Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bu kısa açıklama notundan sonra…
Ütopik, ama iddialı projeler geri kalmış bir ülkenin insan yerine konmayan bireylerinin eziklik duygusundan, komplekslerinden beslenir.
Ezik bir halkı onore etmek, İslami Uyanış’tan sonra yöneticilerinin ABD’ye kapıkulu askeri olmasından duyduğu rahatsızlığın önüne geçmek için ortaya atılan “Osmanlı Milletler Topluluğu” ütopyası, gerçekte hükümeti, ordusu ve sermayesiyle T.C. yöneticilerine ait olmayan bir projedir.
Projenin teorik ismi olası pratik işlevine uygun olarak “United States of Ottoman” olup, piyasa adı “Osmanlı Birleşik Devletleri” veya “Osmanlı Milletler Topluluğu”dur.
İsmi kadar fikir babaları da tanıdıktır bu projenin. Plânın mimarları, son birkaç asırdır yeryüzündeki tüm fitne ve fesadın sorumluları olan, ABD, İsrail ve aynı ahırdan çıkmış ekürileri AB’dir.
Kısacası proje, kelimenin tam anlamıyla dünyanın üç gereksiz unsurunun fantezisinden başka bir şey değildir.
Ham hayaldir.
Ezilmişliğin bilinçaltında yarattığı tahribatı tolere edici büyük Osmanlı özlemiyle, dünyaya diz çöktüren Sünni İslam kimliği idealini harekete geçirme düşüncesi projenin tek bilimsel yanıdır.
Gerisi bildik emperyalist zırvalarından başka bir şey değil.
Anlayacağınız toz aynı toz, gaz aynı gaz.
Köleliği kendi ülkelerinde -şeklen- kaldırıp bunu uluslararası platformda, hem de gönüllülük esasına dayalı olarak sürdüren emperyalist güçler, bu kez Müslüman halkları “eskisi gibi süper güç olacaksınız” diye aldatmaya çalışmaktadır.
Bunu da dediğimiz gibi 37 sultan ve yüzlerce şehzadesinin hiçbirinin adı Ehlibeyt’ten alınmamış, Ehlibeyt hakkında duruşu net, “Büyük Osmanlı” hayalini canlandırmakla yapmaktadır.
Yıllar öncesinden hazırlığı yapılmış, muhtemelen 12 Eylül faşist darbesiyle pimi çekilmiş bu plan TV’den sinemaya, plazalardan kahve köşelerine kadar adım adım yürürlüğe konmuştur.
Plânın en basit ayağı “Muhteşem Yüzyıl” isimli TV dizisidir. Dizinin çekimlerinin ağırlıklı olarak şatafatlı saraylarda ve özellikle harem dairesinde çekilmesine halkın verdiği tepki herkesin malumudur;
“Biz Osmanlıyız. Savaşçı bir milletiz, üç kıtada at koşturmuşuz, bunların tümü yalan ve iftiradır. Atalarımız böyle şeyler yapmaz!”
Halkın resmi tarih ve ideolojiden, dolayısıyla sultanlardan, paşalardan, beylerden bıktığı bir dönemde, Osmanlı’yı sevdirmek ve sahiplendirmek için daha iyi bir senaryo yazılamaz, daha güvenilir bir ajitasyon aracı bulunamazdı herhalde.
Üstüne üstlük, daha sonra Kanuni’nin nikâhlı eşi olup Hürrem Sultan adını alacak Leh asıllı Yahudi bir ailenin kızı olan entrikalar kraliçesi Alexandra Roxelanne bu kadar sempatikleştirilip(!) pazarlanamazdı.
12 Eylül öncesinde hayata geçirilen “Osmanlı Birleşik Devletleri” hayali bugün devşirme yeniçeriler yerine, yamacına aldığı Libyalı devşirme ayyaşlarla Suriye sınırına dayanmış ve halkın buna tepkisiz kalması sağlanmışsa, plân nispeten başarılı olmuş görünüyor.
Ancak kapıkulu askerlerinin AB/D yapımı macera filmlerini izlemekten ihmal ettiği tarihçi Naima’ya soracak olursanız, hiç de öyle demiyor.
Naima’nın aktardığı bilgilere göre Kapıkulu askerleri düpedüz köle statüsündeydiler. Keza Kubbealtı’ndaki yönetimde rol alan sadrazamlar da bu devşirmeler arasından seçilirdi ki onlar da köleydi. Ne ki ömürleri kısa olurdu.
Çünkü tebaanın hayatı Kadı’nın hükmüne bağlıyken, delilerin bile tahta oturduğu bir yönetim biçiminde bunların hayatı padişahın iki dudağı arasındaydı. Anlayacakları dille söyleyeyim: Edalı, işveli bir hatunun sunacağı iki kadeh şarap devrilmeye görsün, üçüncü kadehte devrilen şehzadedir, sadrazamdır, hatta padişahtır!
Bu, “ben büyüyünce imparator olucam” diyen çocuklara bir nasihat olsun.
Bir de saraya cümle kapısından girmek isteyip de, Yunus’un deyimiyle “pervaz urup uçanlara” kısa bir hatırlatma:
En son buna benzer bir hayalin peşinden koşan bir âdemoğlu on binlerce fukara çocuğunu kâh Sarıkamış’ta soğuktan, kâh çöllerde açlık ve susuzluktan telef etmişti. Bu maceranın peşinden elindeki imparatorluğu tarihe gömmeyi becerip kendisi de Tacikistan steplerinde toza toprağa karışmıştı. Bu hayalin faturasını yüz senede ancak ödeyebilen bu millet şimdi de benzer bir hayalin peşinde evlatlarını ve geleceğini riske atacak kadar cömert değildir.
Hesap sorar!
Aman diyim padişahım. Aman ha! Saçın başın dağılmasın sonra.
Mehmet Yavuz