Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- ABD ve müttefiklerinin ,İslam inkilabına karşı işledikleri cinayetlerin her biri aslında bir devleti yıkmaya yeterdi dersek abartmış olmayız. ABD ve müttefiklerinin, İslami İran’a yönelik olarak yaptırım ve baskı çemberi daraldıkça bu ülkeye yönelik iktisadi, siyasi ve askeri tehditler arttıkça ilahi bir lütuf olarak İslam inkılabı daha yüksek ve kararlı adımlarla maddi ve manevi kalkınma yolunda ilerlemesine devam etmektedir. ABD, İngiltere ve Siyonist rejimin oluşturduğu bu ‘şer üçgeninin’ bölgedeki kukla devletler ile beraber İran'a yönelik ekonomik yaptırımların yanında son zamanlarda İranlı bilim adamlarına yönelik suikast ve terör eylemlerine hız verdiklerine tanık olmaktayız.
ABD yönetimi son 30 yıldan fazla bir zamandır İslam nizamına karşı onlarca yaptırım uyguladı. Bilindiği üzere en son olarak Batılı ülkelerle beraber İran'dan petrol almaya yaptırım uygulamaktırlar. ABD’nin ve AB’nin bu son hamlesi , İran'a yönelik uzun yıllardan beri devam eden kuşatma çemberini iyice daraltarak özellikle yaklaşan seçimler arefesinde halk içerisinde memnuniyetsizlik çıkarmak ve halkı yetkililere karşı kışkırtmaya yöneliktir. Ancak, Amerika'nın ve batının tüm bu girişim ve komploları İran milleti ile yetkilileri arasında ‘ilahi iksir’ olan vahdet ve dayanışma ile defalarca etkisiz hale getirilmiştir.
Bugün dünyada net bir şekilde iki kutup oluşmuştur. Bir tarafta İslami hareket liderliğindeki dünya mustaz'afları ve karşı tarafta ise ABD, Nato ve Siyonizm liderliğindeki dünya emperyalistleridir. Bütün açıklığı ile şu gerçek çok rahat bir şekilde görülmektedir ki bu topluluğun oluşturduğu dünya emperyalizmi kendine teslim olmayan İslam İran’ı yok etmek için ‘küfür tek millettir’ ayetinin tefsiri olarak bütün güçleri ile birlik olup bu konuda ellerinden geleni ortaya koyamaktan çekinmemektedirler.
İslami İran; ABD, Siyonistler ve diğer emperyalist cephenin neden hedefindedir?
1-Emperyalist karşıtı İslam rejimi
1979’da gerçekleşen İslam devrimi ile İran’ın Amerika'nın bölgedeki "jandarma" rolünü reddetmesi ve anti emperyalist İslam rejimi olan ‘Velayeti fakih’ anlayışıyla yönetilmesidir. İslami İran özellikle bu iki belirgin özelliğinden dolayı 33 yıldan bu zamana kadar ilk gün olduğu gibi bugün de ABD’nin başını çektiği küresel emperyalist çetenin hedefinde olmaya devam etmektedir.
2-Küresel Sömürü Düzenine Entegre Olmaması
İslam İran küresel sömürü ekonomik sistemine teslim ve entegre olmayı kabul etmeyip, bunlardan farklı kendine özgü ekonomik bir yapı ve sistem oluşturmaya çalışmaktadır. Bununla beraber kültürel olarak Batılı değerleri referans kabul etmeyerek seçici davranmaktadır. Geleneksel dini ve İslami değerleri öne çıkararak kendisini Batılılara onların istediği gibi kabul ettirme ve batılı değerlerini benimseme adına onlara şirin görünme kaygısı taşımamaktadır.Bu durum da emperyalist güçlerin, ekonomik ve kültürel sömürü kanallarını kapatmaktadır.
3-Direniş Cephesine Olan Desteği
İslami İran, ABD ve İsrail'e karşı direniş gösteren ülkelerin ve direniş grupları olan Hizbullah,Hamas,İslami Cihad ve diğerlerine hiçbir ayrım gözetmeden her türlü maddi ve manevi desteği açıktan vermektedir.İran’ın direniş cephesinde üstlenmiş olduğu bu pozisyonu, Batı ve İsrail karşısında satılmış ve onlarının kuklası olan yöneticileri yüzünden sürekli gururları ve hassasiyetleri incinen, renciden olan Arap sokaklarındaki halkın İran'a derin bir sempati duymasına sebep olmaktadır. Herkes şunu çok iyi bilmektedir ki, Hizbullah, Hamas, İslami Cihad gibi direniş grupları emperyalist putları kırma ve direniş eylemlerini, İmam'ın gerçekleştirdiği İslam inkilabından esinlenerek sürdürmektedirler. Bu asır, İslam ve mustazaf milletlerin asrıdır. İslam İnkılabı'nın İran'da zafer kazanmasından 33 yıl sonra İslami uyanış dalgası yine aynı üslup ve taleplerle Müslüman ve Ortadoğu bölgesini sarmıştır. Arap ülkelerini saran İslami uyanış ve bilinçlenme sürecine önderlik eden Mısır ve Tunus halkları ise açıkça Hizbullah, Hamas ve Cihad'ı kendilerine model edindiklerini belirtmektedirler.Bu durum da emperyalist cepheyi oldukça rahatsız ederek kaygılandırmaktadır.
4- Nükleer, Uzay Teknolojisi ve Sanayi Alanlardaki Bilimsel Gelişmesi
İslami İran, son 30 yılda batının akılmaz yaptırım ve engellemelerine rağmen bilim ve teknoloji alanlarında büyük başarılar ve kazanımlar elde etti. İranlı bilim adamları ve uzmanları, hava ve uzay alanları başta olmak üzere füze, elektronik, telekomünikasyon, deniz ve hava savunma, askeri teçhizat ,deniz devriye uçakları, kruz füzeleri , yeni kuşak insansız uçakları, uzay projeleri ve uydu taşıyan füze projeleri, bazı elektronik makineleri gibi değişik alanlarda büyük başarılar gerçekleştirerek bu alanlardaki yaptırım ve ambargoların işlevsiz olduğunu ispatladılar.İlmi gelişme endekslerine göre İran son yıllarda, uydu ve uydu taşıyan füzeler alanında dünyanın 11 üyelik uzay kulübüne katılmış oldu. Hali hazırda İslam cumhuriyeti bu teknolojiye sahip olan 39 ülke arasında 27.sırada yer almaktadır.İran’ın, uzay ve hava araştırma programlarında yaşam kapsülü ile uydu fırlatma ve yer küresi yörüngesine yeni uydu yerleştirme programlarındaki başarıları, İran’ın bu alandaki kazanımlarından bazılarıdır.
İran’ın sağlık, ilaç üretiminde kendine yeterli hale gelmesi, son 20 yılda kök hücre üretimi ve kopyalama teknolojiyi yerli bilim dalına dönüştüren ülkeler arasında yer almaktadır.İslami İran, nano teknolojiyi geliştirme konusundaki stratejik programları ile hali hazırda dünyanın en ileri 20 ülkesi arasındadır. Batı'nın bunca sabotajına karşın, İran milleti yıllarca süren çaba ve yaratıcılığın ardından barışçıl amaçlar yolunda nükleer bilim ve teknolojide gerekli olan sirkülasyon zincirini tamamlayarak kendi nükleer bilimcilerin büyük bir başarısı olarak nükleer enerjiye sahip olmuştur.İnsanlığın ortak değeri olan bilimi tekellerine alarak haksız yere dünyaya musallat olan ve adlarını da dünya toplumu, dünya kamuoyu koyan birkaç ülke, İslami İran’ın bilimsel alanlardaki bu muhteşem gelişmelerinden dolayı bilimdeki tekellerinin kırılmasından korkmaktadırlar.Bundan dolayı İran'ın tamamen UAEA gözetiminde gerçekleştirdiği uranyum zenginleştirme başarısı yüzünden ABD ve diğer bir çok ülke İslami İran'ın bilimsel alanlardaki bu kalkınma ve ilerlemesini içlerine sindiremeyerek şimdiye kadar eşine rastlanmayan bir psikolojik savaş ve baskı ile İslami İran’ı hedeflerine koymuş bulunmaktadırlar.
5-Müslüman ve Mazlum Halklara Örneklik ve Önderliği
İslam İnkılabı son çağın en başarılı tecrübesi olup diğer halklara Batı ve Siyonizmin zorbalıkları, yaptırımları, tehditleri ve ambargoları karşısında nasıl şanlı bir duruş sergilenebileceğini ve aynı anda nasıl ilerleme zirvesine tırmanılabileceğini öğretmektedir. İşte bu nedenle İran halkının ilerlemesinden öfkelenen müstekbir güçler, Müslüman arap ülkeleri İran fobisi ya da İran halkı ile diğer Müslüman halklar arasında Şii -Sünni ihtilafları çıkartarak İran halkı ile diğer Müslüman halklar arasındaki ilişkilerin artmasını önlemeyi amaçlamaktadırlar. Çünkü, İslam inkilabının kazanımları olan bu bilimsel, ekonomik ve siyasal alanlardaki göz kamaştırıcı ilerlemelerini, eşsiz ve engin tecrübelerinin İslam ümmetinin ilerlemesine, güçlenmesine ve onur kazanmasına ve ayrıca tüm Müslümanların birlik ve dayanışmasına katkı sağlayacağından korkmaktadırlar.Bu durum gerçekleştiği taktirde ise bu emperyalist güçlerin bütün sömürü malzemeleri mustazaf halklar tarafından ellerinden alınmış olacaktır.Böyle bir durumda da dünyada sömürüye muhatap kalan halklar,İslami İran örnekliğinde olduğu gibi bağımsız olarak nükleer, hava-uzay, teknoloji, sanayi ve diğer alanlarda mesafe kat ederse artık dünyanın bu sömürü güçlerinin zorbalık yapabilecekleri bir alan kalmayacaktır.Bu sebeple, Allah'ın yardımına ve kendi iç dinamiklerine güvenen uzman, akıllı, bilge, doğru düşünen ve motivasyonu yüksek olan İslami İran halkının ; bağımsız olma, zulme karşı çıkma, zalimleri ifşa etme ve bu mesajları tüm milletlere ulaştırarak onlara bu konuda örneklik ve önderlik yapması emperyalist cephenin İslami İran’ı hedeflerine almasına yetmektedir.
MEHMET YETKİN