21 Haziran 2012 - 19:30

Bismillah Bu konuyu seçmekle ne Şeriati’yi savunmayı ne de eleştirmeyi amaçlıyoruz. Dini düşünceye ne kadar hizmet edip etmediği veya darbe vurup vurmadığını sorgulamak niyetinde değiliz.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Asıl hedefimiz toplumumuzda dinamiklerin oluşmasında örnek ve ders alınması gereken dini otoritelerin kimler olduğunu açıklamaya çalışmaktır.

Dr. Ali Şeriati gibilerin sadece İran toplumu için değil diğer toplumlarda da kültürel, toplumsal, siyasal alanlardaki etkisi inkar edilemez bir gerçektir. Dolayısıyla dini otoritelerin dilinden bu gibi şahsiyetleri tanımak ve toplumumuza fayda sağlayacak sağlam bilgiler sunmak gerektiğini düşünüyoruz..

Şeriati’yi savunmak adına ulemaya saldırmak ve İslamı savunmak adına Şeriati gibilerini suçlayarak aydın kesimi dışlamak en büyük tehlike ve hastalıktır.

Aydın İslam anlayışının genç neslin diliyle beyan edilmesi adına Ali Şeriati bir düşünce tarzının somutlaşmış halidir. Dr.Şeriati dini düşüncenin beyanında otorite değil, dini düşüncenin beyanında mükemmel bir dil, beyan ve zamanın şartlarına uygun yeni metoda sahip olan bir sosyologdur.

Şeriati üzerine konuşulunca onun fikirleri ve Şeriati’yi Şeriati yapan etkenler konuşulmalıdır. Aydın bir kişinin dine bakışı, dini beyanı, dine yaklaşımı ve toplumun sorunlarına yaklaşımı gibi konular tartışmaların odak noktası olmalıdır.

Şeriati konuşulurken, düşünceleri değerlendirilirken dini düşüncemizde reform etmemiz gerekiyor mu? İslami anlayışımızda yenilik yapmamız gerekiyor mu? Yeni ve muterakki bir İslam düşünce tarzına sahip olmamız gerekiyor mu? vb gibi konuların gündeme alınması gerekir.

Türkiye’de Şeriati karşıtı ve Şeriati savunucusu iki farklı eğilimin oluşmasının sosyolojik sebepleri nelerdir acaba?

Keyhan gazetesinin İslam İnkılabi Rehberi Ayetullah Uzma Hamenei’nin, Dr. Şeriati’nin vefat yıldönümü münasebetiyle yaptığı söyleşinin ilk bölümünü toplumumuza faydalı olur kanaatiyle sunuyoruz.

Keyhan: Şeriati ile olan yakın arkadaşlığınız ve ona yakın aşınalığınızdan dolayı Şeriati’nin şahsiyeti ve kişiliğini bize tanıtır mısınız?

İmam Hamanei: “ Ben birçoklarının düşüncesinin tersine merhum Şeriati’nin mazlum olduğunu düşünüyorum; bu mazlumiyeti hem sevenleri, hem de muhalifleri tarafından oluşturulmuştur. Zamanın cilvelerinden veya Dr. Şeriati’nın cilvelerinden olacak ki, sanki sevenleri ve sevmeyenleri el ele vererek bu dertli ve coşku dolu insanın tanınmamasını meçhul kalmasını istemişlerdir. Bu ona yapılmış bir zulümdür. Şeriati’nin muhaliflerinin onun hatalarını gündemde tutmaları onun müsbet yönlerini görmemelerine sebep olmuştur. Şüphesiz Şeriati’nin hataları olmuştur ve bu hataların küçük olduğunu da söylemek istemiyorum. 

Ama iddia ediyorum ki, Şeriati’de gördüğümüz hataların yanısıra hakkında söyleyeceğimiz şudur ki, Şeriati güzellik ve özellikleri de olan biriydi. Öyleyse hatalarının yanında bunu görmemek ona yapılmış zulümdür. Hiç unutmuyorum, inkılab öncesi mücadele döneminde Şeriati aleyhinde söylentilerin yoğun olduğu bir zamanda İmam Humyeni Necef’teydi. İmam herhangi bir isim vermeden Şeriati’nin durumu ve muhalifleri hakkında buyurduğu şu sözler ihtilaf ateşinin söndürülmesinde tesirli olmuştu: “ Bir şahısı, kitaplarında bulunan bir kaç hatadan dolayı bu şekilde linç etmek sahih değildir”. İmam’ın bu sözü sadece Şeriati hakkında değil herkes hakkında dikkat edilmesi gereken bir husustur. Şeriati, tevhid, nübuvvet gibi usuli meselelerin bazılarında ve İslami düşüncenin temel esaslarında hatalar yapmış olabilir ama bu Şeriati’yi tamamen olumsuz bir kişi olarak tanımamıza sebep olmamalıdır. Şeriati’nin birçok güzellikleri de vardır, bunları burda saymaya fırsatımız yok. Muhalifler açısından böyle.

Ama Şeriati’yi sevenlerin ona yaptıkları zulüm muhaliflerin yaptıklarından daha az değildir, hatta daha şiddetli ve daha ezicidir. Onu sevenler, Şeriati’nin müsbet yönlerini dile getirip meziyyetlerini söylemeleri gerekirken tam aksine muhaliflerin karşısında saf bağlamış, Şeriati hakkındaki açıklamalarıyla onu mutlak bir varlık olarak göstermeye çalışıyorlardı, hatta onun en küçük bir hatasını dahi kabul etmiyorlardı. Onlardan bazıları ulema, ilkeli mütefekkir ve İslam filozoflar ile düşmanlıklarını, Şeriati’yi savunma ve onu himaye etme maskesi altında sürdürüyorlardı. Gerçekte ise ruhaniyeti, İslam felsefesini ve ilkesel düşünce mütefekkirlerini vurmak için Şeriati’yi kendilerine siper ediniyorlardı. Onların tavırları muhaliflerin Şeriati’ye karşı muhalefetlerini daha bir şiddetlendiriyordu. Ben bugün Şeriyati’yi savunan ve onun adına konuşanların Şeriati’yi daha da inzivaya sürüklediğini görmekteyim. Şeriyati’nin daha çok inzivaya sevkedilmesine yardım etmektedirler.

Henüz unutmuş değiliz, kendisini Şeriati’nin takipçisi olarak tanıtan “Furkan” adındaki bir avuç katil ve teröriste sormak gerekir acaba Şeriati, Üstad Mutahhari’nin şehid edilmesi taraftarı mıydı? Şeriati kendisini devamlı Şehid Mutaharri’nin dostlarından hatta onun müridi olarak tanıtırdı, bunu bizatihi onun kendisinden duydum.

Bu gibi Şeriati havarilerini onun başından uzaklaştırmak mümkün değil. Ben inanıyorum ki, Şeriati’nin çehresi bu muhalifler ve muvafıklar arasında mazlum kalmıştır. Onunla olan dostluğum ve derin kardeşliğimden dolayı eğer bu zulmü yok etme doğrultusunda elimden birşey gelirse kesinlikle bundan kaçınmam.”

Keyhan: Önemli şahsiyetler uzakta bulundukları veya ölümlerinden sonra genellikle efsaneleştirilir ve haklarında mübalağa edilir sizce Şeriati hakkında da bu kural geçerli midir?

İmam Hamanei: “Evet! Ben kabul ediyorum Şeriati’nin kişiliği hakkında da mübalağa ve efsanevi sözler söylenmiştir, bunun yanısıra şahsiyetinin tanınmayan yönleri de vardır. Şeriati’yi büyük bir filozof, büyük bir düşünür ve modern İslam düşüncesinin kurucusu olarak tanıtabilirler ama bunun abartı ve efsaneleştirmek olduğunu biliyoruz, bu gibi tabirler Şeriati hakkında doğru değildir.

Bunun karşısında Şeriati İslam’ın hakimiyeti için mücadele eden coşku dolu bir insandı. Şeriati, İslam’ın sadece teorik olarak tebliğ edilmesinden, İslam’ın toplumsal yapılanmayı sağlayan bir hukuk sistemi olarak görülmemesinden ve bir ideoloji olarak tanıtılmamasından büyük üzüntü duyanlardan biriydi. İslam’ın insanın hayatını yapılandıran bir tefekkür olduğunu, toplumsal bir düzene sahip, yaşama yönveren bir ideoloji olduğunu tanıtmak için çaba harcardı. Şeriati’nin şahsiyetinin bu yönü gerektiği gibi tanınmadı. Onun bu yönü üzerinde hiç durulmadı. Gördüğünüz gibi insanların bazıları tarafından mübalağa edilip efsaneleştirilmeye çalışılırken diğer taraftan şahsiyetinin bazı yönleri tanınmamış ve karanlıkta bırakılmıştır.”

Rehber’in beyanlarından alınacak derslere dikkat etmek gerekir;

- Bir insanı tanırken onun olumlu görüşlerinin yanısıra hatalarını da kabullenip ona göre değerlendirmek gerekir.

- Bir düşünürü, İslam’a hizmet etmiş bir aydını tanıtırken mübalağa ve ifrat ederek efsaneleştirmemek gerekir.

- Toplumda etkin ve nesilleri yönlendiren birisini tanıtırken kendi görüşümüze uyduğu için değil, hak ile bağdaştığı için kabul etmemiz gerekir

- Hatalarından dolayı bir insanı tamamen karalamak ve düşman göstermek İslami ilkelere ters düşer ve bu zulümdür, taassub ve bağnazlıktır.

Keyhan: Şeriati’nin ilkleri beyan etmesinde fonksiyonu neydi? Acaba onu Muhammed İkbal veya Seyyid Cemaleddin Esadabadi ile mukayese edebilirmiyiz?

Rehber:.............

2. bölümde devam edecek...

Abdullah Özgür