Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bu olayın bir boyutuydu lakin Türkiye’nin dış politikasını belirginleştirmesinde aslında en büyük rolü ERGENEKON oynadı. Çünkü Ergenekon’un çözülmesi Türkiye’deki hükümetin temellerini sağlamlaştırmış, askeri sindirmiş, İslami Türk toplumlarının yüzünü güldürmüş ve AKP için çok büyük bir oy potansiyeli sağlamıştır.
Türkiye’deki İslami hareketleri sindirmiş ve sistem içine çekmiştir. Bu gelişmelere daha önceki yazılarımda değinmiştim hatta bazı arkadaşlarla bu yüzden ilişkilerimiz kesildi. Çünkü Türkiye’deki İslami hareketlerin sistemin isteği doğrultusunda geliştiğini ve sistemin onlara yön verdiğini ve bugünkü Türkiye’nin halini söyleyerek « Filistin davasına sahiplenme » « Baş örtüsü yasağı zulmünün kalkması » Türkiye hükümetinin İslami bir kılıf içerisinde hareket edeceğini ve bizlerin (İslami düşüncede) bu ortamda nasıl bir tavır alacağımız hakkında açıklamada bulunmuştuk. Ne yapmalıydık, tavrımız ne olacaktı, hazır mıydık ?
Gelelim biz konumuza… Türkiye’de Ergenekon dış politikayı belirleyici bir unsur olmuştur, şimdi burada sorulması gereken bazı sorular vardır ki ; birçok faktör aynı anda ve aynı zamanda ve aynı şahısların eliyle olmuştur. Neden ? Bir rastlantı olabilir mi ya da birbirine bağlı olarak gelişen bir faktörler zinciri mi ?
Ben 2009 yılında bir yazımda şunu vurgulamıştım. “Ergenekon ABD’nin Türkiye’den İran’a giden yoludur.”
Türkiye’yi sosyo- ekonomik olarak güçlendirmek, Arapların çekim merkezi yapmak, Türkiye modelini Araplara empoze etmenin hazırlığını yapmaktı. Fakat ekonomik kriz Avrupa’yı çok kötü vurmuş, ABD ise komadadır. Bugünkü gelişmelerin en belirgini olan “11 Eylül” terör olayı, ABD’nin kendisine komadan çıkmak için yaptığı bir şoktur.
Dünyayı yönetenlerin tek bir hedefi vardır, o da “kendi çıkarları ”dır. Halkların çıkarı yoktur, halk bir köledir çünkü onlar cahildir ve yönetilmelidir.
Bu bağlamda Türkiye dış politikası bu elit “yönetici” grupların çıkarları doğrultusunda gelişmiştir, Ergenekon’un çözülmesi de, Başbakanın One minute’de, İsrail’le çatışması da ve Osmancılık idealleri de bu hedef doğrultusunda var olmuştur.
Türkiye’den ne bekleniyor? Türkiye kime karşı besleniliyor? Türkiye henüz kendi içindeki PKK sorunun çözebilmiş değil!! Neden acaba? PKK’nın kim olduğunu çok iyi biliyor ama neden kendi bir şey yapamıyor da, empoze edilen yol takip ediliyor?
Çünkü PKK, Türkiye’ye yön vermeye çalışanların, Türkiye hükümeti gizli güçlere itaati öngörmediğinde haddini bildirmek için, görevini hatırlatmak için kafasına vurulacak bir bastondur.
Aslında şu anki politika çok sinsice ve şeytanca hazırlanmış bir politikadır.
Ergenekon- One Minute-Mısır ile anlaşma- Suriye ile anlaşma- Libya ile-Yemen ile Sudan ile anlaşmalar… Yani siz bir yıl içerisinde “ölecek bir insan” ile oturup ileriye dönük hesaplar ve anlaşmalar yapıyorsunuz????
Şimdi bu ülkelere baktığımızda, göreceğiz ki gelişen olaylar anarşi ve anarşik bir yapılanmadır. Ve Türkiye’nin şu ana kadar çaba sarf edip anlaştığı ülkelerin hepsinin liderleri devrilmiş ya da ülke içinde anarşik bir ortam mevcuttur. Bu ise ; Türkiye’nin dış politikası iflas etmesi demektir. Eğer halklara yönelik bir hareket ise Türkiye şu an için ne yapmaktadır? Türkiye, liderlerin devrilmesi işleminden sonra da bu ülkeler ile irtibata girmiş ama ne elde etmiştir?
Suriye olaylarında görülen yine Türkiye’nin dışarıdan komuta edildiği olmuştur. Öyle olmasaydı ; İsrail’in şimdiye kadar gerçekleştirmeye çalıştığı ama başaramadığı şeyi Türkiye niçin yapmaya çalışmaktadır ?
Keza İsrail bunu gerçekleştirebilseydi, oradaki ihvani Müslim ile direkt bağlantıya geçemezdi, geçse de ihvani Müslim’in İslam dünyasındaki kredisi, gerçekçiliği, İslami bağı sorgulanacaktı. Ama Türkiye bunu başarabilirse çok farklı olacaktır hem de öylesine ki bir taş ile iki kuş vurulmuş olacaktır ki ; ikincisi de Sünni cephe – Şia cephe oluşturmaktır.
Füze kalkanı radarları, ABD neden şimdi bu işi Türkiye’ye verdi ! Ya da Türkiye neden kabul etti ? Burada da Türkiye kendi ana dış politikasını dinamitlemiş oldu ki, Rusya ve İran ile olan sosyo ekonomik bağlantılar sorgulanmaya başlandı ve ileride de bu daha tehlikeli boyutlara varacaktır.
Yani Türkiye dış politikası birileri tarafından bazı hedeflere varılması i için hazırlanıp Türkiye’ye sunulmuştur bunu da Türkiye güzel bir biçimde uygulamıştır. Şimdi ise Türkiye’yi bu politikanın « B » planı uygulayarak bölgede yalnızlaştırmış, güvenilmez düşmanca tavır alabilir bir hale sokmuştur. Yani biz ona, ‘İsrail’e istemeyerek tekrar bağlı bir dost olmuştur.’ diyebiliriz.
Biz hükümetimize sahiplenip şöyle söyleyelim ; bizim yöneticilerimiz samimi ve dostane olarak gerçekleştirmeye çalıştıkları dış politikaları bu Elitler tarafından mecburi olarak Türkiye eli ile dinamitlenmiştir. İsrail Türkiye’den “O minute”un intikamını almaktadır hem de Türkiye’ye tükürdüğünü yalatarak…
Tabi bununla bağlantılı olarak da içeride birçok şeyler gerçekleştirilmektedir. Ne yazık ki Türkiye kendini isteyerek ya da istemeyerek ama kesin olarak kullandırmıştır ama yapabileceği de fazla bir şey yoktur. Çünkü bu oyunu kuranlar ve bu oyunu bozanlar aynıdır. Çünkü sizin oyununuzla, size kendi kurdukları sistem içinde kurdururlar ve oynatırlar ve hoşlarına gitmediği zaman ise bozarlar.
Bugün Tayyip var ise yarın yoktur, onun yerine geçecek kişiye bakalım ; onu nasıl oynatacaklardır ?
Türkiye dış politikası dost kaybetmiş ve güvenirliğini kaybetmiştir. Ben Kaddafi’den veya Hüsnü Mübarek’ten bahsetmiyorum. Halklardan bahsediyorum, Çünkü gelecek halkların tavrı ile belirlenecektir. Bu sistemleri bozacak olan ise halklardır. Bu ise demokrasi filan ile olmayacaktır, demokrasi büyük bir balon ve aldatmacadır. Bir elitin halkları yönetmesidir, bu eliti ise halklar seçmemektedir. Halklar sadece o elite hizmet edecekleri seçmektedir , o da en saygın ülkelerde, geri kalmış ülkelerde seçme söz konusu bile değildir.
Velhasıl, Türkiye dış politikası ABD’nin elindedir. (ABD derken Obama değil, Elit’ler) İsteyerek ya da istemeyerek uygularsınız, eğer itiraz ederseniz ! Siz ona göbekten bağlı olduğunuz için sizleri felç eder, çünkü sisteminiz ve kurallarınız üstüne üstelik de her şeyiniz ile sizin savunma sisteminiz dahi onun elindedir. PKK’nın kurucusu onun olduğunu bildiğiniz halde hala onun ile dost ve müttefiksiniz !
Yapılacak tek şey vardır, o da bir devrimdir. Ama nereden bulacaksınız Humeyni gibi birisini ? Fakat bir yönetici olarak halka dürüst olmak, halkların çıkarlarını gözetmek ve direnebileceğiniz kadar bu küstahlara, sahtekarlara, zalimlere direnmektir. Ama dünya halklarının devrimine az kaldı, bu da onların kurduğu Matrix’in sonu olacaktır.
Mustafa Kemal TAŞPINAR