Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: ABD Başkanı Donald Trump, son aylarda defalarca İran’a yönelik “yıkıcı saldırılar” ve altyapıların imhası tehdidinde bulundu, ancak her seferinde eylem aşamasına geçmeden geri adım attı. Medyada “TACO” (Tehdit et, Geri Çekil – Threaten, Retreat) olarak adlandırılan bu tekrarlayan model, stratejik bir yanlış hesabın ürünü olarak değerlendiriliyor.
Trump’ın, 21 Mart 2026’da İran’a verdiği 48 saatlik ültimatom ve elektrik santrallerini “teker teker yok etme” tehdidi, iki gün sonra yerini “çok iyi ve yapıcı görüşmeler” iddiasına bıraktı. 7 Nisan’da “bu gece bir medeniyet yok olacak” çıkışı da benzer şekilde sonuçsuz kaldı. Temmuz ayında ise Trump, “II. Dünya Savaşı’ndan daha büyük” olarak nitelendirdiği bir saldırıyı iptal ettiğini duyurarak bunu İran’la varılan anlaşmaya bağladı.
CNN’in derlemesine göre, Trump’ın “barışa yaklaşıldığı” yönündeki 39 ayrı açıklaması, bu söylemlerin ne ölçüde inandırıcılıktan uzak olduğunu gösteriyor.
İran toplumunun ‘direnç kültürü’ Washington’ın kör noktası
Uzmanlara göre Trump yönetiminin en büyük stratejik hatası, İran toplumunu bölgedeki diğer ülkelerden ayıran temel farkı kavrayamamak. ABD’ye bağımlı Arap ülkelerinde baskı ve tehdit genellikle geri adım veya sessizlikle sonuçlanırken, İran’da dış tehditler tam tersi bir etki yaratarak milli birlik ve direniş refleksini güçlendiriyor.
İngiliz bir gazetecinin analizinde vurgulandığı üzere, “İran halkı direnişi siyasi kimliklerinin bir parçası olarak görüyor.” Bu yaklaşım, geçmişte şehit edilen liderlerin “teslimiyetin bedeli, direnişin bedelinden kat kat büyüktür” şeklindeki söylemleriyle beslenmiş durumda.
Wall Street Journal: Körfez ülkeleri yeni gerçekliği kabul ediyor
Uluslararası medyada yer alan son analizler, bölge ülkelerinin İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü artık fiili bir durum olarak kabullenmeye başladığını ortaya koyuyor.
Wall Street Journal’ın aktardığına göre, Körfez’deki enerji üreticisi Arap ülkeleri, İran’ın boğazdaki hakimiyetine dayalı yeni bölgesel düzenlemeleri benimsemiş durumda. Aynı haberde, bu ülkelerin, petrol ve gaz ihracatındaki aksamalara rağmen, askeri çatışmaya dönüşün kabulden çok daha ağır bir maliyet doğuracağı sonucuna vardıkları belirtiliyor.
Gazeteye göre İran, boğazın trafiğe açılmasına ilişkin yapılan düzenlemede, ABD savaş gemilerinin geçişine izin vermeme taahhüdünde bulundu. Bu adım, Tahran yönetiminin “ABD’nin Basra Körfezi’ndeki on yıllardır süren askeri varlığını sınırlandırma” hedefiyle örtüşüyor.
Sonuç: Başarısız formül ve yeni denklem
Trump’ın “büyük tehdit-zamanında geri çekilme” kalıbı, yalnızca amacına ulaşmakla kalmadı; aynı zamanda ABD tehditlerinin inandırıcılığını da sıfırladı. Uzmanlar, bu başarısızlığı iki temel nedene bağlıyor: İran toplumunun kültürel ve kimliksel farklılığının kavranamaması ve direnç karşısında etkisiz kalan psikolojik baskı araçlarına ısrarla sarılınması.
Batı basınında yer alan değerlendirmeler, Hürmüz Boğazı’ndaki mevcut dengenin kalıcı veya yarı kalıcı olduğu ve bölge ülkelerinin bu durumu kabullendiği yönünde. Bu noktada, Beyaz Saray’ın Körfez’deki istikrar için İran’ın boğaz üzerindeki hakimiyetini tanıması ve bölgedeki askeri varlığını gözden geçirmesi gerektiği ifade ediliyor.
Öte yandan, bazı İranlı yetkililerin açıklamalarının, halkın sert direniş duruşunun aksine, Trump yönetimine yanlış umutlar verebileceği ve bu durumun Washington’ın yanlış hesaplarını besleyebileceği uyarısı da yapılıyor.
yorumunuz