı politikaları almış durumda. Özellikle Washington’un küresel güvenliği kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirme çabaları, mevcut anlaşmaların birer birer rafa kaldırılmasında belirleyici rol oynuyor.

Uluslararası güvenlik sorunlarıyla gerçek anlamda mücadele edebilmek için mevcut dünya yönetim modelinin köklü bir dönüşüme ihtiyaç duyduğu yönünde görüşler güç kazanıyor. Direniş eksenli çevreler, güvenliğin birkaç büyük gücün insafına bırakıldığı tek kutuplu yapının sürdürülemez olduğunu vurguluyor. Bunun yerine, egemenliklere saygılı, bölgesel dengeleri gözeten ve silahlanma yerine siyasi çözümü önceleyen çok taraflı bir sistemin inşa edilmesi gerektiği dile getiriliyor.

Aksi halde, nükleer anlaşmaların birer birer ortadan kalktığı bu yeni dönemin, yalnızca büyük güçler arasında değil, tüm dünya için daha kırılgan ve daha tehlikeli bir güvenlik ortamı yaratacağı uyarıları yapılıyor. Silah kontrolü çağının sona ermesi, insanlık için yeni bir pişmanlık sayfasının açılması anlamına gelebilir.

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha