Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Silahın hiçbir zaman çözüm olmadığı yıllardır denenmesine rağmen çözüm bulmaktan ziyade daha fazla kanın daha fazla gözyaşının akmasına sebep olmaktan başka bir işe yaramadığı ortadadır.
Ölenler, ırklarıyla, dilleriyle ulus devlet mantığının hakim olduğu bir yapılanmada, Allah’ın birer ayeti olmalarına rağmen yok sayılan Kürt gençler!..
Sebebi ne olursa olsun öldürenler veya emri verenler bu ülkenin insanı!..
35 insan, tamamına yakını genç bedenler, hayalleri vardı kaçakta olsa ticaret yaparak, hayatta kalabilmek için para kazanmak.
Hem aile bütçelerine katkı sağlamak akranlarıyla yarış yapabilmek için okul dershane harçlığı çıkarmak!..
Devlet erkiyle siyasal yapının aynı olduğunu sananlar büyük ölçüde yanılıyorlar. Ülkenin siyaset tarihinde hep iktidar olundu fakat muktedir olunamadı. İsteyen son zamanlarda hükümetin iki bakanı tarafından yapılan açıklamalara bakabilir “Kürtlere tüm hakları verilecek” “Demokratik açılım devam edecek”!..
Vicdani olarak istemeyerekte olsa, göreceli rahatsızlık duyanlardan ziyade, Otuz beş insan, bunların dayıları, amcaları, halaları, teyzeleri, kardeşleri her bedene 10 aile düşerse 350 aileye acı düşmüş demektir. Yine her ailede 5 insan düşünecek olursak sayı 1500 aşacaktır. Ya bunlar ne olacak?..
Bu acının genel acısı, insanlık acısı ise ayrı bir konudur!..
Şimdi kim nasıl bu insanların yüreklerindeki acıları hafifletebilecek, kim bunun hesabını nasıl verecek?..
Sadece üzüntülerle yapılan açıklamalar, cek-cik’li beyanatlar yaşanan acıyı ne kadar dindirecek bilinmez!..
Pardon veya özür, neyi geri getirecek aileler açısından?,
Hiçbir şeyi!..
Sadece ideolojik ve siyasi açıdan başarı veya oy potansiyelini artırmadan başka!..
Kürt halkı, ne acı ki, çektiği zulümlerin büyük bir bölümünü kendi elleriyle seçtiği, desteklediği, peşlerinde sürüklendiği siyasiler ve ideolojik yapılanmalar tarafından gördü dersek herhalde tarihi bir yanılgı yapmış olmayız!..
Bir taraftan siyasi yapılanma diğer taraftan ideolojik hesaplar, iki kıskaç arasında kalan açlığa, yokluğa, çaresizliğe mahküm edilmiş bir halk!..
Haklı olduğu takdirde haksızlaştırılmış, güçlü olduğu takdirde güçsüzleştirilmiş zaafa uğratılmış bir halk!..
Adına Misak-i milli sınırları denilen ve çizildiği günden bu yana kanın gözyaşının sürgünün yaşandığı hep zulüm görmüş, kendisine zulmedilmiş mazlum bir halk!..
Aynı ülkenin insanları olmalarına rağmen, aynı vergileri vermelerine rağmen sadece ayrı konuştukları, ayrı ırktan oldukları için siyasal, sosyal, ekonomik vs. birçok haklardan mağdur edilmiş bir halk!..
Dar bir bölgeye sıkıştırılmış, sindirilmiş adeta açık bir cezaevinde yaşama mahküm edilmiş bir halk!..
İnsan olarak varlığının farkında olmanın dışında haklar açısından her şeyiyle mahzun edilmiş bir halk!..
Fakat bütün bunlara rağmen yılmadan, yıkılmadan, hayat yolunda kendi arasında tek taraflıda olsa, istikrar sağlayarak Allah’ın rızasını kazanacak etkenler dâhilinde hareket eden, yaşayan bir halk!..
Böyle bir hayatı yaşamak zorunda bırakılmış olan bir halk, feryat ediyor duyan, vicdanen de olsa azap duyan insanlar Müslüman bir halk olan Kürt halkının feryadını duyup gerçektende bu zulümlere dur diyebilecek, durdurabilecek sözleri olanlar, siyaseten bir çok alanda çözüm üretenler bu konuda daha ne kadar sessiz kalacaklar, daha ne kadar öteleyecekler?..
Bu noktada özellikle Müslümanlar olarak aydınlarımıza, akademisyenlerimize, siyasilerimize, bürokratlarımıza büyük görevler düşmektedir. Var olan bu yaranın kapanması için herkes üzerine düşeni yapmak zorundadır. Aksi halde bu yara iç ve dış düşmanlar tarafından kaşındıkça kaşınacak her gün yeni bir katliamla genç bedenler toprağa düşecek, dolayısıyla bunun kazananı olmayacaktır.
Olan bu ülkenin insanlarına Müslüman, mazlum insanlarımıza olmaktadır. Ağlayan yine Kürt anası ve Türk anasıdır. Şimdiye kadar denen, suçlamak, yok saymak, ötekileştirmek, bombalamak, güç kullanmak çözüm olsaydı, herhalde durum bu raddeye gelmezdi.
Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.
Abdulhelim ALMALI
a_h_almali@mynet.com