Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Olaya siyasi olarak bakıp hükümete yakınlık ya da uzaklığınıza göre bir tavır sergileyebilirsiniz. Ancak ekonomik olarak bakınca Suriye'nin Türkiye için ne kadar büyük önem taşıdığı ortaya çıkıyor.
Geçen hafta dinlediğim, bölgede iş yapan bir işadamı, Suriye'nin Türkiye'nin Doğu Anadolu ve Güneydoğu Bölgesi'nin kurtuluşu olduğunu şu sözlerle anlatıyordu:
"Suriye'den her gün onbinlerce insan Halep'ten G.Antep'e, Kilis'e gelerek alışveriş yapıyor. Üstelik aldığı öyle bir gömlek iki kravat değil. Bir Türk eskiden yurtdışına gittiğinde nasıl bavullar dolusu alışveriş yapıyorsa onlar da şimdi o kadar alışveriş yapıyor. 8-10 takım elbise, onlarca t-shirt, bir sürü elektronik eşya alıp aynı gün geri dönüyorlar.
O bölgedeki alışveriş merkezleri bu nedenle çok karlı. Aynı tablo Irak'a mal satımı için de geçerli. Güneydoğu'da bir tekstil fabrikası kurmak maliyet olarak avantajlı görülebilir ama oradan Avrupa'ya mal satmak lojistik açıdan kimsenin tercih edeceği bir şey değil. Ama Suriye, Irak bölgesi hareketli ve canlı olduğu sürece o bölgeye yapılacak ihracat için çok büyük avantajlar var. Arsa ve istihdam teşvikleriyle bu bölgelere yapılacak ihracat özendirilebilir. Batı için dezavantaj olan lojistik, o bölge için avantaj olur. Doğu ve G.Doğu'ya ancak bu bölge canlı olursa yatırım gider, istihdam gelir."
Hükümetin Esad rejiminin karşısında yer alması bu ticareti şu aşamada durdurmuş durumda. Zaten sınır bölgesi de çok karışık. Aynı işadamı, "Türkiye stratejik konumu gereği inanılmaz canlanmış ve bölgeye hayat vermiş bir ülkeden vazgeçti. Dışişleri Bakanı bu sağlam ilişkiyi bu olaylar başlamadan önce onlarca kez Şam'a gidip gelerek kurmuştu. Çok büyük emekle kurulmuş ilişki, bu olaylar nedeniyle bitti. Türkiye jeopolitik konumu için büyük bir fedakarlık yaptı" dedi.
İki ülke arasındaki ilişkinin yeniden tesis edilmesi şart. Bunun Esad rejimi ile olamayacağı artık çok açık. Zaten Türkiye tavrını çok net olarak ortaya koymuş durumda.
Onun için Suriye meselesi ne kadar çok uzarsa, Doğu ve Güneydoğu'da başlayan o ticari canlılığın geri gelmesi de o kadar gecikecek.
Bölgeyi yakından tanıyan bu işadamının beklentisi ise kısa sürede bir çözüm bulunmasının mümkün olmadığı. Esad rejiminin diğer rejimlerden çok farklı olduğunu savunuyor. Yanındaki ordunun ve polisin kendine bağlılığının çok yüksek olduğunu, diğer Arap baharı yaşayan ülkelerde olduğu gibi azınlığın çoğunluğa tahakkümü gibi bir durumun da söz konusu olmadığını savunuyor. Esad'ın "Öl dese hiç sorgulamadan ölecek çok adamı var" diyor.
Bunlara ABD'deki seçimi ve Avrupa'daki ekonomik krizin yansımalarını da eklerseniz, Suriye'de kolay bir çözüm olmadığını görmek zor değil. İşadamı dostumun beklentisi belki 3-4 yıl sürecek bir kaos dönemi.
Umarım yanılır. Çünkü her geçen gün Türkiye ve sınır bölgesi için yeni bir kayıp anlamına geliyor.
Yavuz Semerci
yavuz.semerci@gazeteport.com