28 Haziran 2012 - 15:14

Allah'ın adıyla Suriye-Türkiye arasında uzun süredir süren gerginliği zirveye taşıyan son uçak hadisesi aslında iki ülke arasında özellikle de ABD tarafından bölgede kırılması istenilen son fay hattını da kırmış durumda. Savaş alarmına geçmiş Suriye bunu bir tehdit olarak algıladıklarını ve askeri bir refleks/müdahale olduğunu açıklayıp kendini savunurken, acaba Türkiye hangi akla hizmet ederek zaten aylardır müdahale tehdididinde bulunduğu bir ülkeye elini kolunu sallayarak savaş uçağına tatbikat yaptırmıştır? Üstelik Türkiye'nin kendi savaş uçağına tatbikat yaptırdığı ülke, muhaliflerini desteklediği üstelik CIA'nin kendi topraklarını kullanarak muhaliflerini askeri ve lojistik olarak desteklediği bir ülke! Bu hangi değerler sistemine hizmet eden ne ucube bir dış politikadır? Nasıl bir güvenlik anlayışıdır? Nasıl bir hesaplama ve zamanlamadır?

1 yıldır savaşın eşiğinde olduğumuz Suriye semalarına hiçbir önlem almadan ve karşı tarafa da bunu günler öncesinden bildirmeden F-4 savaş uçağı göndermemiz mi kasıt içeriyor, yoksa zaten ilişkilemizde kırmızı alarm süreci yaşadığımız Suriye’nin semasında izinsiz olarak ve üstelik bir savaş uçağı ile tur atmamızı Suriye’nin tehdit olarak algılaması ve zaten iç savaş içinde kıvranan her ülkenin yapacağı gibi savunma alarmına geçip uçağımızı düşürmesi mi kasıt içeriyor?

Halbuki Suriye tarafı bunun bir savunma amaçlı tutum olarak algılanması gerektiğini ve hiçbir kasıt olmadığını resmi olarak açıklamasına rağmen, Türkiye bunu duymamazlıktan gelerek günlerdir savaş davullarını çalmaya devam ediyor. Suriye Dışişleri Sözcüsü Makdisi, olayın hemen ardından basın açıklamasında: Türkiye ile dost kalmak istediklerini yenilemiş ve Türkiye’nin Suriye hava sahasında bir savaş gemisiyle uçuş yaptığı için savunma amaçlı refleks olarak karşılık verdiklerini ifade etmiş ve hiçbir kasıt ve ard niyet aranmaması gerektiğini talep etmişti.

Diğer yandan Türkiye, “Yaklaşırsan vururum” politikasını nedense Mavi Marmara gibi açık bir hodri meydan katliamında bile İsrail katiline uygulayamamış ve tipik 3. dünya ülkesi acziyetini bu olayda da ispat etmiştir. Türkiye siyasilerinin son günlerde tansiyonlu açıklamaları, halkın milleyetçi duygularını galeyana getirmekten başka hiçbir fayda sağlamayacaktır. Halbuki yaşanılan bu hassas dönemde siyasilere düşen en önemli görev ülke içinde yükselen tansiyonlara balans ayarını yapmak ve durum ne kadar vahim olursa olsun bunu halka yansıtmamaktır. Ama her nedense bunu bizim yerimize şimdilik İran ve Rusya yapmakta ve her iki tarafı da sağduyulu olmaya davet etmektedir.

Diğer yandan ABD ganimet bulmuşcasına Türkiye’yi kışkırtan beyanatlar vermekten kaçınmamakta ısrarcı tutumlar göstermektedir. Suriyenin Türk uçağını kasıtlı düşürdüğünü ve oldukça küstah olduğunu açıklamış ve askeri olarak hazırlanması durumunda Türkiye’ye yardım edeceklerini deklare etmiştir. Elbetteki bu son durum, ABD için kaçırılmaması gereken fevkalade bir fırsattır. Bu fırsatı Türkiye Amerika'ya planlı ya da spontane olarak sunmuştur tartışmaları bir yana, Amerika'nın savaş tellallığının yükselen dozu vahim bir durumdur. Zira Amerika, II. Körfez savaşından sonra artık sıcak savaşa kendisi girmek yerine rahatsız olduğu herhangi bir ülkeye karşılık yürüteceği herhangi bir savaşı daha az masraf ve daha temiz ellerle gerçekleştirmek için gönüllü lejyon ülkelerle bunu halletme yoluna gitmektedir. Körfez ülkeleri paralarıyla, Türkiye ise zavallı gözü bağlı askerleriyle Amerika’nın bu isteğine canı gönülden karşılık vermek için sabırsız davranan fedai Müslüman ülkelerin başında gelmektedir.

İsrail’in uluslararası sularda saldırdığı Müslüman gemisi Mavim Marmara'da işlediği katliama Türkiye kısık sesle yanıt vermiş ve 2 yıl geçmesine rağmen bu apaçık işlenen suçun arkasından gitmemiş ve bir arpa boyu yol katedemeyerek şehitlerin kanlarını yerde bırakmıştır. Elbetteki Mavi Marmara katliamının bu boyutta kalmasını Amerika öyle istemiştir, Suriye’nin de ileri boyutlara taşınmasını yine elbette Amerika istediği için ileri boyutlara taşınacaktır.

Mavi Marmara olayında nasıl bir karar alacağını bilmesine rağmen İsrail’in en az zararla çıkması için Türkiye topu BM ye atarak büyük bir vebalden Amerika karşısında kurtulmuştu. BM de elbetteki hazırladığı raporla apaçık işlenen katlimı örtbas ederek İsrail’i nispeten mazur görmüştü. Ancak, özellikle de Türkiye ile savaş alarmına geçmiş Suriye’nin semalarında savaş uçağı uçuran Türk uçağını Suriye’nin düşürmesini ise BM kasıtlı bulmuş ve Suriye’yi kınamıştır! Danışıklı dönüşüklü işlenen bu uluslar arası rezaletin bir parçası olan Türkiye’nin bu tutumunu akli selim olan hiçbir kimsenin özellikle de İslami endişeler taşıyan hiçbir Müslümanın hazmetmesi mümkün değildir.

Diğer yandan Rusya’nın ortaya attığı iddaalar ise daha bir vahim ve oldukça düşündürücüdür. NATO ve Amerika’nın Türkiye uçaklarıyla Suriye savunma sistemini kontrol etmek istediklerini açıklayan Rusya’ya sert bir dille tepki veren sayın başbakanımız, “Moskova’nın Suriye diliyle konuştuğunu” açıklamış. İddianın doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılır ancak acaba Türkiye yıllardır hangi dille konuşuyor bu artık tarşılmaz bir boyutta değil midir? Acaba Türkiye, Kur'ani öğretileri dikkate alarak mı, yoksa uluslar arası politikada ülke çıkarını en üst seviyede tutmak için çaba göstererek mi hareket etmektedir? Her iki durumu da asla gözetecek feraset ve bilgiye sahip olmayan hükümetin er ya da geç ulaşacağı vahim son, acaba Türkiye'nin zavallığının ve çaresizliğinin neticesi olan beşeri/ferdi bir kaderi mi olacaktır, yoksa kasıtlı bir şekilde ülkeyi ve bölgesel İslami hakimiyeti İslam düşmanlarına peşkeş çekmek için bilinçli olarak işlediği beşeri bir suç ve İslami bir cinayet olarak tarihe kara bir leke olarak mı geçecektir?

Bölgesel barış odaklı değil de Amerika tarafından düşmanca tavırlara gönüllü ev sahipliği yapmayı isteyen Türkiye’nin son 2 yıldır artırdığı savaş odaklı tutumu Ortadoğunun güvenliğini tehdit etmesinden önce kendi ülke güvenliğimizin ve çıkarlarımızın da altına dinamit döşemektedir. Gemilerin yakıldığı Suriye’de kaybedilecek artık hiçbirşey kalmamıştır, ama Türkiye’nin kaybedeceği çok şey vardır. Irak savaşından sonra Amerika'nın gözü dönmüş köpekler gibi beklediği ve bölgede alevlenmesini istediği olası bir savaştan sonra Türkiye aynen İsrail gibi bölgede tehdit olarak algılanan ve tutarsız ve kritersiz politikalarından ötürü bölge ülkeler tarafından hep şüphe ile değerlendirilen yanlızlığa mahkum edilmiş bir ülke olarak yoluna devam edecektir. Bu yanlızlığında ise, ne kaypak zemin üzerine kurulu Körfez Arap ülkelerinin sahte dostlukları ona amaçladığı maddi imkanları sunacaktır, ne de Amerika'nın vaadettiği bölge hakimiyeti onu ihya edecektir.

KAYNAKLAR:

http://www4.almanar.com.lb/adetails.php?eid=260319&frid=21&seccatid=23&cid=21&fromval=1

http://www.addustour.com/ViewTopic.aspx?ac=%5CArabicAndInter%5C2012%5C06%5CArabicAndInter_issue1714_day27_id423028.htm

http://www.aljazeera.net/news/pages/6bde1241-c58f-4267-a982-48351d659e52?GoogleStatID=1

Betül Hanzala

rasthaber