Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Tarih akışının ve güç dengelerinin hep İsrail ve yeni dünya düzeni kurgusunun hizmetinde olması ve yeni yüzyılın Emperyal ve Siyonist çetelerinin varoluş ve tahakküm iştahı, İslam’ı boğmak ,Müslümanları birbirine düşürmek ve Ümmeti dağıtmak adına yapılan çabaları gücü nispetinde dağıtmaya çalışmıştır. Ancak o günkü ülema, İslamcı düşünür ve dava adamları Abdulhamidi Diktatör, despot ve zalim olarak nitelemişlerdir. Meşhur ’Yaşasın Zalimler için cehennem’ sözü bu döneme damgasını vurmuştur. Bu saygın kişilerden bazıları Said Nursi,Mehmet Akif, Elmalılı Hamdi, Filibeli Ahmet Efendi… gibi sevilen ve yetkin kişilerdir. O dönemin İslamcıları; ne yazık ki Abdulhamid karşıtı uluslar arası siyasetin temel nedenini anlayamayan, küçük hesapların peşine düşen ve meşrutiyet isteyen zümre ile beraber hareket etmişlerdir. Devamında İttihat ve Terakki savunuculuğu demokrasi, özgürlük ve insan hakları eksenli çalışmalara katılmışlar, nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ile sonuçlanan bir sürecin içinde olmuşlardır.
Abdulhamid’in ‘kızıl Sultan’ ilan edilmesi sadece Ermeni ve Yahudilerin gayretleri ile değil,bizim İslamcılarında özel gayretleri ile gerçekleşmiştir. Said Nursi ‘Yaşasın zalimler için Cehennem’ sözünü Abdulhamid için kullanmıştır. Mehmet Akif; Korkak, merkep, baykuş, hayvan, zalim,melun, kızıl kafir kelimelerini şiirlerinde Abdulhamid için kullanmıştır. Hak Dini Kur’an Dili Tefsirini yazan Elmalılı Hamdi Efendi ise Abdulhamid’in azledilme fetvasını bizzat kendisi yazmıştır. Yeni Özgürlükçü, demokrat ve İnsan haklarına saygılı ( !) devletin oluşmasına, şekillenmesine ve ayakta kalmasına resmi ve gayri resmi destek vermişlerdir. Hatta bazıları mebus olmuş, bazıları da mebus teklifi almışlardır. Daha sonraki dönemlerde bazıları yaptıkları hataları anlamışlar ama atı alan Üsküdar’ı geçmiştir artık.
Abdulhamid’in devre dışı bırakılması, Ümmetin göbeğinde habis bir tümör olan İsrail cinayet şebekesinin, Filistin topraklarına yerleşmesine ve Ümmeti tehdit eder duruma gelmesine yol açmıştır.. İslam coğrafyasında, Ortadoğu'da kurulan yeni düzenler, devletler hep İsrail’i rahatlatacak tarzda şekillendirilmiştir. "Önüme tüm dünyanın zenginliklerini yığsanız da, Osmanlının tüm borçlarını ödeseniz de, ben Kudüs’ün bir çakıl taşını size veremem" diyen anlayışı ve yaklaşımı, bugün ortaya çıkan resme bakınca daha iyi anlayabiliyoruz. İsrail’in varlığı ve varlığının devam ettirilme çabalarının, bugün İslam coğrafyasında nelere mal olduğunu daha iyi görebiliyoruz. ’Her bir Müslüman bir kova su dökse İsrail’i sel alır götürür’ derken aslında bu sel ümmetin problemlerini de bertaraf edecektir.
Bugün de bazı İslamcılar, ülema ve İslami Sivil toplum kuruluşları , Abdulhamid dönemindeki İslamcılar ve Ülema gibi, Zalim ve zulüm edebiyatı yaparak, Yüzyılın ümidi, mustazafların savunucusu, İslamın sedası, Amerika ve İsrail Tümörünün baş düşmanı, Kudüs Davasının yılmaz savunucusu ve İsrail’e karşı her cephede savaşarak yüzyıllık "İsrail Projesi"ni alt üst eden İslam İnkılabına, savunucularına ve direniş örgütlerine karşı neredeyse cihad başlatmak istemektedirler.
Özgürlük, Adalet ve İnsan hakları anaforu oluşturarak, demokrasiyi ve laikliği İslam coğrafyasına hediye etme çalışması yürüten kadrolar, İsrail’in psikolojik ve stratejik açıdan en zayıf hale geldiği şu günlerde, bilmeden Amerika ve İsrail hesaplarının işlemesine, İsrail’in belki de 100 yıl daha Ümmetin içinde çıban olarak kalmasına zemin hazırlamaktadırlar. Ümmete liderlik yapan Osmanlı İmparatorluğu, İsrail’in oluşmasını engelleyen davranışları yüzünden, özgürlük ve demokrasi mücadelesi altında hem İslamcıların ve ülemanın önderliğinde hemde zalim ve despot ilan edilerek yok edilmeye çalışılmış ve de başarılı olunmuştur. Bu mücadele sonucunda hem Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş hem de İsrail’in kurulabilmesinin önü açılmıştır. Tabi artık Türkiye de yaşayan Müslümanlar özgür, demokrat ve haklarına sahip bir millet haline de gelmişlerdir.
Sıra şimdi tüm İslam coğrafyasındadır. İsrail’i tehdit edebilecek her ne kadar devlet veya devletçik varsa hepsine demokrasi, özgürlük ve de laiklik gelmelidir ki ümmet felaha ulaşsın.Öyle bir düzen kurulmalı ki İslamcılar ve ulema Allah rızası için çalışarak İsrail ve Amerika’nın değirmenine su taşımalılar.
İslamcıların 100 yıl önceki hatası geri dönülmez ne büyük hasarlara yol açmışken, bu sürede Müslümanların tüm kazanımlarını mezhep ve asabiyet kavgasına kurban edecek gelişmelere zemin hazırlayan bugün ki İslamcılar, İsrail bayrağının 100 yıl daha dalgalanmasına sebep olacaktır. Ne hazindir ki çok takvalı bazı abilerimiz İsrail bayrağındaki yıldızın Hz. Süleyman’ın mührünü temsil ettiği gerekçesiyle kutsal addetmektedir ve İsrail bayrağı yakarak protesto yapan gençleri yarın Hz. Süleyman’a şikayet edeceğini ve bu gençlere Hz.Süleymanın yüzüne nasıl bakabilecekleri uyarısında bulunmaktadırlar.
İslam İnkılabı tecrübesine rağmen, hala biz Müslümanların insanların ve müstazafların problemlerine İslami bir Çözüm yolu üretemiyor olmamız, halkları İslam’ı istemek yerine, özgürlük ve demokrasi havarisi kılmamız hatta laiklik müptelası yapmaya çalışmamız kadar büyük bir ayıp ve zül olamaz.
100 yıl önce samimiyet ve imanlarından şüphe etmediğimiz; Said Nursi, Mehmet Akif ve Elmalılı Hamdi Yazır gibi sevdiğimiz Ümmetçi İslamcılar ve ulema izledikleri yanlış siyaset ile bizlere hem Osmanlı’nın yıkılmasını, hem de İsrail’i hediye ettiler. Bugünkü Sınır tanımayan ümmetçi İslamcıların ve Ülemanın, bir de Petrol şeyhlerinin Özgürlük, hürriyet, demokrasi ve bahar mücadelesi başarılı olursa, İsrail İmparatorluğunun önü de açılmış olacaktır...!
Bu ayıp ve zül bize yeter…
Muhammed HAKLI