Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- KADDAFİ’nin ölümünden çok, ‘’ öldürülme ‘’ yöntemi oldukça dikkat çekiciydi. Şuursuz kalabalığın vahşice gerçekleştirdiği linç eylemi; kan emici Amerikan emperyalizminin ihtiraslı öfkesinin açık bir göstergesiydi…
Libya’lı muhalif isyancıların elleri; ABD ve NATO’nun emperyalist hedefleri ve çıkarları uğruna, KADDAFİ’nin kanına bulaşmıştır!
ABD ve NATO ile çıkar ilişkisi kuran muhalif isyancıların bu tercihi; izzet mi getirir yoksa zillet mi getirir, bunu zaman gösterecek…
42 yıldır iktidarı elinde bulunduran KADDAFİ’ye karşı, muhalefet ve direniş basiretinden ve hamasetinden yoksun olanlara sormak gerekiyor:
‘’ Sizlere, özgürlük (!) ve demokrasi (!) vaadinde bulunan ABD ve NATO, 42 yıldır neredeydi? ‘’
Bu linç yöntemi, özellikle seçilmiş bir yöntemdi… ABD aslında bu yöntemi kullanmakla; yönetimden uzaklaştırmak istediği liderlere açık bir mesaj veriyordu:
‘’ Ya yönetimi bizim uygun gördüğümüz gruplara bırakırsınız ya da KADDAFİ gibi bir son yaşarsınız. ‘’
Libya’da yaşanan süreci ve gelinen noktayı, Arap halk ayaklanmaları ve ABD’nin küresel ve bölgesel hedefleri doğrultusunda incelemek gerekiyor.
Henüz kendi kuyruğunu kapı arasından kurtaramayan Libya Geçici Halk Konseyi, Suriye Muhalefet Hareketi’ni resmen tanıdığını açıkladı. Bu açıklama, danışıklı ortaklığın, zincirleme şekilde devam edeceğini gösteren önemli bir işarettir.
Libya ve Suriye halkına götürülmek istenen sözde demokrasi; Yemen ve Bahreyn halkları söz konusu olunca, nedense göz ardı ediliyor.
ABD ve işbirlikçilerinin, halk ayaklanmalarını kendi küresel ve bölgesel çıkarlarına göre şekillendirme hedeflerini ve uyguladıkları çifte standardı göz ardı ederek; etnik ve mezhebi tahrik provokasyonlarına alet olanlar, tarih önünde hesap vereceklerdir!
Kendi halklarını sömüren ve egemen güçlerin çıkarlarına hizmet eden; Suudi Arabistan, Yemen, Bahreyn ve daha birçok Arap yöneticinin zulmünü göz ardı ederek, Suriye’nin; ( Irak ve Libya örneğinde olduğu gibi ) işgaline zemin hazırlayanlar, küresel emperyalizmin destekçileri ve ortaklarıdırlar!
KADDAFİ’nin ölümünden sonra basına yansıyan; KADDAFİ ile ANKARA arasında yapılan son görüşmeye ait ayrıntılar da oldukça çarpıcı yönler taşıyor.
ANKARA, KADDAFİ’ye şu mesajları vermiş:
’’ Değişim istemini gör ve buna göre tavır al. Ülkede kimsenin seni rahatsız etmeyeceği bir yere çekil. Sana bir şey yapılmayacağı garantisini veriyoruz. ‘’
‘’ Ülkene yazık olacak. Batı dünyası, senin için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taraf olmayan Latin Amerika, Afrika ve Uzakdoğu’da bazı ülkeleri düşünüyor. Ancak Afrika’da hiçbir ülke seni istemiyor. Latin Amerika’da da Venezuela’ya ABD sıcak bakmıyor. Venezuela dışında bir başka Güney Amerika ülkesi veya Uzakdoğu’da Endonezya veya Malezya olabilir. ‘’
ANKARA’nın bu talebinin doğuracağı sonuçları gören KADDAFİ, ‘’ her nereye gidersem, beni orada öldürürler ‘’ diyerek, ANKARA’nın bu taleplerini reddetmiş.
Afrika ülkelerinin KADDAFİ’yi istemediğini belirten ANKARA; Latin Amerika’da Venezuela hariç, başka bir ülke seçmesini talep etmiş. Yani, ABD’nin etkisi altındaki ülkelerden birini tercih etmesini telkin etmiştir.
Ayrıca ANKARA, yönetimden çekilmesi halinde kendisine bir şey yapılmayacağına dair, KADDAFİ’ye garanti verdiğini ifade etmiş.
İlginçtir!
Arap halk hareketleri ve değişim sürecine dair, özgürlük ve adalet temelli, barışçıl bir dış politika izlendiğini iddia eden DAVUTOĞLU’na sormak gerekiyor:
ANKARA, ABD ve NATO’ya rağmen; bu yönde bir garanti verecek önceliğe ve güce sahip midir?
Esad için de, benzer bir garanti önceliğiniz var mı?
KADDAFİ ve ESAD’a sunduğunuz öneri ve garantileri, Abdullah SALİH ve Ali EL HALİFE’ye de sundunuz mu?
Libya ve Suriye halkına özgürlük ve demokrasi vadeden ABD, yarın Kürtlere de aynı özgürlüğü sunduğunda; ANKARA’nın tutumu ve öncelikleri, hangi yönde gelişecek?
Unutulmamalıdır ki Washington anlayışında ANKARA’yı, TRABLUS ve ŞAM’dan farklı kılan tek unsur; küresel ve bölgesel stratejiler açısından kurgulanmış ortaklıklar ve çıkar ilişkileridir! Şartlar değiştiğinde ANKARA da, TRABLUS ve ŞAM’dan farksız olmayacaktır!
Sonuç olarak; Libya halkının, KADDAFİ’den daha büyük bir bela ile karşı karşıya olduğunu belirtmek gerekiyor.
Ne yazık ki devrimler, ‘’ Seküler İsyana ‘’ dönüştürülüyor!
SİGARA TİRYAKİLERİNE TAKDİR VE TEŞEKKÜR:
Tütün mamüllerine yapılan son zamlar, sigara tiryakilerinin, ‘’ kutsal vergi politikasındaki (!) ‘’ önemini ve değerini bir kez daha ortaya koydu.
Sigara çeşitlerine yapılan 2 Liralık zammın ortalama yıllık getirisi, yaklaşık olarak 22 milyar TL.
‘’ Toplanan bunca vergi kalemi içinde, sigara zammı getirisinin lafı mı olur? ‘’ demeyin…
Doğrudur, toplanan bunca verginin içinde 22 milyar liranın lafı olmaz ama bu 22 milyarda ‘’ fedakârlık ‘’ söz konusudur…
Fedakârca ve gönüllü olarak bağışlanan (!) 22 milyarla neler yapılabilir, şunlar:
1 – Muhalif isyancılara finansman sağlanabilir…
2 – Rejimlerini ve yönetimlerini yıkmak isteyenlere,
çadır kentler kurulabilir…
3 – sürgünde geçici hükumet kurmak isteyenler için,
organizasyonlar düzenlenebilir…
4 – Somali’li kardeşlerimize yardım yapılabilir, v.s…
Sigara tiryakilerinin gırtlağını sıkarak da olsa ülke ekonomisine yılda yaklaşık 22 milyar TL. kazandıran hükumeti kutlamak, sigara tiryakilerine de gösterdikleri bu sabır ve anlayıştan dolayı teşekkür etmek gerekiyor.
Sonuçta vergi, ‘’ kutsaldır! ‘’
Değil mi?
Sedat AKMERCAN