Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Tunus’ta, Mısır’da ve Suriye’de olanların direnişle, devrimle doğrudan bir alakaları yok gibi!
BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) mimarları, asıl direnişi kırmak adına, sahte ajanlarla bölgeyi viran edip, kan deryasına çevirmenin uğraşı içindeler.
Kendilerine yetecek ikinci bir elli yılın hesabı içindeler. Figüranın birine iktidar, birine muhalefet, diyerek asıl bölge direnişçilerinin elini kesmeğe uğraşıyorlar.
Devrim, çapulcuların işi olamaz. Devrimin tarihi olur, ideolojisi, önderleri, kendilerine özel direniş ruhları olur.
Yoksa ABD ve İngiltere’nin öncülüğünde yok twitter, yok facebook… Bunlar kuyruklu yalanlardır.
Mısır’da, Suriye’de İnsan Hakları Suudi Arabistan’dan çok mu geride?
Ya da Kaddafi yeni mi diktatör oldu?
Yerine getirilmeye çalışılanlar çok mu temiz? Bunu hakkıyla bilen var mı? Tabi ABD ve İngiltere’den başka!
Sömürgeciler, bir ağdır örmüşler.
Her ülkede adamları var bunların.
Parayla alınabilecekleri parayla, makamla alınabilecekleri makamla…
Korkuyla sindirebileceklerini de onunla alıyorlar.
Her bir guruba, kişiye, cemaate kendilerine göre bir değer biçmişlerdir.
Onların eliyle iktidar olanlar, onlara hizmetle sorumludur ancak.
Libya’yı Ramazan günüde bombalayacağız diyen Nato’ya karşı “çıt yok” bu ülkede.
Ama görev Suriye ya…. Vur abalıya… Yazıklar olsun!
Güya Suriye’de Müslümanlıkları kabarmış ya. Ne kadar “vesileleri” varsa kullanıyorlar şimdi. Diğer ölümlere kapalı bir vicdanla vuruyorlar. Ortalık toz duman içinde. BOP’un asıl hedefi olan Bölgedeki İmam Humeyni’nin yaktığı direniş ruhunu çökertmek. Musa Sadr, İmad Muğniye adını silerken Adnan Arur diye bir ad üzerinden proje uyguluyorlar.
Kimi bulsalar başına bir sarık, boynuna bir kravat geçirerek “Muhalefet Lideri” yapıyorlar.
Siz bakmayın şimdiki bağırıp çağırmalara… Ne zaman ki aynen Afganistan, Irak, Libya örneğinde olduğu gibi. Mütecaviz güçler ateş yağdırmaya geldiğinde susacak artık şimdinin özgürlük havarileri… Hep böyle yürüyor sistem.
Görmediniz mi İstanbul’da WOW Hotel’de düşe kalka toplattıkları sözüm ona muhalif(!) gurupları... İran ve Hizbullah’ı kınayarak başladılar işe. Çünkü “asıl amaç” buydu. Hatta İran ve Hizbullah’ın ötesinde daha da büyük amaç; bunların Şiiliğidir. Yoksa niye kimse (Türkiye’de bu konunun ateşli kalemşörleri de dâhil) Hamas’ı, onun Genel Sekreteri Halid Meş’al’i ağzına almıyor? Onlar Suriye konusunda acaba bizimkilerle aynı yerde mi duruyor? Asla! Gitsin bir röportaj yapsınlar ya Meş’al’le… Taktıkları gözlükle göremezler şimdi Ramazan el Buti’yi… Kulaklarının duymak istediğini konuşturuyorlar.
Tüm bunların ötesinde bir şey daha demek istiyorum: Yoksa diyorum!
İşte bu “yoksa!” içinde “çok şey”i barındırıyor ama, “ama”sı var işte!
Mavi Marmara üzerinden “kahramanlık edasına” bürünenler, isimsiz Hizbullah şehidlerinin kanını örtmeğe, o kutsal davaya leke vurmağa çalışıyorlar.
Kendi ilişkileri, kurdukları mantık yetmeyince sinirle Hasan Nasrullah’a yükleniyorlar.
“Açık mektup” yazıp, akıl veriyorlar.
Basiretten vicdandan yoksun cümleler kuruyorlar.
Mektuplarının iade edildiğini anladılar mı?
İnanın onunda farkında değiller. Düşmanla mücadelenin hoplayıp zıplamayla değil, sabırla mümkün olduğunu bilmiyorlar ki…
Anlatmak istediğimiz şu: Meseleleri üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek!
Türkiye’ye biçilen “özel” rolün içinde de bir rol olduğunu ve çoğu kimsenin “aktör” seçildiğinin de farkında değiller.
Batılılar derslerine iyi çalışan kimselerdir. İşte böyle yıllarca kendileri için “Kahrolsun!” diye bağırttıkları insanları öyle bir kullanırlar ki ağzınız açık kalır.
Burada bir parantez açıp bir serzenişte bulunmak istiyorum: Sözde muhalif gurupların İran ve Hizbullah’ı kınayan basın bildirisinin bir takım Şii internet sitelerinde yer bulması, ihanet değilse bile, büyük basiretsizlik örneğidir! Hayatta hiç kimse tarafsız olamaz, olsa omurgalı değildir. Ya böyle ihanet kokan enformasyon bilgileri verilmesin ya da verilirken cevabı da peşin olsun. Tatlı su balıklığı dönemi değildir bu dönem…
Azizlerim;
Müstekbirler zamanla ördüler ağlarını. 10,20,30 yıl içerisinde büyüttü, beslediler maşalarını. Şimdi istediği biçimde kullanıyorlar.
Laik, liberal, İslamcı… İsim önemli değil ki! Önemli olan “amaca hizmet”tir. Örneğin Suud şeriatinin ne zararı var ABD’ye…
1990’lı yıllarda bu ülkede yaşananların ne “büyük bir oyun” olduğunu şimdilerde görmüyor muyuz?
“Mollalar İran”a diyenler o gün kimlerdi? Bu gün aynı düşünce, “mezhepçiliği kabartılmış” Sünnilere niye devredilmiş anlamıyor muyuz?
Nice İslamcı matbuata/ kalemlere baksanıza? Kalemlerinden kan damlıyor. Yumruklarını sıkmış, neredeyse duvardan atlayıp vuracakmış haldeler İran’a, Hizbullah’a.
Açın gazeteleri en çok hangilerindedir Suriye haberleri.
Ülkemizdeki İslamcıların Sünni refleksli mezhepçi beyanları, ayan beyan okunuyor artık.
Sanki Şii oluş, içinde bir “eksikliği”, bir “ayıplanmayı” barındırıyormuş gibi hareket ediyorlar. İran derken Şiiliği, Hizbullah derken Şiiliği, Suriye, Irak derken Şiiliği öne çıkararak “hilal” çiziyorlar. Utanmıyorlar!
Sanki tarihsel duruşumuzdan intikam alma gibi bir halleri var. Sıffin’de, Sakife’de, Cemel’de durduğumuz yerin bedelini ödetmeğe çalışıyorlar.
İmam Huseyn’in oğlu Ali Asgar’ın Kerbela meydanında boğazına saplanan okun yayının nerede çekildiğini yüksek sesle konuşuyorduk ya. Ağzımızı kapamağa çalışıyorlar.
Sizin gibilerin alayı gelse ne yazar. Yeter incittiğiniz! Biz vahdet derken doğrularımızı mı ezip büzecektik. Böyle bir şey şimdikinin yüzlerce katı olduğu dönemlerde olmadı. Eline kalem alan “Zaten onlar Şii’dir’ler ya…” diyerek başlıyor işe!
Osmanlı refleksiyle yaptıkları bu tanımlamada bu mezhebe karşı hem kinlerini, hem de kıskançlıklarını kusuyorlar.
İran’ı devlet olarak vurmak istediklerinde de Şiilik, 12. İmamımız ( rabbim zuhurunu acil kılsın) Mehdi (as)’ı kullanarak cümleler kurarlar, Lübnan İslami Direniş Hareketi Hizbullah’ı da...
Bilmezler ki; onlar kim, Şiiliği sorgulamak kim.
Güya Sünniliği İslam’ın “merkez” yorumu olarak görüyorlar…
Bu ülkede taa yakın tarihimizde her 5-10 yılda biz Şiileri hedef alan böyle ucuz laflara alışkındır kulaklarımız. Ancak son olarak bölgede yaşanan hadiselerin ana hedefi; Şiiliğin Sünni refleksle durdurulması projesi olduğundan, daha sık sık karşılaşıyoruz bu hezeyanlarla.
Bunlara cevap vermemizin de kesinlikle vahdet anlayışımızdan taviz olduğuna inanmıyoruz. Çünkü niyetleri kötü. İcraatları; Şiiliği derin İslamiliğinden uzaklaştırıp siyasi/çıkarcı akım olarak ortaya koyma görevi güdüyorlar.
Maşalar var, provokatörler, inceden inceye bizi ötekileştirmeye çalışanlar var. Derdimiz onlarla…
Meselenin farkındayız. Turgut Özal’ın “Onlar Şii’dir” sözünü unutmamışız. Ancak bu sözün farklı versiyonlarının şimdilerde sözüm ona İslamcı kalemlerden tezahürüne karşı da kırgın ve kızgınız...
MUHAMMED AK