Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Ev sahipliğini yapan İran’ın, kimlerle bilek güreşinde olduğunun farkında olan herkesin gözünün üzerinde olduğu konferansı “önemli” kılan ise katılan önemli şahsiyetlerin varlığıydı.
Bahreyn’den Şefik Hüseyn, Filistin’den Münir Şefik, Ahmet Cibril, Hamas’tan Dr. Musa Ebu Merzuk, İslami Cihad’dan Dr. Ramazan Abdullah, Hizbullah’tan Naim Kasım, Afganistan’dan Burhaneddin Rabbani, Yemen’den Ali Nasır Muhammed, Mısır’dan Prof. Dr. Fehmi Huveydi, , ve isimlerinin buraya yazılması mümkün olamayan 700 civarında Direniş eri, aydın, aktivist, yazar, parti temsilcisi, sivil toplum üyesi, politikacı; iki gün boyunca gerçekten büyük bir ciddiyet içerisinde konferansın içini doldurdular.
İmam Humeyni’nin beyanında; “İslam İnkılâbı’nın temel ülküsünün mazlumlarla beraber hareket etmek” olduğunu belirten Rehber Seyyid Ali Hamaney’in, Konferansın açılışına katılması “mesaj” anlamında önemliydi.
Buna binaen, Hükümetin olması gereken bütün kurum başkanlarıyla varlığı ise ayrı bir duyarlılık göstergesiydi.
Konferansın açılışını Rehber, kapanışını Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ve Sekretaryasını da Dr. Ali Ekber Velayeti yaptı.
Ana mesaj, bölgede gelişen hadiselerin bir “halk hareketi” ve İslami bir renginin oluşu üzerinden veriliyordu. Buna dair en belirgin dayanak ise Cuma namazları ve kullanılan sloganlar gösterildi.
Bütün konuşmacıların üzerinde durduğu konular; Müstekbir güçlerin artık bu bölgeden çıkarılmaları gerektiği üzerine kurulmuştu. Özellikle Filistin üzerinden yapılan konuşmalarda, bu coğrafyanın 50 yıllık süreçte yavaş yavaş işgal edilerek, bugünkü İsrail’in oluşturulduğu, artık gelinen noktada Müslüman halkların kıyamlarının doğru yönlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Bu çok önemliydi!
Zira bölgede bugün yaşanan en önemli savaş, varlığını kimsenin inkâr etmediği/ edemediği bu halk hareketlerinin “yönünün belirlenmesi, adının konulması” üzerinden yürütülmektedir. ABD ve Batılı sömürgecilerin buna dair hazırlıkları konusunda özellikle Fehmi Huveydi ve Ahmed Cibril’in tespitleri çok önemliydi. Yaşanan savaşın maddi yönünden ziyade; medya üzerinden, teknoloji üzerinden yürütülmesine karşı halkların uyanık tutulması gerektiği önemle vurgulandı. Ayrıca bölgede batılıların yerleştirdiği, sayıca hayli fazlaca olan “hizmetkârlara da işaret edildi. Bunların siyasetçi, âlim, aydın, gazeteci kimliği altında “görevlerini ifa ettikleri” belirtildi. Halkın içine sızma diyebileceğimiz bir taktiğin geliştirildiği ve amaca “halkla beraber, ama esasta halka karşı” yürümek taktiği geliştirildiği, önemle konuşuldu.
Çok ince… Çok hince… Çok haince…
Bu ustaca durumla karşı karşıya olduğumuzu belirten konuşmacıların ortak paydası; fasıkların getirdiği haberler karşısında filtrelerimizin olması zorunluluğuydu.
Yani, CNN’ce, BBC’ce Reuters’ce değil; kendimizce konuşmak gerektiği…
İşte böyle bir durumda; Dezenformasyonun batılıların en önemli silahlarından biri olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda bu tespitlerin gerçekten çok önemsenmesi gerekmektedir.
Zira onlar son yüz yıldır halklarımızı bu silahla vurdular, birbirlerine yabancılaştırdılar. Türk, Fars, Arap halkların bilinçaltlarına, biri birlerine karşı mesafeli tutan duruşun altında da bu yatmaktadır.
Şimdi ise “İslami Uyanış” olarak ortaya çıkan bu durumdan rahatsızdırlar ve yönünü değiştirmek, rengini bozmak istiyorlar
İşte “İslami Uyanış Konferansı”nın ana teması bunun üzerine kuruluydu dersek kanımca yanılmamış oluruz.
Biraz da kulis bilgileri verecek olursak:
İstiklal Otel’de bir “Mukteda Sadr fırtınası” esti desek yeridir. O çatık kaşların ardında meğerse ne de tevazulu gönül varmış. Kim kolundan tutup fotoğraf çektirme adına yanına sokulursa, kimseyi kırmamaya çalışıyordu. Korumalarının kan ter içinde kaldığı bu durumda, Mazlum-Der Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal’a “İşte gecenin starı” diyorum, kahkahayı Nurettin Şirin patlatıyor.
Sadr gurubunun Irak Parlamentosundaki sözcüsü bir bayandı.
Konferastaki konuşması sırasında; öyle yürekli, öyle kararlı, öyle cesur konuştu ki; simultane çevriyle dinlediğimiz konuşmayı mütercimin hıçkırıklarıyla anlamasak bile, daha sonra şu sözü öğrenmiş olduk:
“Ey Mütecavizler! Andolsun Allaha bu savaşı siz bitirseniz de biz bitirmeyeceğiz. Bir milyon insanımızı öldürdünüz. Ülkemizi yağmaladınız. İffetimizle oynadınız… Bu böyle kalmayacak. Biz İmam Huseyn’nin evlatlarıyız, sizinle hesaplaşacağız…”
Marmara Şehidi Çetin Topçuoğlu’nun hanımı da katılımcılar arasındaydı. Esirler komutanı Semir Kuntar’ı İsraillilerin elinden alıp getiren Hizbullah’ın Güney bölge sorumlusu onu görünce bir edep, bir saygıyla elini göğsünü götürürken; Hüseyin Hatemi’nin İnkılap Meydanı’ndaki kitapçılara ulaşma isteği Cuma gününün tatil günü olmasına takılmıştı. Hoca’nın; “Otel çevresinde biraz dolaşalım mı?” çağrısına “olur” derken; bir anda 7 km yolu yürüyeceğimi nereden bilebilirdim… Bittim, ama o yaşına rağmen hiçbir yorgunluk emaresi göstermeyen birine nasıl çaktırabilirdim ki…
İlk günün akşamında davetliler Dışişleri Bakanlığı’nın onurlarına verdiği yemeğe katıldılar. Bakan, “Müslümanlar Kardeştir…” eksenli kısa konuşmayla konuklardan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Bakanla; İslami Cihad, Hamas ve Hizbullah Önderleri’nin yemekle beraber içten muhabbetleri bizi farklı bir dünyaya götürmüştü. Bu arada, Fermani Altun’un oğlu Ayhan Altun ise “İran Pilavı” üzerine konferans veriyordu.
Temel Karamamollaoğlu Saadet Partisinde tecrübeli bir politikacı… “Hocam nasıl gidiyor.” dediğimde; “İranlılar bu konuda çok mesafe kaydetmişler, taa yıllar önce de gelmiştim. Şimdi hem nitelik hem de nicelik çok gelişmiş.” cevabını aldım.
Irak eski Başbakanı İbrahim Caferi, Ammar Hekim, Ahmet Çelebi konferanstaki kaliteyi hem sunumlarıyla hem de ikili diyaloglarıyla iyice geliştirdiler.
İbrahim Caferi; “Velayeti az konuşup, çok düşünen biridir” derken yanımda oturan Kuveytli bir izleyici işaretle bu sözü not etmem gerektiğini söylüyordu.
Gazeteci Ahmet Varol ile Eski AKP Milletvekili Hüsnü Tuna ile fırsat buldukça teati yaptık…
Dr. Ali Ekber Velayeti ikinci gün konuklara akşam yemeğinde ev sahipliği yaptı. Herkesin elini sıkarak salona aldı. Türk heyetiyle başa baş görüştü. Bu heyete Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak ev sahipliği yaptı. Erbakan yad edildi.
İran, her ülkeden gelen heyete oldukça samimi ve ciddi görevliler tayin etmişti. Konukları ve konferansı önemseyen bir durumdu bu…
Katılımcılar, oylarıyla bu konferansın devam etmesini, ev sahipliğini İran’ın üstlenmesini, Genel Sekreteri’nin Dr. Ali Ekber Velayeti olmasını sağlarken benim bir yerine iki elim havadaydı…
Kapanış bildirisinden sonra salona Cumhurbaşkanı Ahmedinejad geldi… Muhteşem konuştu. “İslam bize yeter, burası eviniz, siz bizim kardeşlerimizsiniz” dedi. Tek bir ricam var: “Uyanık olalım” dedi..
Mustafa Kamalak ona hediyesini de burada sundu.
Kur’an’la başlamıştık…
Kur’an’la bitirdik…
MUHAMMED AK