Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA- Bahreyn krizinin temelinde Sünni/Şii Müslüman ayrımı yatıyor. Bu ayrımın sınırları Suudi Arabistan sahilleri açıklarındaki küçük bir ada olan Bahreyn'den çok daha geniş bir coğrafyaya uzanıyor.
Ülke nüfusunun çoğunluğunun Şii olmasına karşın, Bahreyn'de Sünni olan El Halife ailesi 1782 yılından beri saltanat sürmekte. Bu iki toplum arasında sürekli gerginlikler yaşanıyor ve Şiiler, kraliyet ailesini güvenlik güçleri, devlet ve iş dünyasının yüksek kademelerine Sünnileri yerleştirmekle suçluyor.
İran hükümeti Şiilere destek verirken, Suudi Arabistan Sünni El Halife'nin yanında yer alıyor. Buna bir de İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisine karşı bölgede bulunan ABD 5. filosunu eklediğimizde, bu küçük adanın iç meselesinin nasıl bir jeopolitik öneme sahip olduğu ortaya çıkıyor.
Bahreyn bağımsızlığını 1971 yılında İngiltere'den kazandı ve parlementer monarşi rejimini benimsedi. Ama Kral, 1975 yılında Şii ayaklanmasına karşı harekete geçerek adanın bundan böyle tam bir monarşi rejimine geçtiğini ilan etti.
1990'lı yıllarda Şiiler daha fazla hak talep edince şiddet eylemleri patlak verdi ve bu hareket de sert bir şekilde bastırıldı. Ama 2001 yılında baskı o kadar arttı ki, yönetimi elinde bulunduran aile parlementer seçimlere gidilmesine izin verdi.
Şii muhalefet partileri sistemin adil olmadığını ve seçimlere karşın parlementoda azınlık durumunda olduklarını, parlemento üst meclisinin ise doğrudan kral tarafından atandığını, bu yüzden de reformların engellendiğini savunuyorlar.
İranlılar, Suudiler ve Amerikalılar şu an yaşanmakta olan olayları yoğun bir ilgiyle izlemekteler. İranlılar Şii çoğunluğun yönetime gelerek, Irak ve Lübnan'da büyüyen Şii gücüne güç katmasından memnuniyet duyacaklardır.
Suudi Arabistan'ın petrol yataklarının büyük bir bölümü krallığın Şii azınlık bölgesinde yer alıyor. Bu yüzden Riyad, Bahreyn kraliyet ailesini destekliyor ve hatta şu günlerde bu desteğin askeri teçhizat olarak gerçekleştiğine dair söylentiler de var. Bu askeri teçhizatın büyük bir bölümü de Bahreyn'deki deniz gücü varlığını sürdürmek isteyen ABD kaynaklı. Yani halkın istekleri, demokratik reformlar gibi çağrılar tamam ama o da bir yere kadar.
Stratejik menfaatler söz konusu olduğunda, demokratik haklar ikinci plana itilebiliyor. O yüzden şu günlerde Obama'dan Kral'a "Halkın isteklerine kulak ver ve tahtından in artık" türünden bir çağrı yapmasını beklemeyin.
Bahreyn Veliaht Prensi Salman Bin Hamad Halife, 8 şubatta Ankara'yı ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında Bahreyn'de yatırım yapmaları için Türk özel sektörüne her türlü destek sözü verdi.
Daha sonra Halife ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek arasında basına kapalı bir görüşme yapıldı. Sonra da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. Veliaht Prens bu görüşmeler sonrasında yaptığı açıklamada Arap liderlerin halkın taleplerine "öncelik" vermesi gerektiğini söyledi, ancak Tunus ve Mısır'daki ayaklanmaların diğer Arap ülkelerine de sıçrayacağını sanmadığını söyleyerek yanlış tahminde bulundu.
Erdoğan ise "Bahreyn'de devam eden demokratik reform sürecini" övdü ve bölgedeki demokratik değişimin siyasi kaosa neden olmaması gerektiğini vurguladı.
O yüzdendir ki, Erdoğan'dan Mısır eski devlet başkanı Mübarek'e yaptığı gibi "bırak artık" türünden bir çağrıyı Bahreyn Kralı'na da yapmasını beklemeyin. Erdoğan da Obama gibi Bahreyn'i İran'a kaptırmak istemeyecektir.
Ama eğer bu gerçekleşir de Şii İran, Şii Bahreyn ile bağlantı sağlarsa, Şii ayaklanmanın bir sonraki durağı Suudi Arabistan'ın doğusundaki Şii bölgesi olacaktır.
Metin Güneş