Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- İran İslam Devriminin bölgesel ve küresel etkilerinden rahatsızlık duyan sömürgeciler, etnik ve mezhep temelli provokasyonlarla, çatışma zemini yaratacak ve bölgeyi kan gölüne çevirecek sinsi eylemlerinin dozunu artırmaya başladılar.
Özellikle İran’ın, Türkiye ve Suudi Arabistan’la ilişkilerinin gerilmesine zemin hazırlayacak yöntemler uygulanıyor.
Uluslararası suikastler konusunda sabıkalı ve kirli bir geçmişe sahip olan ABD-İsrail ikilisi, uyduruk bir suikast iddiasıyla, İran üzerinde baskı unsurları yaratmaya çalışıyor.
Avrupa’lı, Ortadoğu’lu ve hatta Amerikalı birçok uzman ve politikacının bile inandırıcı bulmadığı, tutarsız ve gülünç iddialarla; İran’ı, Suudi Arabistan büyükelçisine suikast planlamakla suçluyorlar.
Zamanlama açısından da oldukça çarpıcı yönler taşıyan bu gülünç iddianın, Suriye’li Kürt lider Meşal TAMMO suikastinin hemen ardından ortaya atılması düşündürücüdür!
Eski Lübnan Başbakanı Refik HARİRİ suikastinin sorumlusu olan CIA ve MOSSAD’ın kirli ellerinin, Meşal TAMMO suikastine de bulaştığı yeterince açıktır.
ABD’nin bu saldırgan tutumunun altında yatan en önemli neden, BM’de Suriye’ye yönelik çıkarılmak istenen yaptırım ve müdahale kararının, ÇİN ve RUSYA’nın vetosuyla karşılaşmasıdır.
Esad yönetimini deviremeyen ve işgal hedeflerine ulaşamayan sömürgecilerin, İran’a karşı yeni provokasyonlar peşinde olduğu görülüyor.
ABD, İsrail ve işbirlikçilerinin silah olarak kullanabilecekleri tek unsur, ‘’ etnik ve mezhebi ‘’ farklılıklardır. Hem İran’ın bölgesel nüfuzunu hem de Ortadoğu’daki İslami uyanış ve direniş ruhunu, bu yöntemle zayıflatabileceklerini çok iyi biliyorlar!
ABD Dışişleri Bakanı Hillary CLİNTON’un, Türk-İran ilişkilerine yönelik yaptığı açıklama, çok açık ve kirli bir provokasyondur.
CLİNTON, İran’ı, Türkiye ve Suudi Arabistan’a karşı saldırgan davranmakla suçluyor ve kışkırtıcı sözlerle şöyle devam ediyor:
‘’ İran, Türkiye'ye saldırıyordu. Çünkü Türkiye, füze saldırılarına karşı NATO'nun korunması için NATO radarını topraklarında konuşlandırmada bizimle anlaştı. Türkiye'ye saldırıyordu, çünkü Türkiye, İslam'ı kabul eden, ancak Türkiye'nin son yıllarda başardıklarıyla daha uyumlu bir çizgi izleyen laik devletleri savunuyordu. Bu gerçekten Türkiye'ye karşı olanca gücüyle bir saldırıydı ‘’
‘’ Bunun çok önemli olduğunu düşündüm, çünkü Türkiye iyi bir komşu olmaya çalıştı. İran ile uzun bir sınırı paylaşıyorlar ve İranlılar'la iyi geçinmeye çalıştılar. Herkesin şu anda öğrendiği şey, hiç kimsenin İranlılar'a karşı emniyette olmadığı. İranlılar kendi mantıklarına, dünya hakkında ve kendilerinin buradaki konumuna dair kendi düşünce tarzlarına sahipler ve etki için herkesle rekabet ediyorlar. Suudiler'le, Türkler'le rekabet ediyorlar ve pozisyonları hakkında sürekli bir kışkırtma halindeler. Bu konunun (Suudi Arabistan'ın Washington Büyükelçisine suikast iddiaları), İranlılar'ın ne işler çevirdiğine dair birçok ülkede var olan sağlam temelli şüpheleri güçlendireceği kanısındayım ‘’
CLİNTON’un, adeta Müslüman halklara embesil muamelesi yaparak, kışkırtıcı ve saldırgan sözler sarf etmesi; ABD’nin Suriye konusunda uğradığı başarısızlığın yarattığı aşağılık duygusundan kaynaklanıyor.
Ayrıca sarf edilen bu alaycı ve küçük düşürücü sözler, Türkiye ve Suudi Arabistan yöneticilerine hakarettir!
Kendi egemenlik alanlarını genişletme ve güçlendirme adına, Türk ve Suudi yöneticileri aşağılayarak, küçük düşürmüştür.
İran’ın, Türkiye ve Suudi Arabistan’la bölgesel rekabet içinde olduğunu ifade eden CLİNTON’a şunu sormak gerekiyor:
‘’ İran, Emperyalist ve sömürgeci ABD ile müttefik olup kendi halklarına baskı uygulayan ülkelerle rekabet etmesin mi?
ABD ve NATO’nun Suriye’yi işgaline direnmesin mi?
Sizinle müttefik olan ülkeler gibi, sizin çıkarlarınıza yeni fırsatlar mı yaratsın?
Müslüman halk ayaklanmalarını, hedefinden saptırmanıza sessiz mi kalsın?
Mazlum Filistin halkının ve tüm Müslümanların başına musallat ettiğiniz Siyonist katillerin, tecavüz ve cinayetlerine sessiz mi kalsın?
Kendi inanç değerleri doğrultusunda yaşamak ve yönetilmek istenen Müslüman hakları, sizin İlahlık iddianız karşısında yalnız mı bıraksın? ‘’
Tabii Bayan CLİNTON, bu sorulara dürüstçe cevap vermek yerine, mezhep savaşları çıkararak; Müslüman halkları birbirine kırdırmanın planlarını yapıyor!
Ne yazık ki başta Suudi tapınak kâhinleri olmak üzere; bazı Müslüman yöneticiler ve sözde âlimler de bu şeytani hedeflere hizmet ediyorlar!
İran’a isnat edilen uyduruk suikast planı iddiası, ABD’nin, Suudi Arabistan’la ortaklaşa hazırladığı bir komplodur! Suudi yetkililer de, bu gülünç ve uyduruk iddianın ortaklarıdır!
Sonuç olarak:
Hangi etnik kökenden ve inançtan olursa olsun, Müslüman yöneticiler ve tüm Ortadoğu halkları ağır bir sorumluluk altındadır.
ABD, İsrail ve işbirlikçilerinin, etnik ve mezhep temelli provokasyonlarla çıkarmaya çalıştıkları mezhep savaşlarına karşı uyanık ve sorumlu davranılmalıdır.
Sedat AKMERCAN