Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: İran İslam Devrimi’nin lideri İmam Humeyni, modern dönemde dinî düşünce ile siyasal mücadeleyi birleştiren özgün çizgisiyle geniş halk kitlelerini etrafında toplamayı başardı. “Velayet-i Fakih” teorisiyle, halk egemenliğini dinî meşruiyetle buluşturan Humeyni, Pehlevi rejiminin Batı’ya bağımlı yapısına karşı net ve açık bir karşı duruş sergiledi.
Sürgünde geçirdiği uzun yıllar boyunca etkisini yitirmeyen Humeyni, yayınladığı mesajlar, gönderdiği bildiriler ve kurduğu düşünsel hatla İran’daki direniş ruhunu canlı tuttu. Rejimin baskı aygıtlarına rağmen, onun söylemi özellikle yoksul kesimler, dinî çevreler ve gençlik arasında güçlü bir karşılık buldu. Mütevazı yaşam tarzı ve kişisel iktidar arayışından uzak duruşu, onu halk nezdinde güvenilir bir lider konumuna taşıdı.
1 Şubat 1979’da sürgünden İran’a dönüşü, yalnızca bir liderin ülkesine dönüşü değil, aynı zamanda halkın tarih sahnesine çıkışı olarak kayda geçti. Milyonların sokaklara döküldüğü bu gün, Pehlevi rejiminin fiilen sona erdiğinin ilanı niteliğindeydi. Benzer şekilde, 1989’daki vefatı sırasında milyonlarca insanın cenaze törenine katılması, Humeyni’nin etkisinin siyasi sınırların ötesine geçtiğini ortaya koydu.
Gözlemcilere göre İmam Humeyni, yalnızca bir devlet kurucusu değil; bağımsızlık, adalet ve dış hegemonyaya karşı direniş fikrini kurumsallaştıran tarihsel bir figür olarak hafızalarda yer aldı. Bugün hâlâ bölgesel direniş ekseninde referans alınan bu miras, onun bir liderden ziyade devrimci bir dönüşümün sembolü haline geldiğini gösteriyor.
yorumunuz