25 Nisan 2012 - 07:06

Katar rejimi özellikle El Cezire başta olmak üzere medya propagandalarına bölge kamuoyunun desteklediği özgürlükçü hareketlerin yanında ve diktatör rejimlerin karşısında yer aldığını gösteremeye çalışırken, Doha yönetimi öbür yandan da bazen tamamen bir biri ile zıt olan tüm taraflara yakın durmaya çalışıyor.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bu yüzden Katar'ın Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn ve Suriye gelişmelerine karşı bir birinden farklı tutumlar izlediği gözleniyor. Geçen hafta bazı Arap medya organları El Arabiye kanalından naklen Katar ordusundan bazı üst düzey subayların darbe girişiminde bulunduğunu, Katar emiri ise Amerikalı askerlerin yardımı ile saraydan kaçırılarak bilinmeyen bir noktaya götürüldüğünü duyurdu. Mısır'ın El Cuma gazetesi El Arabiye'den naklen, çatışmanın Katar ordusu ile Amerikalı askerler ve kraliyet muhafız alayı birlikleri arasında ve Katar emiri Şeyh Hamd Bin İsa Al-i Sani'nin sarayının dışında yaşandığını belirtti.

Haberde Amerikan helikopterleri Şeyh Hamd Bin Casım'ı eşi ile birlikte saraydan kaçırdığı ve bilinmeyen bir yere götürdüğü kaydedildi. Beşair internet sitesi de Katar'da darbe ve Şeyh Hamd ve eşinin kaçışı ile ilgili spekülasyon başlıklı haberinde şöyle yazdı: İnternet sitelerinde bir spekülasyon hızla yayıldı, şöyle ki Katar emiri muhafız alayı darbe girişimde bulundu. Katar emirini korumakla görevli Amerikan özel birlikleri darbecilerle çatışmaya girişti, sarayın çevresinde ağır çatışmalar yaşandı. Silahlı kuvvetler genel kurmay başkanı Şeyh Hamd Bin Ali El Atiye, görevinden ayrıldığını açıkladı, ordu birlikleri içinde bazı huzursuzluklar yaşanıyor. Katar'da darbe spekülasyonu yayılmadan önce Katar emirinin yetkilerinin %70 kadarı oğlu ve veliahdı Şeyh Temim Bin Hamd Bin Halife Al-i Sani'ye devraldığı ile ilgili bir haber yayınlandı.

Haberde Şeyh Temim'in Katar başbakanı ve dışişleri bakanı Hamd Bin Camıs Al-i Sani'nin Suriye'ye yönelik komplolarında başarısız olmasından hoşnut olmadığı ve bu durumun belki de Katar'a ağır bedel ödeyeceğine inandığı kaydedildi. Gerçi bu darbe anlatıldığı gibi Katar'da gerçekleşmedi, ancak bu haberin yayılması kendi başına Katarlı prenslerin arasında iktidar kavgasının kızıştığını ortaya koydu. Katar, Asya kıtasının güne batısında Hicaz yarım adasının doğusunda ve Fars körfezinin güneyinde yer alıyor.

Aslında Katar, Hicaz yarımadasında küçük bir yarımada şeklindedir ve Fars körfezi bu ülkenin kuzeyini, doğusunu ve batısını sarmıştı. Katar'ın başkenti Doha'dır. Katar karadan Suudi Arabistan ile ve denizden Bahreyn ve BAE ile ortak sınırı vardır. Suudi Arabistan ise Katar'ın Güney Doğu sahillerinin 23 mili üzerinde mülkiyet hakkı iddia etmekte ve iki ülke Güney Batı sınırı ve Selva bölgesi konusunda toprak anlaşmazlığı yaşamaktadır. Bunun dışında Katar yönetimi hiç bir zaman Suudi Arabistan'ı büyük kardeş olarak tanımamıştır. İki ülke arasında devam eden anlaşmazlığın ardından Suudi Arabistan Eylül 1992 tarihinde Katar'a saldırdı ve bu ülkenin bir bölümünü işgal etti. Bu saldırının ardından Katar yönetimi Suudi Arabistan ile imzaladığı 1965 sınır anlaşmasını askıya aldı ve durumu protesto etmek üzere Fars körfezi işbirliği konseyi oturumlarına katılmadı.

Sonunda üç ay süren sürtüşmenin ardından ve Mısır'ın arabuluculuğu ile iki ülke sınır anlaşmazlığını çözümlemek üzere bir anlaşma imzaladı, ancak taraflar arasında anlaşmazlık olduğu gibi ortada kaldı. Şimdi ise her iki ülkenin Amerika'nın bölgeye yönelik yayılmacı politikalarına eşlik etmek için bu anlaşmazlıklar pek dikkate alınmıyor. Katar rejimi emirlik şeklinde yönetilen mutlak saltanat şeklindedir. Esaleten Suudi Arabistan'ın Necd yöresinde yer alan Temimoğulları aşiretinden olan Sani hanedanı, bu topraklarda 19. yüzyıldan beri hüküm sürüyor.

Katar 1971 yılına kadar İngiliz mandası altındaydı. Katar BAE'ine ilhak etmeyi reddettikten sonra Eylül 1971 tarihinde bağımsızlığını ilan etti. 1995 yılında Katar'ın dönem veliahdi Hamd Bin Halife kansız bir darbe ile babasını devirdi ve Katar emiri oldu. İktidarı ele geçirdikten sonra ise Hamd Bin Halife bölgenin siyasi denklerimde aktif rol ifa etmek için çok çalıştı. Son aylarda ise Katar yönetimi Ortadoğu bölgesinde yaşanan gelişmelerde anahtar rol ifa etmeye çalışıyor. Nitekim son bir yılda bölgede yaşanan bölge milletlerinin despot liderlere karşı ayaklanmalarının ardından Katar Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan bu gelişmelere karşı çok yönlü ve aynı zamanda çok farklı bir rol ifa etmeye başladı.

Katar rejimi özellikle El Cezire başta olmak üzere medya propagandalarına bölge kamuoyunun desteklediği özgürlükçü hareketlerin yanında ve diktatör rejimlerin karşısında yer aldığını gösteremeye çalışırken, Doha yönetimi öbür yandan da bazen tamamen bir biri ile zıt olan tüm taraflara yakın durmaya çalışıyor. Bu yüzden Katar'ın Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn ve Suriye gelişmelerine karşı bir birinden farklı tutumlar izlediği gözleniyor. Katar emiri milli çıkarlarını dinden ve mezhepten veya İslam ülkelerinin çıkarlarını gözetlemekten bağımsız bir şekilde tanımıyor ve bu çıkarı maddi çıkar ve Batılı güçlerin gönlünü kazanma ekseni üzerinde kurmuş bulunuyor. Bu yüzden Katar yöneticileri dış politikalarında kendilerini İslami ve hatta Arapların belirlediği kuralların çerçevesinde yürütmekle yükümlü hissetmiyor. Sonuçta Katar'ın bu tutum İslami cephenin zayıflamasına ve siyonist cephenin güçlenmesine hizmet ediyor.

Katar 90'lı yıllarda Fars körfezinde siyonist rejim İsrail'e ticaret bürosu açma izni veren ilk devletti ve daha sonra Tunus da Katar'ı izledi. Belki de İslam dünyası kamuoyundan çekinme veya bölgede itibar kaybı korkusu olmasaydı Katar emirliği şimdiye kadar çoktan Tel Aviv ile doğrudan diplomatik ilişki kurmuştu. İşte bu yüzden son bir yılda Ortadoğu bölgesinde yaşanan gelişmelere karşı Katar'ın farkı tutumlar izlediğini görmekteyiz. Bu diplomasinin bir kısmı Katar'ın Fars körfezindeki coğrafi konumundan ve bir başka kısmı Suudi Arabistan ile komşu olmaktan ve yine Amerika ve Avrupalı müttefiklerinin Katar üzerindeki askeri ve siyasi nüfuzundan kaynaklanıyor. Katar zengin petrol ve doğalgaz yatakları ve az nüfusu sayesinde dünyanın en zengin ülkelerinden biri sayılıyor. Katar emiri ise bu zenginliğin sayesinde Amerika ve Avrupalı devletlerin en büyük silah alıcılarından biri haline gelmiş bulunuyor.

Amerika'nın Fars körfezindeki en büyük üssü ise Katar'da bulunuyor. Katar emiri medya alanında da El Cezire kanalını açarak bölge gelişmelerinde Katar'ın rolünü arttırmaya çalıştı. Gerçi El Ceziri yöneticileri bölge gelişmelerine karşı tarafsız bir tutum izleme imajını yaratmaya çalışıyor, lakin gerçek şu ki bu kanal Suriye, Irak ve hatta Filistin meselesinde pratikte Katar rejiminin politikalarını izliyor, nitekim bu kanal Katar'ın anti demokratik rejimi hakkında hiç ses çıkarmıyor ve en ufak eleştiriyi bile gündeme getirmiyor. Sani hanedanında da Fars körfezindeki diğer emirlikler gibi prenslerin arasında büyük bir iktidar kavgası sürüyor. 60 yaşında olan Katar emiri Şeyh Hamd Bin Halife Al-i Sani kronik bir hastalıktan acı çekiyor, fakat bu konudan hiç bahsedilmiyor. Ancak emirin aşırı derecede kilo kaybetmesi hastalığının çok ciddi olduğunu ve şimdiden emirin eşleri arasında kendi çocuklarını iktidarın başına geçirmek için büyük bir kavga yaşandığını ortaya koyuyor. Gerçi Katar ve diğer emirliklerde aşiret düzenine dayalı yönetimleri itibarı ile darbe yapmak uzak bir ihtimal gözüküyor. Çünkü bu tür rejimlerde aşiretler arasındaki rekabet kimin iktidarın başına geçebileceğini belirliyor. Bu arada Katar'ın da bölgede yaşanan İslami uyanış sürecinden etkilendiği, Katar'da da bazı protesto gösterileri düzenlendiği, ancak şiddetle bastırıldığı anlaşılıyor.

Katar emiri ise Katarlı vatandaşlar arasında para dağıtarak bir nevi halkın gönlünü kazanmaya çalışıyor, ama aynı anda her türlü muhalif sesi de en şiddetli biçimde bastırmayı ihmal etmiyor. İşte bu politika yüzünden Katar'da ciddi bir muhalefet ortaya çıkmıyor ve Katar emiri muhalifleri genellikle Avrupa, Amerika veya Kanada gibi ülkelerde yaşıyor. Bu arada bazı uzmanlar Katar kraliyet ailesinden birinin çıkıp Hamd Bin Halife'nin kendi babasının başına getirdiğini kralın başına getirebileceğini söylüyor. Nitekim Şeyh Hamd da babasının yurt dışına yaptığı ziyareti değerlendirerek beyaz bir darbe ile iktidarı ele geçirdi. Kuşkusuz eğer böyle bir olay Katar'da yaşanacaksa, Amerika ile koordineli bir şekilde yapılması gerekir. Nitekim Hamd Bin Halife de o günden beri Amerika'nın bölgeye yönelik politikalarının dışına çıkmadı ve bu yüzden Amerika'nın şimdi oğullarından birini, tabi Katar içinde veya dışında olağanüstü bir durum yaşanmadığı müddetçe, onun yerine iktidarın başına getirmesi uzak bir ihtimal gözüküyor.