Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Zeynelabidin Solhan, 1989 yılında Kum İslami İlimler Havzasında Fıkıh ve Usul dalında eğitime başlamış, on yıla yakın eğitim aldıktan sonra bu dalda yüksek lisans alarak 2000 yılında görev yapmak için İstanbul Güneşli’de bulunan İmam Zeynelabidin (a.s) Camii’nde görev yapmak için Türkiye’ye dönmüş. Yaklaşık 12 yıldır bu camide hizmet vermektedir. Faydalanmanızı ümit ederek bu röportajı yayınlıyoruz.
Shafaqna Muhabiri: Sayın hocam Türkiye’deki Şiiler hakkında genel bir değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Zeynelabidin Solhan: Türkiye’deki Şiiler genel olarak siyasi, iktisadi veya kültürel açıdan diğer Müslüman ülkelerle kıyaslarsak daha iyi durumdadır. Birçok şehirde camilerimiz var ve camilerimizde inancımıza uygun ibadet edebiliyor, istediğimizi yazabiliyor, hutbelerimizde istediğimizi konuşabiliyoruz. Siyasi olarak zaten Türkiye Cumhuriyeti’nin her vatandaşına tanıdığı haklardan faydalanabiliyoruz. Etnik veya mezhepsel bir ayrımcılık kesinlikle söz konusu değil. “Aliyyen Veliyullah” sesi camilerimizden yankılanmaktadır. Kesinlikle bir baskı ve dışlama söz konusu şimdiye kadar olmamıştır.
Shafaqna Muhabiri: Son demokratik açılımlardan Şiiler istediklerini elde edebildiler mi?
Zeynelabidin Solhan: Bildiğiniz gibi “Açılım” adında özgürlükleri genişletmek ve azınlıklara geciken haklarını vermek için bir çalışma başlatıldı. Bu alanda bizim de taleplerimiz oldu. Hükümet de bize “gidin kendi aranızda ortak bir çatı oluşturun, resmi bir kurumunuz olsun, biz de sizi muhatap alalım, sorunları ortak çözelim” dedi. Tabi bu çok olumlu yaklaşım üzerine diğer şehirlerden ve yurt dışındaki Türk Ehlibeyt alimlerinin katılımıyla yaklaşık 200 alimle, “Ehlibeyt Alimler Derneği’ni kurduk. 5 katlı güzel bir bina kiraladık. 6 kardeşimiz tam gün hizmet vermektedirler. Biz de yönetim kurulu olarak her hafta toplanıyoruz. Bu son 2 aydan beri her hafta 2 camimizin derneğini ve hocasını davet ediyor sorunlarıyla ilgileniyoruz. Bir yıldır da resmi olarak görevine devam etmektedir. İlgili bakanlarla da görüşmelerimiz oldu ve taleplerimiz kendilerine ilettik. Ama henüz bu konuda bir sonuç almış değiliz. Sadece temenniler var, tabi ki bizim de ciddi sorunlarımız var ve bunlara çözüm getirilmesini istiyoruz.
Shafaqna Muhabiri: Eğitim konusunda bir ilerleme oldu mu?
Zeynelabidin Solhan: Evet yeterli olmada da oldu. Şimdiye kadar devlet okullarında sadece Hanefi mezhebine göre dini eğitim veriliyordu. Fakat son dönemde Caferilik inancını az da olsa ders kitaplarına almaya başladılar. Artık çocuklarımız Caferi inancıyla da tanışmış olacak. İnşallah gün geçtikçe daha iyi olacağını ümit ediyorum.
Tabi Ehli Sünnete verilen bazı haklardan faydalanamamamızın bir sebebi de bizim ortak bir çatı kuruluşa sahip olmamamızdan kaynaklanıyordu. Bu nedenle “Ahlibeyt Alimleri Derneği” adıyla ortak bir çatı kuruldu. Hem devletle müzakereleri yürütmek için, hem halkın sorunlarına eğilmek için iyi bir yapılanma olarak görüyorum.
Shafaqna Muhbiri: Camilerinizin durumu nasıl, maddi sıkıntılarınız oluyor mu, camilerin sorunları ne?
Zeynelabidin Solhan: camilerimiz 3 kısımdır. Birinci kısım camilerimiz geliri giderinden fazla olan camilerimiz. İkinci kısım camilerimiz gideri gelirinden çok olan camilerimizdir. Üçüncü kısım camilerimiz ise kendi ayağı üzerinde duran, geliri ile gideri denk olan camilerimizdir. Hedefimiz durumu iyi olan zengin camiyle, durumu iyi olmayan fakir camiyi kardeş yapmak. Bir koridor oluşturuyoruz. Durumu iyi olan olmayanlara yardım edecek, eksikliklerini tamamlayacak. Bu çalışmadan çok iyi sonuçlar da alık. Bir kısım camilere yardımcı olduk.
Camilerimizin statüsü konusunda da sıkıtılar var onların de yeni anayasayla çözülmesini bekliyoruz. Bu arada biz de çalışmalarımızı yapıyoruz.
Shafaqna muhabiri: Şii camileri hangi imkânlarla veya kimlerin katkılarıyla yapılıyor. Devletin veya Ehli Sünnetin yardımı oluyor mu?
Zeynelabidin Solhan: Sadece İstanbul’da yaklaşık 30 camimiz var. Bunlar genelde halkımızın fedakâr katkılarıyla yapılmaktadır. Ekmek paralarını, pazar paralarını veriyorlar. Devletin veya Ehli Sünnetin herhangi bir yardımı olmuyor. Sadece yerel yönetimlerin, belediyelerimizin katkıları oluyor. Genelde camilerimizin birçoğuna belediyelerimizin yardımı olmuştur. Buradan kendilerine teşekkürlerimizi de iletmek isterim.
Shafaqna Muhabiri: Türkiye’de dini işler nasıl yürütülmektedir? Şii alimlerin bu kurumlarla irtibatları nasıldır?
Zeynelabidin Solhan: Türkiye’de din hizmetlerini “Diyanet İşleri Başkanlığı” yürütür. Hanefi mezhebi üzerine kurulan bu kurum bakanlığa bağlıdır ve başında da başkan vardır. Her yıl genel bütçeden başkanlığa bütçe ayrılır. Diyanet işleri başkanlığı da ülkedeki Sunni hocaların maaşlarını verir sorunlarını ve dini hizmetlerini bu bütçeden karşılar.
Aynı vergiyi biz de vermemize rağmen, bu imkânların dışında tutuluruz. Diyanet ise ya bize bağlan ya kendi ayakların üzerinde dur diyor. Diyanete bağlı olmadığımızdan biz de kendi imkanlarımızla tük giderlerimizi karşılıyoruz. Yani ciddi bir adaletsizlik var. Camilerimiz “Dernekler Masasına” bağlı. Dernek üyeleri alimi getirir, geçimini üslenir ve caminin giderlerini halkın katkılarıyla karşılar. Camileri resmi olarak yaptıran da bu derneklerdir. Sözün özü devletin Şii camilerine hiçbir yardımı veya katkısı söz konusu değildir.
Shafaqna Muhabiri: Devletten talepleriniz oldu mu?
Zeynelabidin Solhan: Din hizmetleri için Diyanet’e büyük bütçe veriliyor. Tabi biz de bu ülkenin vatandaşları olarak bizden alına vergilerin Hanefi fıkhına hizmet olarak değil, kendimize geri dönmesini istiyoruz. Sıkıntılarımız sadece maddi boyutta değil. Mesela hac konusu ayrı bir sıkıntıdır. Bir kere hacca giden hocamıza, ikinci bir defa hacca gitmesine izin verilmiyor. Caferi halkın başında kendi fıkhına göre amelleri yerine getirmesi için hacca bir alim arkadaşı gönderemiyoruz. Eğitim konusu yerine getirilmeyen ayrı bir sorundur. Diğer bir sorun yurt dışındaki halkımıza hizmet veremiyor, hoca arkadaşları gönderemiyoruz.
Shafaqna Muhabiri: Camilerde verilen hizmetleri biraz anlatır mısınız?
Zeynelabidin Solhan: Camiler bizim sığınağımız, toplanma, kaynaşma yerimiz. İbadet yerimiz. Bu açıdan camilerin toplumsal konumları eşsizdir. Camilerimizde günlük namazlar ve Cuma namazlarının yanı sıra yaz tatillerinde Kuran ve ahlak dersleri verilmektedir. Hafta sonları fıkıh, akaid ve ahlak dersleri verilmektedir. Camilerimizin yanında yayınevlerimiz, vakıf ve derneklerimiz, müesseselerimiz vardır.
Shafaqna Muhabiri: Son dönemlerde bildiğiniz gibi Türkiye ile bazı ülkeler arasında Suriye ile başlayan ciddi bir gerilim var, şu anki hükümetin dış siyasetini nasıl görüyorsunuz.
Zeynelabidin Solhan: Türkiye’deki son demokratik açılımlar ve özgürlükler hepimizin halk olarak arzuladığı bir şeydi. Tabi bizim öyle nutuk atıldığı gibi bir asırlık demokrasi tecrübemiz yok. Daha düne kadar askeri vesayetle yönetiliyorduk. Daha 12 Eylül, 28 Şubatın hesabını yeri sormaya başladık. Arap ülkelerine 1-2 yıldır verecek bir şeylerimiz oluştu. Biz, seçimle iş başına gelen Başbakan’ımızı asmış bir demokrasiye sahiptik.
Son dönemde Türkiye’de oluşan olumlu havaya biz de destek verdik. Caferi toplumu AK partiye ciddi ve samimi bir destek verdi. Faka son bir yıldır gelişe olaylar ve AK Partinin tutumu hepimizi şaşkına çevirmiş durumda. Bu son olayları özellikle bu hükümetten beklemezdik. Başkası yapsa belki anlayabilirdik, fakat bu hükümetin bu tutumuna bir anlam veremiyoruz.
Yaşım 46 birçok Başbakan ve Cumhurbaşkanı gördüm. Bazen komşu ülkelerle sıkıntı da yaşadık, fakat bu son tutumu hiçbir dönemde görmedim. Buda bizi tedirgin ediyor tabi. Ayrıca Şiilerin içindeki AK Parti sempatizanlarının da elini çok zayıflattı. Çok arzuladığımız ve hiçbir hükümetin başaramadığı komşularla sıfır sorun politikası başarılıyor gibi görünüyordu. Faka artık komşularla “sırf sorun” yaşar duruma geldik. İran, Irak, Suriye, Lübnan, Rusya hepsiyle sırf sorunlu olduk. Ermenistan ve Yunanistan vs. devletleri saymıyorum. Dost olarak sadece Barzani’nin kalması çok üzücü.
Shafaqna Muhabiri: Sizce bu sürece nasıl geldik?
Zeynelabidin Solhan: Sanki bir oyuna geldik ve geri dönüşü de zor bir yoldayız. Çok ciddi yanlış ve taraflı haberler geliyor diye inanıyoruz. Suriye’yle büyük bir sınırımız olduğu halde şu ana kadar ciddi bir sınır ihlali olmadı. Oysa biz defalarca emniyet sorunu ileri sürerek Irak’ın içlerine girdik. Uçaklarımız şu anda oraları bombalıyor. Biz güçlüyüz yaparız siz zayıfsınız yapamazsınız gibi bir görünüm çıkıyor ve bu Türkiye’ye yakışmıyor. Bu olsa olsa İsrail’e ve Amerika’ya yakışır. Öte taraftan İsrail 9 vatandaşımızı uluslar arası sularda acımasızca öldürdü onu savaş sebebi saymadık, Suriye’den sınırdan geçen teröristlere atılan kurşunlardan biri sınırımıza düşmüş diye savaş nedeni sayıyoruz. Bunlar inandırıcı gelmiyor. Bazen Pakistan ve Hindistan’da sınırda iki tarafın ordusunda birbirini öldüren oluyor ama savaş nedeni sayılmıyor. Ama biz savaşa hevesli gibi bir görünüm çiziyoruz.
Shafaqna Muhabiri: Türkiye’deki Alevi vatandaşları ne düşünüyor.
Zeynelabidin Solahan: Onların da rahatsız olduklarını demeçlerinden, konuşmalarından, ikili muhabbetlerimizden anlıyoruz. Zaten son dönemde Alevilerle çok samimi ve içten bir irtibatımız var. Ehlibeyt sevgisinin derin kökleri hem onları hem bizleri bir merkezde topluyor. Bizim mektebimiz kim olursa olsun aşırı ve radikal tutumlara hep karşı olmuştur. Elbette sadece Caferi, Alevi değil Ehli Sünnetin büyük bir kısmı da hükümetin son tutumundan razı değiller ve ciddi kaygıları var.
Shafaqna Muhabiri: Suriye olaylarıyla başlayan gerginlikten sonra Şiilere karşı tutumlar sertleşti mi?
Zeynelabidin Solhan: Dışarıda görünen bir şey yok, fakat korkunç bir karlama kampanyası yürütülüyor. Muhafazakar medya, bu muhafazakarlığın bir parçası olan bizlere yakın olması gerekirken, sanki Amerika ve Siyonistlerin safında duruyor görünümü çiziyor. On dört asırlık kirli çamaşırları bile ortaya dökmekten çekinmeyen yazarlar çizerler türedi. Türkiye’nin tutumu sadece civar ülkelerde değil kendi içinde de insanları radikalleştiriyor. Fakat bizim mektep Habil mektebidir. Kardeşine ne demişti “Eğer sen beni öldürsen de ben sana el kaldırmam” onlar bizi karalasa hatta öldürse dahi elimiz kalkmaz. Ehlibeyt mektebinin özelliği bu. Biz Habil olmaya karar verdik. Elbette sağduyulu insanlarımız çoktur. Türkiye’de buna izin vermeyeceklerdir.
Shafaqna Muhabiri: Son Şii hilali sözlerinden sonra, Ürdün kralı Abdullah “Şiiler kendi ülkelerinden çok İran’a bağlılar” dedi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Zeynelabidin Solhan: Kesinlikle bu söz kasıtlı ve siyasidir. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Biz on yıl İran’da yaşadık ama hep ülkemize döneceğimiz günün özlemiyle yaşadık. Diğer ülkelerde yaşayan birçok Şii arkadaşım var şimdiye kadar İran’ı kendi ülkesinden çok seven tek bir şahısa rastlamadım.
Fakat inanç konusu başka bir şeydir. Amerika Başbakanı da başka bir ülkeye gittiğinde inancı gereği oranın dini liderine veya Papaya saygı duyar. Dini liderlere olan saygı ve bağlılık her toplumun özünde vardır ve dini liderler manevi önderlerdir. Bizim de dini otoritelerimiz başka ülkelerde İran’da, Irak’ta olabilir. Bunun, bir insanın kendi ülkesini sevme derecesiyle kesinlikle bir ilgisi olamaz. Kâbe Suudi Arabistan’da olabilir, Kâbe’ye olan derin sevgimiz kendi ülkemizi az sevdiğim, Suudi Arabistan’ı çok sevdiğimiz anlamına gelmez.
Zaten sevgi üzerine kurulan Ehlibeyt mektebinin özünden kaynaklanan bir nimet ve güzellik olacak ki Şiilerin yaşadıkları ülkelerde yüzlerini kızartacak hareketleri, ülkelerine ihanetleri, terörist eylemleri asla olmamıştır. Türkiye’de terörün en şiddetli olduğu zamanlarda herkesten silah toplanırken ve ağır cezalar verilirken, devletin kendisi Şiilere silah veriyordu. Sizde