5 Mart 2012 - 20:30

Allah’ın adıyla Suriye konusu, zamanımızda Müslümanların sınandığı imtihanlardan birisidir. Bu sınavı hakkıyla verenler olduğu gibi bu konuda ayakları kayanlar da oldu. Ayaklarının kaydığını anlayıp ta dönüş yapanlar kendileri adına büyük zarardan kurtulmuş oldular. Bu konuda ayaklarının kaydığını kabul etmeyenlerin, Büyük Şeytan’la aynı safta mücadele edenlerin, ayaklarının artık kaymaktan kurtulamayacağından korkulur. Kaymalar, kaymaları beraberinde getirebilir.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Amerika, Suriye konusunda, Büyük Şeytanlığını yine ortaya koydu. Hem kendi aleyhine olabilecek gelişmelere karşın direniş cephesinde bir yara açmak için Suriye’ye karşı cephe açtı. Hem de olayları okuma noktasında sorunlu olan İslamcı kesimin çoğunu kendi cephesinde topladı. Böylece direniş cephesine karşı, İslamcı muhalefet ve destekçilerini oluşturmuş oldu. Amerika’nın Suriye’ye cephe açması, birçok İslamcı çevreleri gönüllü olarak Büyük Şeytan’la birlikte hareket etmeye yönlendirdi. Amerika, işbirlikçi tüm devletleri yanına alırken, aynı zamanda çok sayıda İslamcı hareket ve gurupları da yanında topladı.

İslamcı kesimin Suriye’deki olaylara yaklaşırken, Suriye’deki sistem üzerinden yaklaşımlarda bulunması garip bir durumdur. Suriye Muhalefetini destekleyen İslamcı kesimden yazan ve konuşanların çoğu olaylar başlaması öncesindeki yıllarda Beşşar Esad ve Suriye’deki olumlu gelişmelerle ilgili yazılar yazmışlardır. Yetkililerin kardeş Esat’tan bahsettiği dönemde İslamcılarımız da Suriye’deki olumlu gelişmeleri yazarlardı. Yetkililerin ABD ve gerici Arap rejimleriyle birlikte Suriye’ye karşı mücadelelerine İslamcılar da katılmış oldular.

Suriye’ye karşı tüm şer odaklarının birlikte hareket ettiği bu zamanda, Suriye devlet ve toplumunun yanında durmaya çalışan Müslümanlar, geçmişte de Suriyedeki rejimin lehinde yazmadıkları gibi bugün de yazmıyorlar. Aslında Suriye’deki mesele, rejim meselesi değildir. Konu rejim meselesi olursa, Türkiye’deki İslamcılarca desteklenen Suriye muhalefetinin İslami isteklerle hiçbir alakası yoktur. Suriye için İslami yönetim isteyen bir İslamcı grubun bile olmaması, tesadüfi değildir.

Başta destekledikleri Galyun’lar İslami bir sisteme razı olmazlar. Olmadıklarını da yeri geldikçe beyan etmektedirler. İslamcılar derken aynı zamanda İslami bir sisteme razı olamayacak bir kesimden sözediyorum. Bundan dolayı da İslam’a dayalı bir sistem tartışmasına da yer verilmiyor. Dolayısıyla Suriye konusundaki tartışmalarda İslami bir sistem olup olmaması muhalefeti destekleyen İslamcılar için konu değildir. Suriye konusunda işin içerisinde İslami sistem talebi yoktur.

Suriye muhalefetini destekleyen devletler ve guruplar, Suriye’deki akan kanın baş sorumlularıdırlar. Amerika’nın ve bölgedeki uşaklığını yapan rejimlerin desteklemesi ve organizesi olmasaydı Suriye’de sisteme karşı silahlı mücadele başlamayacaktı. Böylece Suriye’de kan akmayacaktı. Dünyanın şer odaklarının yardımını yanlarında gören Suriyeli muhalifler ve dışardan birçokları kendilerinde güç bularak devlete karşı silahlı mücadeleye girdiler. Bunda Beşşar Esad gitmelidir diyenlerin payı da çok büyüktür. Bu şartlarda ayaklananlar çok sayıda güvenlik güçlerini öldürdükleri gibi kendileri de öldürüldüler. Dolayısıyla çok kan aktı. Kanlar akınca ülkemizdeki İslamcılar ve iktidara endeksli düşünenler tüm akan kanı, kendilerini temize çıkarmak için Suriye devletinin üzerine yıkmaya çalıştılar. Suriye muhalefetini destekleyenler, akan kanı söz konusu ederek güya insani duygularla hareket ettiğini ortaya koymaya çalıştılar. Ama bir kez olsun iki binin üzerinde öldürülen Suriye güvenlik güçlerine acımadılar. Hani insani duygularla hareket ettiklerini söylüyorlardı.

Suriye devlet ve toplumunu Büyük Şeytan ve işbirlikçilerine karşı koruyan İslam İnkılâbı ve Hizbullah’ı mahkûm etme çabaları, Büyük Şeytan’ın kurbanları olmanın yanında hased hastalığına tutulmuşluğun göstergesidir. Suriye’yi bahane ederek İslam İnkılâbına ve Hizbullah’a saldıranların İslami bir gerekçeleri yoktur. İslam inkılâbını ve Hizbullah’ı, neden Amerika, İsrail ve gerici Arap rejimleriyle birlikte Suriye devlet ve toplumuna karşı mücadele etmiyorlar diye mahkûm edenlerin ebetteki dini ve insani gerekçeleri olamaz. Nasıl olur da İslam İnkılâbı’ndan ya da Hizbullah’tan, Katar’la ya da Amerika’yla beraber hareket etmesi beklenir? Bu beklentinin olması bile İslam ve insanlık dışı olmanın yanında akılsızca bir anlayıştır. Hased hastalığı olmasa, Hizbullah’a dil uzatılamaz. Güya İslami hassasiyetlerle Hizbullah’ı eleştirmeye çalışanlar İslam için acaba İslam ve insanlık düşmanı İsrail’e bir taş atmışlar mı? Hizbullah’ı eleştirmeleri İsrail’i memnun ediyordur ama olsun hasetçiler için aslolan hased duyduklarının zararıdır.

Suriye konusunda Büyük Şeytan’la birlikte olarak ve gerici Arap rejimleriyle aynı yolun yolcusu olarak ayaklarınız kaydı. Bu kayma burada kalmayabilir. Uyanmazsanız ayaklarınızın nerelere kayacağını hesap edemezsiniz bile. Gün gelir bugün desteklediğiniz Suriye’de asker polis ve sivilleri vuran muhalefetten eser kalmaz. Görünen de eser kalmayacağıdır. Bu durum sizi rahatsız eder daha fazla Amerikancı olabilirsiniz. Yahut sizin destekledikleriniz Suriye’de egemen olursa, Amerika ve işbirlikçileriyle birlikte Hizbullah’ın manevra alanını daraltarak İsrail’i rahatlatmayı görev bilirsiniz. Gün gelir İslam İnkılâbına evrensel küfrün savaş açması durumunda yine İslam inkılâbına karşı olarak ayaklarınız kayar. Sizler İslami kimlikle düşmanlar arasında yer alırsanız ancak kâfirleri memnun edersiniz. Sonra aslında Hizbullah olmasa İsrail’e karşı daha iyi mücadele edilir diyecek duruma gelirsiniz. Tarihte çok örnek vardır. Kerbela’da İmam Hüseyin’e karşı olanlar, bir zamanlar İmam Ali’nin yanındaydılar. Ama ayakları bir kaydı ki, daha sonra İmam Hüseyin’in karşısında olarak cehennemi boyladılar. Suriye konusundaki ayak kaymasının cehenneme kadar yolu olmaması dileyiğle.

Hüseyin TAŞ