Sayın Başbakan Receb Tayyib Erdoğan!
''Arap Uyanışı ve Orta Doğu'da Barış: Müslüman ve Hristiyan Perspektifler''konulu konferansta yapmış olduğunuz konuşmada dikkatle üzerinde durulması gereken bazı noktalar olduğunu düşünüyor ve müsadenizle değerli müslüman halkımızın gerçekleri öğrenmesine yardımcı olmak istiyoruz.
Sayın Başbakan! Malum konferansta değindiğiniz konulara kimsenin itiraz etmemesi sizin doğru söylediğiniz anlamına gelmez. Sahip olduğunuz makam ve son sıralarda itiraz edenlere karşı takındığınız tavırlardan dolayı bazıları korktukları için, bazıları gerek görmedikleri için, bazıları ise söylediğiniz sözlerin önemini idrak edemediklerinden dolayı cevap vermemişlerdir.
Düşünce ve beyan özgürlüğünün olduğuna inanılan laik, demokrat Türkiye Cumhuriyeti kanunları gereği bu hakkımı kullanarak yanlış ve tahrif edilerek beyan edilen bazı konulara cevap vermek istiyorum.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, uluslararası siyonizm ve müttefikleri düştüğü çıkmazdan, battığı bataklıktan, girftar olduğu girdaptan kurtulmak için çıkış yolu aramaktadır. Ve sarıldığı her müttefik ve dostunu da kendisi ile beraber bu çıkılmaz durumun içine çekmektedir. Dinler arası diyalog da bu bataklıktan kurtulma reçetelerinden biridir. Toplantıya katılanların kimliğine bakıldığında insanın hayretler içinde kalmaması işten değildir.
Bizim asıl değinmek istediğimiz konular Şiilere yönelik saldırınız ve tarihi gerçekleri saptırma gayretiniz etrafındadır. Diyorsunuz ki;
1-“Hz Ömer efendimiz ve Ali efendimiz arasında herhangi bir sıkıntı yoktu. Aynı idealler için mücadele verdiler. Bugünkü yaklaşım niye böyle, bunun üzerinde durmak lazım”
Bu sözünüzü bir bilim adamı, bir din adamı söylemiş olsaydı onun ile ilmi bir münazaraya girilir ve tarihi gerçekler ortaya koyularak halkın aydınlanması sağlanırdı. Maalesef bu sözler siyasetin en başında bulunan sizin tarafınızdan kullanıldığı için ilmi ve dini özelliğini kaybeder ve siyasi manevra, dini siyasete alet etmek olarak algılanır. Özellikle de dinin siyasetten ayrı olduğunu savunan laik bir sistemde dini konulara değinip tarihi olayları iç ve dış siyasete malzeme olarak kullanmak anayasa ile bağdaşmamaktadır.
Bugünkü yaklaşım niye böyle...derken neyi kastediyorsunuz? Tarihi gerçeklerin konuşularak ortaya çıkmasından neden rahatsız oluyorsunuz? Tarihi gerçeklerin tarihin sayfalarında kalması veya tahrif edilerek insanlara sunulması en büyük ihanet değil midir?
Tabi ki bu sözlerinizde “halifelerin haklılığı” veya “halifelerin birlikteliği” “ tarihte müslümanların vahdeti” asıl değinilmek istenen konu değildir kuşkusuz. Bu sözlerle ulaştırılmak istenen mesaj herhalde şudur: Şimdi iktidarda olan biziz, bize neden itaat edilmiyor? Neden ayrımcılık yapılıyor? Neden bizim ideallerimiz için mücadele verilmiyor? Niçin bölgesel siyasetlerimiz desteklenmiyor? Bize yaklaşım neden böyle? Ve... Sitemde bulunuyorken kendinizi hak ihveri olarak görüyor, başkalarını da size itaate etmediği, planlarınızı onaylamadığı için Hz. Ali’ye uymamakla suçluyorsunuz.
Sayın Başbakan ! Şimdilik iktidarda bulunan sizsiniz, yarın kim olacak onu Allah bilir. Şu nokta iyi bilinmelidir ki, ne siz ebedisiniz, ne de hükümetiniz ebedi kalacaktır. Ortaya koyduğunuz idealleriniz ilahi değil, hedefiniz Rahmani değil, derdiniz İslam değil, dolayısıyla ilahi evrensel değerleri savunanların dünyadaki gelişmelere yaklaşımı da sizin istediğiniz şekilde olmayacaktır.
2-“Kerbela hadisesi üzerinden bölünmek, bu bölünmenin ardından da yeni ve çok fazla Kerbela hadisesi üretmek inanın en başta Hz. Hüseyin ve Ehlibeyt'in ruhunu muazzep etmektedir.”
Sayın Başbakan !
Bu sözlerinizle Kerbela kıyamının derin boyutlarını tanımadığınız açıkça anlaşılıyor. Keşke Kerbela kıyamını kaynağından öğrenip bu eşsiz kıyamın asıl mesajını almış olsaydınız. Aşura merasimine katılmak veya Yezid’e lanet okumakla Kerbela kıyamı anlaşılmış sayılmaz. Kerbela kıyamının en önemli özelliği ve evrensel mesajı safların ayrışması, belirginleşmesi ve şeffaflaşmasıdır zaten; her zaman diliminde Hüseyniler ile Yezidilerin saflarının belli olması Aşura’nın temel mesajlarındandır. Siz buna bölünme mi diyorsunuz?
Kerbela vakıasını tarihi bir olaydan ibaret görüp yanından duyarsızca geçmek, unutturulmak istenmesine karşı “gündeme getirilip safların ayrıştırılması gerektiğini söylemenin” bölücülük olarak adlandırılması, Kerbela kıyamını tarihe gömmeyi ve tahrif etmeyi irade etmektir.
Kerbela kıyamı tektir, eşsizdir ve tek kalacaktır. Aşura’dan sonraki bütün kıyamlar ve zulme başkaldırılar ancak Kerbela’dan ilham almak olarak algılanabilir, ona benzetilemez.
“Kerbela hadisesini yeniden üretmek” ise sadece Emevi zihniyetini yaşatmak ve Emevi diktatörlerinin yolunu takip etmek ile gerçekleşir. Kimsenin burnu kanamasın diye Yezid'lerle beraber olmak, Yezidi zihniyet karşısında susmak, onlara musamaha göstermek Allah’ı razı eder mi sanıyorsunuz?
Sayın Erdoğan! Sizin Emevi ve Abbasi saltanatlarına bakış açınızı çok merak ediyorum; sizin Emevi ve Abbasi saltanatlarına sevgi beslediğiniz söyleniyor. Ali sevgisiyle Ali düşmanlarının sevgisi bir kalpte barınamaz, aynı kalpte yer edemez.
Emevi hedeflere Abbasi taktikler ve Osmanlı gücüyle ulaşmayı irade ettiğinizi görüyoruz. Bilinmelidir ki, hedef ilahi ise gidilen yol da ilahi olmalıdır. Zalime zalim denilmediği, taağut taağut olarak görülmediği müddetçe iman kalbe girmiş sayılmaz. Muaviye oğlu Yezid’e zalim demek hüner değildir, zamanın Yezidilerini tespit edip yüzüne zalim demek, zamanın Hüseyni’lerinin yanında yerini almak hünerdir.
Hz.Hüseyin, müslümanların siyonistlerle beraber hareket etmesinden, kafirlerle ittifak kurmalarından, zalimlerle birlikte olmaktan muazzap olur. Daha da açıkça arz edelim Hz. Hüseyin Siyonist İsrail, emperyal gücün başı ABD ve sömürü sisteminin kurucu ve koruyucularıyla dost ve işbirliği içinde olmaktan muazzap olur.
3-"1332 yıl önce Kerbela’da yaşanan neyse, açık söylüyorum bu gün Suriye’de yaşanan da odur."
Sayın Başbakan! Baas rejimini hiç bir Şii müslüman onaylamaz ve hak bir rejim olduğunu iddia edemez ama Kuran-ı Kerim, anayasası ilahi olmayan hiç bir beşeri sistemi onaylamaz; ne laikliği, ne demokrasiyi, ne diktatörlüğü, ne krallığı, ne de padişahlığı. Dikatatör olan, halkının inanç ve değerlerine sırt çeviren sadece Baas rejimi değildir ki.
Evet, Kerbela’da yaşananların aynısı Suriye de yaşanıyor ama siz tarihi tersinden okuyor ve tarafları karıştırıyorsunuz; Kerbela’da İmam Hüseyin’i şehid etmeye gelenler, Allah rızasını kazanmak, müslümanların halifesine baş kaldıran –haşa- isyancıyı(!) öldürmek, güya İslam dinini korumak için gelmişlerdi. Suriye'de ise El-Kaide, Taliban ve Vahabiler de aynı zihniyetle Suriye rejimine karşı savaş açmışlardır; “alevileri/nusayriler kafirdir, öldüreceğiz”, “sünnilere zülm ediliyor”, “İran/Irak Şiileri müşriktir ve Alevilere/Nusayrilere destek veriyor” ve “bunlar kafirdir bunlara karşı cihad edilmelidir” sloganlarıyla Suriye’de insanları vahşice doğruyor, katlediyorlar. Ve siz bunlara destek sağlamaktasınız. Suriye’de olup bitenlerin Kerbela olayına benzeyen en belirgin yanı da hakikatlerin aynen ondört asır önceki gibi tersyüz edilmesidir ve siz beyanatlarınızla bu sürece katkıda bulunmakta değil misiniz?
“Suriye’deki zulme mezhepsel taassupla sessiz kalmak anlaşılabilir değildir”, diyorsunuz. Evet! Doğrudur. Her kim Suriye’de çıkarılan iç savaşa mezhebi taassupla yaklaşıyorsa hata ediyordur. Ancak, maalesef dünyanın çeşitli yerlerinden terör şebekelerini Suriye’ye akın etmeye sevketme planı Suriye’deki rejimi mezhebi bir grup olarak tanıtma propagandasıyla başlamadı mı? Bir yandan mezhepçilik yapmayalım derken öte yandan mevcut rejimi değiştireceğim diye mezhebi taassupları tahrik ederek masum insanları katlettirmek büyük bir çelişkideğil midir?!
Sayın Başbakan! Suriye üzerindeki hassasiyetiniz insani ve İslami duyarlılıktan dolayı ise, aynı cinayetler Bahreyn’de işleniyor neden Bahreyn halkına destek vermiyor sunuz? Mukkaddes mekanları işgali altında bulunduran Suudi/Vahabi diktatörlüğü bir asırdan beri ayaktadır, ona karşı neden sessiz kalıyorsunuz? Siyonistler 60 yıldır Filistinlileri katlediyorken oraya neden mudahale etmediğiniz gibi Filistin meselesini diplomatik yollarla masada çözmek bahanesiyle bir milleti yarım asırdır oyalayan emperyalist planlara niçin katkıda bulunuyorsunuz? Filistin’in mazlum halkını katliama uğratıp yurtlarından çıkaran Siyonist çeteleri resmiyette tanıyan ilk İslam ülkesinin Türkiye olduğu ortadayken bu lekeyi temizlemek için şimdiye kadar hangi girişimde bulundunuz?
Şimdi soruyoruz; İmam Hüseyin’in takipçileri olan Şiiler/Aleviler mi, yoksa İmam Hüseyin’in takipçileri olmaya azimli Şiileri/Alevileri katleden muhalifler ordusu mu Yezid’in safını oluşturuyor?
4- Kuzey Afrika’da ve Ortadoğu’daki“İslami uyanışı” Arap baharı olarak tanıtıp sadece bir halk ayaklanması olarak lanse etme çabalarına gelince;
Sayın Başbakan! Yapılan toplantıya “Arap Uyanışı ve Ortadoğu'da Barış: Müslüman ve Hıristiyan Perspektifler” adını vermişsiniz.
Humanist bir yaklaşım sergileyerek batı kültürüne ve propagandasına ne kadar yatkın olduğunuzu göstermiyor musunuz? Tarihte İslami kıyamların dışında hangi halk ayaklanması “Cuma günleri” yapılmıştır, hangi halk ayaklanması “Allah-u Ekber” sloganlarıyla başlatılmıştır?
Bir kıyam “Allahu Ekber” şiarlarıyla başlar ve Cuma günü Cuma namazlarından sonra yapılıyorsa bu bir İslami kıyamdır, İslami uyanıştır. Bunu değiştirip “Arap baharı” gibi göstermek uluslararası siyonizmin planıdır. Batı emperyal gücünün, İslami uyanışı saptırmak ve bu uyanışları halkın demokratik talepleri olarak lanse etmesi onların yeni bir oyunudur. Özgürlük, bağımsızlık, anti emperyalist ve her türlü taağuti sisteme baş kaldırı yüce İslam’ın özünde varken müslüman halkların uyanış hareketlerini ulusal ve bölgesel hareketler olarak adlandırmak bir ezikliğin ve aşağılık kompleksinin ürünü değil midir?
Ortadoğu’yu kana bulayan ve BOP projesinin mimarları “siyonist hristiyan” ve “siyonist yahudi” kuruluş temsilcilerinin bu toplantıda ne işleri var? Bu gibi davetler ister istemez insanın aklına “siyonist İslam” ayağı mı oluşturuluyor? sorusunu getiriyor!
Sayın Başbakan !
Emperyal güç, sultası karşısında baş düşmanı olarak gördüğü Şiiler aleyhine propaganda başlatılması düğmesine basmıştır. Bu plan doğrultusunda ellerinde bulundurdukları kitle iletişim araçları ile İran, Irak ve Lübnan Hizbullah’ına karşı karalama kampanyası yürütüldüğünün farkındayız. Türkiye’de Alevi, Caferi/Şii, Sünni ve diğer inançlara sahip insanların emperyal gücün bu oyununa gelmemesi ve mezhebi taassubun yaygınlaştırılmaması, farklı inanç kesimlerinin kamplara bölünmemesi dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan biridir. Burada en büyük görev son sıralarda bu hedefe aykırı tutum içinde bulunan hükümetin kontrolündeki veya etkisindeki medya araçlarına düşmektedir.
Emperyal güç, Türkiye’de Alevi-Sünni, Şii-Sünni tefrikası çıkarmadan önünü alın! Aksi takdirde doğuracağı felaketlerin önü alınamaz. 30 yıldır emperyal gücün ortaya çıkardığı Kürt-Türk meselesi yüzünden terörün önü alınamadığı gibi.
Saygılarımla
Sabahaddin Türkyılmaz
Berlin İmam Rıza İslam Merkezi İmamı
