Hasan b. Muhammed en-Nevfelî el-Hâşimî’den şöyle rivayet etmiştir:
Ali b. Mûsa er-Rıza (aleyhi selâm) Me’mun’un yanına gittiğinde Me’mun, Fadl b. Sehle, din ve kelâm Âlimlerini örneğin; Caselik’i (Hıristiyan piskoposlarının reisi) Res’ul Calut’u (Yahudilerin en büyük âlimini) Sabiin Reislerini (melek ve yıldıza tapanlar veya Hz. Yahya’nın dininden olanların büyükleri), Hirbiz’ul Ekber’i (Zerdüştlerin en büyük kadısını), Kistas-i Rûmi (Rumlu tabip) ve mütekellimleri (akait ilminde üstat olan Âlimleri) onun için bir araya toplamasını emretti. Fadl b. Sehl onların hepsini bir araya topladıktan sonra Me’mun’a geldiklerini haber verdi…
Toplantı salonu oldukça kalabalıktı. Ebu Talip oğulları ve Haşim oğulları arasında Muhammed b. Cafer’de (İmam’ın amcası), bir grup komutanla birlikte hazır bulunmaktaydı. İmam Rıza (aleyhi selâm) salona girdiği zaman Me’mun, Muhammed b. Cafer ve beraberindekiler ayağa kalktılar. İmam Rıza (aleyhi selâm) ile Me’mun oturdular, diğerleri de öylece ayakta kaldılar. Daha sonra Me’mun onlara oturmalarını emretti, onlar da oturdular. Me’mun bir müddet İmam (aleyhi selâm) ile karşılıklı konuştuktan sonra Caselik’e (Hrıstiyan din adamlarının önderine) dönerek şöyle dedi:
Ey Caselik! Bu, amcam oğlu Ali b. Mûsa b. Cafer’dir ve kendileri Peygamberimizin kızı Fâtıma ve Ali b. Ebu Talip’in (Allah’ın selâmı onların üzerine olsun) oğullarındandır. Onunla insaf ve delil üzerine konuşmanı istiyorum.
Caselik: Ey müminlerin emiri! Benim kabul etmediğim kitaptan ve kendisine iman etmediğim peygamberden delil getiren bir kişiyle nasıl bahsedip tartışabilirim ki? Dedi.
İmam (aleyhi selâm): Ey Nasranî! Eğer sana İncil’den delil getirsem kabul eder misin?
Caselik: İncil’in buyruklarını ben nasıl reddedebilirim? Evet, vallahi gönül razılığıyla kabulleneceğim.
İmam (aleyhi selâm): Ne dilersen sor ve cevabını işit o halde.
Caselik: Hz. İsa’nın (aleyhi selâm) peygamberliği ve kitabı hakkında görüşün ve inancın nedir? Onlardan inkâr ettiğiniz şey var mıdır? Diye sordu.
İmam (aleyhi selâm): Ben İsa’nın (aleyhi selâm) peygamberliğine, kitabına, ümmeti için müjdelediklerine inanıyor ayrıca Havarîlerin kabullendiklerine inanıyor ve kabul ediyorum. Ama Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve alih) peygamberliğini ve kitabını inkâr eden ve bunu ümmetine müjdelemeyen bir İsa’nın peygamberliğini kabul etmiyorum. Dedi.
Caselik: Acaba bütün hükümler iki âdil şahitle ispatlanmıyor mu? Dedi.
İmam (aleyhi selâm): Evet, dedi.
Caselik: Öyleyse kendinizden olmamak şartıyla Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve alih) peygamberliğini ispatlayacak Hıristiyanların kabul ettiği iki şahit getirin ve bizden de kendimizden olmamak şartıyla iki şahit isteyin. Dedi.
İmam (aleyhi selâm): Ey Nasranî! Şimdi insaflı konuştun; İsa b. Meryem’in (aleyhi selâm) yanında belli bir makama sahip olan birini benim için şahit olarak kabul etmiyor musun? Dedi.
Caselik: Kimdir bu adam, bana ismini söyler misin? Dedi.
İmam (aleyhi selâm): Yuhenna ed-Deylemî’dir. Hakkında ne diyorsun? Dedi.
Caselik: Ne güzel ne güzel, Mesih’in insanlar içinde en çok sevdiği birisinden bahsettin. Dedi.
İmam (aleyhi selâm): Acaba yemin ederek söyler misin? İncil, Yuhenna’nın şöyle dediğini buyurmuyor mu: “Mesih, Arap Muhammed’in dinini bana haber verdi ve onun, kendisinden sonra geleceğini bana müjdeledi; ben de Havarîleri bununla müjdeledim. Onlar da buna iman ettiler.” Dedi.
Caselik dedi ki: “Yuhenna bunu Mesih’ten naklediyor ve bir kişinin peygamberliğini, Ehl-i Beyt’i ve varisini müjdeliyor. Ama bunların ne zaman geleceğini ve bizim onları tanımamız için isimlerini bildirmiyor.”
İmam (aleyhi selâm) dedi ki: “Eğer İncil okuyabilen birisini getirsem ve Muhammed, Ehl-i Beyt’i ve ümmeti hakkındaki yerleri sana okuyacak olursa iman getirecek misin?”
Caselik dedi ki: “Sağlam bir sözdür.”
İmam (aleyhi selâm) bunun üzerine Kistas-i Rûmî’ye dönerek şöyle dedi: “Acaba İncil’in üçüncü sıfrını (üçüncü kısmını) ezbere biliyor musun?” diye sordu. Kistas dedi ki: “O kısmı ezberlemedim.” Bunun üzerine İmam, Re’sul Calut’a dönerek “İncil okumasını biliyor musun?” diye sordu. O da; evet, kendi canıma yemin ederim ki dedi. İmam (aleyhi selâm): “Ben üçüncü bölümü okuyorum; üçüncü kısmı iyice kavra her ne zaman onda Muhammed (sallallahu aleyhi ve alih), Ehl-i Beyt’i ve ümmeti hakkında bir şeyler olursa benim için tanıklık edin, ama eğer orada bunlarla ilgili bir şey olmazsa tanıklık etmeyin” buyurdu. Daha sonra İmam (aleyhi selâm) üçüncü bölümü, Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve alih) bahsedinceye kadar okudu ve durdu. Sonra şöyle dedi:
“Ey Nasranî! Mesih ve annesi hakkı için söyle gerçekten benim İncil’e âlim olduğumu kabul ediyor musun?”
Caselik: Evet, dedi. İmam daha sonra bize Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve alih) Ehl-i Beyt’i ve ümmeti hakkındaki bölümü de okuyarak şöyle buyurdu:
“Ne diyorsun ey Nasranî! Bu Mesih b. Meryem’in sözüdür. Dolayısıyla eğer İncil’in dediklerini yalanlayacak olursan hakikatte Mûsa ve İsa’yı (aleyhi selâm) yalanlamış olursun. Ama eğer sadece bu sözleri inkâr edersen Allah’ı peygamberini ve kitabını inkâr ettiğin için katlin vacip olur.”
Caselik dedi ki: İncil’den bana açıkladığın şeyleri inkâr etmiyorum, aksine kabulleniyorum.
İmam (aleyhi selâm): Ey cemaat! Onun ikrarına şahit olunuz. (Daha sonra tekrar Caselik’i muhatap alarak) Ey Caselik! Dilediğin soruyu sor. Dedi.
Caselik dedi ki: Bana İsa b. Meryem’in (aleyhima selâm) Havarîlerinden bahset onların ve İncil ulemalarının kaç kişi olduklarını söyle.
İmam (aleyhi selâm) dedi ki: Bilen kişiyle karşılaştın: Havarîler on iki kişi idiler. Onların en bilgilisi ve üstünü Luka idi. Ama Hıristiyanların Âlimleri üç kişi idiler: Ec bölgesinde Büyük Yuhenna, Kirkısya bölgesinde Yuhenna ve Zecan bölgesinde Yuhenna Deylemi. Bu sonuncu kişi Hz. Peygamber’i (sallallahu aleyhi ve alih), Ehl-i Beyt’ini ve ümmetiyle ilgili sözleri biliyordu ve İsa’nın (aleyhi selâm) ümmetiyle İsrail oğulları ümmetine müjde veren de oydu.”
İmam daha sonra şöyle buyurdu: Ey Nasranî! Vallahi ben Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve alih) iman eden İsa’ya inanıyorum. Ama sizin İsa’da acizlik ile oruç ve namazın azlığından başka bir eksiklik bulamıyorum.
Caselik dedi ki: Allah’a and olsun ki kendi sözlerini çürüttün, kendini zayıflattın. Oysa ben seni Müslümanların en bilgilisi olarak biliyordum.”
İmam (aleyhi selâm) dedi ki: Bu nasıl oldu?
Caselik dedi ki: İsa’nın zafiyetini, oruç ve namazının az olduğunu söylüyorsun; oysa İsa, hiçbir gün iftar etmedi, bir gece bile uyumadı; gündüzleri sürekli oruç tutuyor, geceleri de ibadetle geçiriyordu.
İmam (aleyhi selâm) dedi ki: Öyleyse kimin için oruç tutuyor ve namaz kılıyordu? (Caselik söyleyecek bir şey bulamadığından) başını önüne eğerek sustu. Sonra İmam Caselik’e hitap ederek şöyle devam etti)
Ey Nasranî! Sana bir soru sormak istiyorum.
Caselik dedi ki: Sor, eğer cevabını bilirsem söylerim.
İmam (aleyhi selâm) dedi ki: İsa’nın (aleyhi selâm), ölüleri Allah Azze ve Celle’nin izniyle dirilttiğini neden inkâr ediyorsun?
Caselik dedi ki: “Evet bu konuyu inkâr ediyorum (Allah’ın izniyle bu işi yapmasını) Çünkü ölüleri dirilten, körlere ve alacalılara şifa veren ibadet edilmeye (daha) lâyık olan rabtır.
İmam (aleyhi selâm) dedi ki: Yesa da Hz. İsa’nın yaptıklarını yapıyor; su üzerinde yürüyor, ölüleri diriltiyor, körleri ve alaca hastalığına yakalananları iyileştiriyordu. Ama ümmeti onu Allah olarak tanımadı ve Allah Azze ve Celle’yi bırakıp da kimse ona ibadet etmedi.