18 Mart 2012 - 12:04

Afganistan'da uçak düşüyor. Kaza sicili yüksek marka bir uçak. 12 askerimiz şehit. Ocaklara şivan düşüyor.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Çocuklarının birkaç ay kalmış dönüşünü bekleyen aileler perişan oluyor.

Dünyanın en lezzetli meyvesi olan evlat yitimi, yürekleri kor olup yakıyor.

Uğursuz bir savaş Afganistan'daki.

Emperyalistlerin bitmesine göz yummadığı.

Savaş biterse silah teknolojisini kimlere satacak.

İnsanlar ölecek ki ağalar iyice zenginleşebilsinler.

Bir diğer huzursuzluk sınırlarımızın yanı başında.

Suriye'de.

Huzursuzluk ayyuka çıkmış.

Akşam sabah çıkacak bir savaş konuşulmakta, Türkiye'nin de dâhil olacağı.

Yeni ocakların sönmeye aday olduğu.

Yeni dünya düzeninin yegâne yakıtı savaş.

Her yan kan gölü.

Bir diğer adres İran.

Amerika İran'ı vurmak için tarih bile vermekte.

Sanki savaş olimpiyatı düzenleyecek.

Cüretkârlığını, küstahlığını, saldırganlığını, vahşetini saklama gereği bile duymadan.

Gittikçe kararan bir dünyayı, şerle yakmaya yeminli yaratıklar ele geçirmişler yeryüzünü.

İnsanlığa huzur yok.

Nevruz dolayısı ile bizde de bir tedirginlik.

Martın 18 inde okulların, yurtların yakılacağına dair telsiz telefonlarına düşen haberler.

Terör örgütünün kanlı eylemler yapacağının listesi.

İnsanlarda huzur bir kez daha dinamitlenecek.

Sonra içerdeki savaşlar.

Yürekleri tutuşturan dünyevi hırslar.

Ütopyaları yitirmek.

Kirli bir savaşta bir kez daha yenik düşmek, utanmak, ar duymak, başın eğilişi.

Ebu Zer'i bir kez daha anımsayarak, mal yığmanın tiksindiriciliğini duyumsamak.

Yedi sekiz onlu sene sonra indirecekler işte, her birimizi bir tahta yatakla toprağa.

Üstelik kimimizde tek onlu sene bile mevcut değil.

Biriktirdiğimiz mallarla birbirine düşman olan çocuklar arasında ölümüne savaş.

Parmaklarında pınarlar çağlayan Ebu Zer.

Zengini değil, zayıfı seven soylu yürek.

Üst tabakaya değil, alt katmanlardakilere bakıp yaşamını dizayn eden abide.

Taşlandığında bile hakkı söyleyen yiğit insan.

Güçlülerin kınamasından korkmayan Salih kişi.

Medineli zenginlerin davetine bile katılmıyor.

Tiksiniyor, mal yığan zenginlerden.

Yoksulluğa sevdalanıyor.

Altın ve gümüş biriktirenlere acıyor, sahibini yakacak ateş olduğunu haykırıyor.

Allah yolunda harcanmayan her kuruşun yılan olup ısıracağını.

Artık yalnızdır.

Kimse yanına yaklaşmak istemiyordur.

Mal yığanların tiksindiriciliğini haykırdığı için.

Yalnızlığını alıp Rebeze ye gidiyor, kimilerine göre ise oraya sürüldü.

Çölde tek başına yaşadı iki yıl.

Tek başına da öldü.

Meleklere gülümserken, dünyaya sarılanlara ağladı.

Bu hırslar savaşında yalnızız iyice.

Bir Ebu Zer'imiz bile yok.

Tutup dünyaya sarılışlarımızı anımsatacak.

Mine Alpay Gün