10 Nisan 2026 - 13:24
İslamî Hikmet Yüksek Meclisi’nden Dünya Filozoflarına Acil Çağrı: “Aklın ve İnsanlığın Katledilmesine Sessiz Kalmayın”

İslamî Hikmet Yüksek Meclisi, dünyanın dört bir yanındaki filozoflar, düşünürler ve akademisyenlere hitaben bir mektup yayımlayarak son saldırılar ve uluslararası hukukun açık ihlalleri karşısında acil ahlaki tepki ve somut adım atılması çağrısında bulundu.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: Rasa Haber Ajansı’nın Havza ve Ruhaniyet Servisi muhabirinin aktardığına göre, İslamî Hikmet Yüksek Meclisi dünya filozofları, düşünürleri ve akademisyenlerine hitaben kaleme aldığı ve çeşitli dillere çevrilen bir mektupla son dönemde yaşanan saldırılar ve uluslararası hukuk ihlallerine karşı derhal tepki gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Mektupta filozofların en temel misyonunun “aklı ve rasyonaliteyi güçlendirmek ve yaygınlaştırmak” olduğu belirtilerek, filozofların toplumsal ve siyasi gerilimlerin bir parçası olmak yerine bu gerilimleri analiz eden ve insanlığın sapmalarını derin akıl yürütme ile değerlendiren kişiler olduğu ifade edildi.

Metinde, günümüzde araçsal aklın hâkim olduğu ancak toplumların ve devletlerin yönelimlerinde gerçek akılcılığın eksik olduğu bir dönemin yaşandığına dikkat çekilerek, bazı güçlerin faaliyetlerinin heves, çıkar ve insanlık karşıtı davranışlara dayandığı belirtildi. Aklı reddetmenin bazı çevrelerde adeta bir övünç kaynağı haline geldiği bir çağda filozofların görevinin, propaganda ve güç sahiplerinin etkisi altında kalan insanları aydınlatmak olduğu vurgulandı.

Mektupta, filozofların insanların servet ve propaganda sahiplerinin oyuncağı haline gelmemesi için rehberlik etmesi gerektiği ifade edilerek, insanlığın filozofların rehberliğinde elde ettiği akıl sayesinde suçlar karşısında kayıtsız kalmaması ve zalimlere karşı gerekli adımları atması gerektiği kaydedildi. Aydınlatmanın filozofların en önemli sorumluluğu olduğu belirtilen metinde, düşünürlerin insanların akılcı düşünmesini sağlamak ve dünyadaki her türlü kötülüğe karşı mücadele etmek için çaba göstermesi gerektiği dile getirildi.

İranlı filozofların, insanlık tarihinin canlı mirası olan akıl, hikmet, maneviyat ve bilgelik geleneğini sürdürdükleri belirtilen mektupta, günümüz dünyasının “akılsızlığın ve zorba çıkarcılığın hâkimiyeti” sonucu oluştuğu ifade edildi. Zorba güçlerin en temel akıl ilkelerine bile bağlı kalmadığı ve çıkarları uğruna her türlü suçu işlemeye hazır oldukları vurgulandı. Bu güçlerin diğer toplumları kendilerine bağımlı hale getirmek istediği ve özgürlük ile bağımsızlık arayışlarını savaş ve medya araçlarıyla bastırmaya çalıştığı ifade edildi.

Geçmişte dünyanın bazı bölgelerinde görülen kötülüklerin bugün küreselleştirildiği belirtilen mektupta, insanlığın zorba ve servet biriktiren güçlerin zulmü altında kaldığı ve bu nedenle dünya genelindeki filozofların bu zulüm ve suçlara karşı güçlü bir ses yükseltmesi gerektiği çağrısında bulunuldu.

Mektupta İsrail’in Filistinlilere yönelik “soykırım niteliğindeki suçlarının” onu yeni bir kan dökücülüğe sürüklediği belirtilirken, bu süreçte ABD’nin de bu politikaların destekçisi ve takipçisi haline geldiği ifade edildi. İran’ın ise özellikle 1979’daki halk devriminden sonra sürekli olarak hegemon güçlerin düşmanlığına maruz kaldığı vurgulandı.

Metinde, halkın açık oyuyla kurulan İran yönetiminin onlarca yıl boyunca ABD ve İsrail’in saldırgan politikalarıyla karşı karşıya kaldığı, bu süreçte insanlık dışı ilaç, gıda ve finans yaptırımları, siyasi ve askeri şahsiyetlere yönelik suikastlar, bilim insanları ve bazı filozofların hedef alınması, İran diplomatik temsilciliklerine saldırılar, askeri operasyonlar ve yoğun psikolojik ve medya savaşları yürütüldüğü ifade edildi.

Son sekiz ay içinde ABD ve İsrail tarafından İran’a ve bağımsızlık yanlısı halkına karşı iki büyük askeri saldırı düzenlendiği belirtilen mektupta, bu saldırıların İran’ın ABD ile müzakerelerde bulunduğu sırada gerçekleştiği ve müzakerelerin askeri saldırı için bir aldatmaca olarak kullanıldığı öne sürüldü.

Metinde özellikle ikinci saldırının başlangıcında, 1404 yılının son aylarında Minab kentindeki bir okulda 8 ile 12 yaş arasındaki öğrencilerin üzerine modern bombalar atıldığı ve yaklaşık 180 öğrencinin hayatını kaybettiği ifade edildi. Mektupta, son yüzyıllarda en acımasız işgalcilerin bile savaşları çocukları hedef alarak başlatmadığı vurgulandı.

Ayrıca son savaşta dünya Şiilerinin dini lideri ve İran’ın en üst düzey lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamaney’e yönelik suikastın açık bir suç olduğu belirtildi. Mektupta Hamaney’in bilim, yönetim ve kültür alanlarında önemli bir figür olduğu, felsefe ve bilim dünyasına özel önem verdiği ve her zaman barış ile dostluk çağrısı yaptığı ifade edildi.

Metinde Hamaney’in aynı zamanda nükleer silah üretimini yasaklayan fetvayı ilk kez veren lider olduğu, bu fetvanın dini ve akli temellere dayandığı ve insan haklarını gözettiği vurgulandı. Buna rağmen ABD ve İsrail’in asılsız bahanelerle İran’ın egemenliğini ihlal ederek Tahran’da saldırı düzenlediği ve İran liderine suikast gerçekleştirdiği ifade edilerek “Bu suç hangi akli ve hukuki temele dayandırılabilir?” sorusu yöneltildi.

Mektupta ABD ve İsrail’in son askeri eylemlerinin İran’daki sivil halk ve hayati altyapılara karşı işlenmiş savaş suçları olduğu belirtilerek, okullar, hastaneler, üniversiteler, spor merkezleri, camiler, kütüphaneler, acil servisler, itfaiye istasyonları ve tarihi yapılar ile yerleşim alanlarının hedef alındığı ifade edildi.

Bu koşullarda filozofların “insanlığın boğazlanmasına ve aklın ölümüne” seyirci kalıp kalamayacağı sorusunun sorulduğu mektupta, söz konusu saldırıların uluslararası hukuk ve insani değerlerin ihlali olduğu kadar İran halkının iradesini bastırma girişimi olduğu belirtildi.

İran’ın bağımsız bir ülke olarak ulusal çıkarlarını savunma hakkına sahip olduğu vurgulanan metinde, bazı devletlerin İran’ın itidalini zayıflık olarak gördüğü ve bu yanlış hesaplamayla askeri saldırılara giriştiği ifade edildi. Ancak İran halkının güçlü medeniyet geçmişi ve derin dini inancı sayesinde hiçbir zaman zulme boyun eğmeyeceği belirtildi.

Mektupta İran halkının saldırgan olmadığı ancak ülkesine yönelik saldırılara da izin vermeyeceği, akli ve dini ilkeler doğrultusunda ülkesini ve kazanımlarını korumaya kararlı olduğu ifade edildi.

Ayrıca ABD ve İsrail’in geniş çaplı bir propaganda ve medya savaşı yürüttüğü, yalan haberler ve manipülasyonlarla kamuoyunun yönlendirilmeye çalışıldığı ve gerçeklerin ters yüz edilerek zalim ile mazlumun yerinin değiştirilmeye çalışıldığı vurgulandı.

  1. yüzyılın yıkıcı savaşlarından sonra insanlığın “küresel barışın gerekliliğini” ve “şiddetin yerini diyalog ve akılcı diplomasiye bırakması gerektiğini” anladığı hatırlatılan mektupta, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumların da bu amaçla kurulduğu ifade edildi. Buna rağmen askeri güce başvurmanın insanlığı yeniden şiddet dolu geçmişe götüren gerici bir adım olduğu belirtildi.

Mektupta filozofların yalnızca teorisyenler olmadığı, aynı zamanda toplumun “uyanık vicdanı” ve “akıl akışının taşıyıcıları” olduğu vurgulandı. Filozofların küresel aklı, ifade özgürlüğünü ve sorumluluğu savunmakla yükümlü olduğu ve adaletsizlikler ile suçlar karşısında gerçeğin ve ahlakın sesi olmaları gerektiği ifade edildi.

İslamî Hikmet Yüksek Meclisi mektubun sonunda dünya genelindeki filozoflardan İran’a yönelik son saldırıları açık biçimde kınamalarını, bunun uluslararası hukuk, ahlak ve akıl ilkelerinin ihlali olduğunu ilan etmelerini istedi. Ayrıca bildiriler yayımlamaları, akademik makaleler kaleme almaları ve bilimsel toplantılar düzenleyerek küresel barış, şiddetsizlik, sivillere yönelik saldırıların durdurulması ve ulusların egemenlik hakkına saygı çağrısı yapmaları talep edildi.

Mektupta düşünürlerden entelektüel etkilerini kullanarak şiddeti meşrulaştıran söylemlere karşı derin felsefi analizler üretmeleri ve barışçıl birlikte yaşama kültürünü güçlendirecek bir diyalog ortamı oluşturulmasına katkı sunmaları istendi.

Çağrının sonunda ise tarih karşısında bu tepkilerin büyük bir sorumluluk olarak kaydedileceği, ancak suçlar karşısında sessiz kalmanın da aynı şekilde yargılanacağı vurgulanarak filozofların özellikle kadınlar ve çocukların maruz kaldığı zulüm karşısında sessiz kalmaması gerektiği ifade edildi.

İslamî Hikmet Yüksek Meclisi, mektubu “şiddetten arınmış, adalet ve tüm insanların haklarına saygı temelinde kurulacak bir gelecek” umuduyla yayımladığını duyurdu.

Nisan 2026

İslamî Hikmet Yüksek Meclisi

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha