Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- İslam’a dayalı bir sistem olan İslam İnkılâbı, müslümanların hayrına her türlü gayretin devlet düzeyinde tek temsilcisi olarak yoluna kararlılıkla devam etmektedir. Otuz küsur yıldır kınayanların kınamasından korkmadan ve baskı kurmaya çalışanların her türlü şeytani komplolarından hiç etkilenmeden yoluna devam etmektedir. Bir an olsun Allah yolunda yürüyüşünde tereddüde düşmemiştir. Ümmetin maslahatı için çok bedeller ödemiştir. Ümmetin bir kısmı bunun kıymetini bilmiştir, ekseriyeti de bilmemiştir ama İslami sorumluluk gereği ümmet için gerekeni yapmaktan asla geri durmamıştır. Ümmet için çaba gösteren ya da mücadele içerisinde olan vicdanı temiz olan her müslüman bunun farkındadır.
Vahdet haftasını ilan etmek ancak İmam Humeyni (r.a)’ye yakışırdı ve öyle de oldu. İmam, zamanımızda konuşan İslam’dı. İslam ümmeti onun yüceliğini kavramaktan onun çapında bir önderliği hayal etmekten aciz kalmıştır. Onun yaptıklarını ve onun devamı olan İmam Hameney’in yaptığı hayırlı çalışmaları saymakla bitiremeyiz. Bunlardan bir tanesi olan vahdet haftasını ilan etmesi ve vahdete çağrısına değinelim.
Vahdet için çalışmak, tüm müslümanlar üzerine farzdır. Tefrikaya çağırmak ve tefrika halinde olmak haramdır. Müslümanlar dünya küfrü karşısında birliklerini ortaya koymalıdırlar. Zamanımızda batılın temsilcisi olan büyük şeytan Amerika karşısında birlikte durmalıdırlar. Ümmetin ortak sorumluluğu olan konularda dayanışma içerisinde olmalıdırlar. Filistin’in kurtuluşu gibi ümmetin sorunları etrafında dayanışma göstererek vahdeti sağlamalıdırlar.
İmam, vahdetten bahsederken ümmetin vahdetinden bahsetmiştir. Ne Şiilerin vahdetini ne de Sünnilerin vahdetini, ümmetin vahdetini esas almıştır. Doğru düşünen her müslüman da vahdeti mezheplerde aramamalıdır. İslam İnkılâbı, Filistin’in özgürlüğü için çok büyük bedeller ödedi ve ödemeye devam etmektedir.
Vahdet, inançla ilgili konularda müslümanların anlayış birliklerini oluşturma çabası değildir. İnançla ilgili konularda birçok farklılık vardır ve istesekte istemesekte olmaya devam edecektir. Bu farklılıklar ümmetin birlikte hareket etmesinin engelleri değildir.
Vahdet, müslümanların fıkhı konularda hemfikir olmalarına çaba göstermek değildir. Müslümanlar bir gerçeklik olarak farklı fıkhı yaklaşımlara sahiptirler. Bu yaklaşım farklılıkları vahdetin önündeki engel değildir. Her müslüman tatmin olduğu fıkhı görüşlerle amel edebilir. Ama hiçbir müslüman, müslümanların aleyhine İslam düşmanlarının lehine bir tutum içerisinde olamaz. Hiçbir müslüman, Amerikancı olamaz. Müslümanların vahdetinin önündeki en büyük engel Amerikancı olmaktır.
Mezhep farklılıkları asla vahdetin engeli değildir ve olamaz. Fiili olarak faklı mezheplerden olan müslümanları vahdet halinde görmemize rağmen aynı mezhepten olanları da tefrika halinde görebiliyoruz. Yani mezhep birlikteliği vahdeti beraberinde getiremediği gibi farklı mezheplerden olmakta vahdete engel değildir.
Mezhepler ne vahdetin engeli ne de zorunlu olarak vahdetin sağlayıcısı konumundadırlar. Mezhebi, ırkı, memleketi ne olursa olsun müslümanların ortak maslahatı ve ortak düşmanları konusunda birlikte ortaya konan sorumluluklar vahdetin gereğidir. Şii’siyle Sünni’siyle kim Amerikanın karşısında değilse o vahdetin karşısındadır. İnsanların siyasi olarak durdukları yer ve tavırları önemlidir.
Vahdet tabiatı gereği fiili bir durumdur. Vahdete inanan ve savunan her müslüman vahdetin bu karakterini iyi tanımalıdır. Vahdeti, teorilerle sağlamak mümkün değildir. Teori birlikteliklerinin fiili vahdetin sağlanmasını beraberinde zorunlu olarak getirmediğine şahit olmaktayız. Vahdetin fiiliyatta istenildiği gibi sağlanması ancak müslümanların rehberiyetle amel etmeleriyle sağlanabilir. Eğer müslümanlar bu zamanda kendilerinin yol haritasını çizecek bir önderlikten kendilerini mahrum ederlerse ister istemez vahdetin tesisine yardımcı olamayacaklardır.
Vahdetin alanı gereği ancak fiili önderlik eliyle temin edilebilir. Çağlar içerisinde vahdetin temini için müslümanlar bu zaman kadar avantajlı bir dönemi yaşamamışlardır.
Ümmetin imamlığını yapmaya şahsiyet ve pozisyon uygunluğunun bu kadar uygun olan bir zaman yaşanmamıştır. Rehber Hamaney, yüce bir kişilik sahibidir ki hiçbir itiraza yer yoktur. Hiçbir müslümanın onun rehberiyete geliş şekline itiraz edeceği bir durum yoktur. Rehber, hem velayeti fakihin hem de şura sisteminin tarihte kâmilen tam ve tek karşılığıdır. İslam tarihinde hiçbir mezhep mensubunun kendi verileri itibariyle itiraz edecek bir gerekçesi yoktur. İmam Hameney’in, velayetine itiraz etmek için delil arasalar hiç kimse bir delile sahip olamaz. Ne Şii ne Sünni bir Müslüman açısından Rehber Hamaney’in ümmetin rehberi olmasını kabulün önünde itiraz edilecek bir gerekçe vardır. Ümmet bu pozisyonu değerlendirme durumundadır. Dünya küfrünün korkusu da budur.
Dünyada cereyan eden hak batıl savaşında her müslümanın olması gerekenin ne olacağını belirleme konumunda söz söylemeleri müslümanlara yakışmayan bir tavırdır. Resulü Ekrem zamanında bu yaklaşım sahipleri İslam’ın dışında ele alınıyordu. Hak cephesi önderli bir cephe olarak vardır. Yapılması gereken bu cephede yer alarak ümmetin üyesi olarak Müslümanlarla vahdet halinde İslam’ın yeryüzü hedeflerini gerçekleştirmektir.
Hüseyin TAŞ