Uluslararası Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı -ABNA- Siyonist rejimin İran’a yönelik tehdit söylemleri sürerken, bu söylemin artık kurumsal ve yapısal hazırlıklara dönüştüğü görülüyor. İsrail Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni acil durum planı, olası bir İran savaşı senaryosunda sağlık sisteminin nasıl seferber edileceğini ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Plan kapsamında hastanelerde yatak kapasitesinin artırılması, kritik sağlık personelinin ise daha “güvenli” çevre bölgelere kaydırılması öngörülüyor.
İsrail basınına yansıyan bilgilere göre, plan yalnızca kısa süreli bir çatışmayı değil, uzun vadeli ve yıpratıcı bir savaşı esas alıyor. Bu durum, Tel Aviv yönetiminin İran’la yaşanabilecek bir çatışmanın sınırlı ve kontrol edilebilir olmayacağını bizzat kabul ettiğine işaret ediyor. Özellikle füze ve insansız hava aracı saldırıları ihtimali üzerinden şekillenen hazırlıklar, sivil altyapının ağır baskı altında kalacağı varsayımına dayanıyor.
Direniş eksenine yakın analistler, sağlık sisteminin bu şekilde militarize edilmesini, İsrail toplumunda zaten derinleşen psikolojik çöküşün kurumsal teyidi olarak değerlendiriyor. 7 Ekim sonrası travma dalgasıyla baş edemeyen rejimin, şimdi de hastaneleri savaş planlamasının bir parçası haline getirmesi, “güvenlik devleti” söyleminin iflasını gözler önüne seriyor.
Planın dikkat çeken bir diğer boyutu ise personel kaydırmaları. Buna göre, merkezî ve hedef olma ihtimali yüksek bölgelerdeki sağlık çalışanlarının bir kısmı çevre bölgelere aktarılacak. Bu durum, olası bir savaşta büyük şehirlerin ve yerleşim merkezlerinin ağır saldırılarla karşı karşıya kalacağı beklentisini açıkça yansıtıyor.
Gözlemcilere göre bu hazırlıklar, İsrail’in İran’a karşı saldırgan politikalarının yalnızca askerî değil, toplumsal bedelinin de hesaplandığını gösteriyor. Ancak bu hesap, rejimin caydırıcılığını güçlendirmekten ziyade, içeride korku ve güvensizliği daha da derinleştiriyor.
Sonuç olarak, İsrail Sağlık Bakanlığı’nın acil durum planı, Tel Aviv yönetiminin İran’la muhtemel bir savaşı artık teorik değil, kaçınılmaz bir senaryo olarak ele aldığını ortaya koyuyor. Direniş cephesine göre ise bu tablo, işgal rejiminin bölgesel maceralarının kendi iç yapısını da hızla tükettiğinin yeni bir göstergesi olarak okunuyor.
yorumunuz