Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Şu sıralar Kahire’de, yegane amacı Sadr-Yakup dosyasında ilerleme kaydetmek olan gözlemcinin, Sadr-Yakup davasıyla ilgili işbirliği yapmaya gönüllü olan, içlerinde Ahmad Gaddafi Eldam, Abdul Rahman Chalkan, Mohamed Alkhadar ve Libya Dışişleri Easki Bakanı ve Birleşmiş Milletler Elçisi Ali Treki’nin ve onlar gibi birçok istihbarat teşkilatı ve medyadan ismin bulunduğu ama bu sayılan kişilerle de sınırlı olmayan bir çok isimle, görüşme yapmasına izin verilmiştir.
Hatırlanabileceği gibi, Kahire’deki Grand Hyatt Oteli’nde en son kalışında, Mohamed Alkhadar,
Libya istihbarat örgütünden Mohamed Rehiby ve (kimliği yakın zamanda ifşa edilecek) bir görevli daha, Kaddafi rejimine kırk yıl boyunca istihbarat şefliği yapmış ve Kaddafi’nin bacanağı olan Abdullah Senusi’nin 3 Ağustos 1978’de verdiği emir doğrultusunda, Roma’daki Holiday Inn oteline giderek, Musa Sadr ve Muhammed Yakup’un pasaport ve valizleriyle, onlarmış gibi davranarak giriş yaptıklarını ifade etti. Rehiby, İmam’ın kıyafetleri içerisindeydi, tıpkı İmam gibi kıyafetleri yürürken biraz yere sürtüyordu ve ayaklarında uzun görünmek için yaptırdığı topuklu ayakkabılar vardı. Rehiby, uzun görünmek için uğraşıyordu, çünkü İmam 1.98 cm boyundaydı. Rehiby, otel görevlileri ve konuklarının biraz dikkatini çekse de görevini tamamladı ve iki gün sonra Trablus’a normal kıyafetler için geri döndü. Ayakkabıları, Roma’da otelde “İmam Sadr’ın odasında” bırakmıştı.
Libya’ın dışişleri bakanı Ali Abdussalam Treki şimdi Kahire’de yaşıyor ve zaman zaman korumalarla çevrilmiş Kahire’deki Sofitel Otel’de röportaj veriyor. 1970 ve 1980’lerde Birleşmiş Milletler’de, Libya’nın daimi temsilcisi olarak görev de yapan Treki, 2009-2010 yıllarında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na başkan olarak seçilmişti. O, 1978’deki Sadr veYakup’un Libya ziyareti hakkındaki önemli detayları değerlendirebilir. Kaddafi rejiminin bazı eski devlet yetkilileri gibi, Treki’nin de işbirliği, tıpkı sevgili anavatanına dönme isteği gibi, devam edecektir. Reagan Amerika’sının 1986’daki Kaddafi’nin Trablus’daki yerleşkesine yaptığı saldırıyı takiben, büyükelçi Treki ile görüşen ilk kişi de bu gözlemci oldu.
Sadr-Yakup olayının çözülmesine yönelik yükselen ilgi, aradan geçen otuz dört yıla rağmen, dosyada neden hala geniş ölçekli kabul edilebilir bir sürecin işletilmediği yönünde yüksek sesle dillendirilen sorulardan da anlaşılabilir.
Kaddafi rejiminin sona ermesi bir çok spekülasyonu beraberinde getirdi: Sadr-Yakup olayı nihayet sonuçlandırılabilir. Birisi Abdullah Senussi ile olmak üzere, Libya’da bir kaç kısa görüşmelerde bulunulmasına rağmen, Lübnan’da soruşturmayı yürütmek ve çözmekle görevlendirilmiş yetkiliye göre, henüz bilinenler haricinde pek de yeni bir şey öğrenilmedi.
Moritanyalı ve Libyalı yetkililerin ifade ettiklerine göre, Kaddafi rejimine yakın birçok araştırmacı ve yetkilinin 3 Eylül 1978’den beri bildikleri ya da inandıkları, Musa Sadr’ın yabancıların destekledikleri bir operasyonla, Kaddafi’nin emirlerinden üç gün öncesinde öldürüldüğü ve Trablus’un güneyinde çöle gömüldüğü. Bu gözlemci, 2011 Temmuz ayının sonlarına doğru, şimdi birisi Mısır’da olan üç Libyalı yetkili ile birlikte olay yerini ziyaret etti. Hala, Libya hükümetiyle, kısmi mezar açma işlemleri, DNA testi ve bir takım bilimsel işlemler için işbirliği yapılmakta.
Afkar dergisinin iddiasına göre, Lübnan Dışişleri Bakanı Adnan Mansour, çok önem verdikleri Abdullah Senussi görüşmesinin başarılı geçmediğini ve bu toplantının kafaları daha da çok karıştırdığını söyledi.
Mansour’un sözleri, Abdullah Senussi’yi iyi bilen eski bir Libyalı yetkilinin söylediklerini de destekler cinsten. Kendisiyle, Kasım 2012’nin başlarında Kahire’de yapılan bir röportajda ifade ettiğine göre, yapılan görüşmelerde Senussi, Lübnanlıları pek de ciddiye almamış.
Eski hükümet görevlileri, Lübnanlılardan oluşan araştırma grubuna profesyonel müfettişlerin de eklenmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Kaddafi rejiminin eski yetkililerinin ifadelerine göre, insanların güvenirliğini ölçme yönünden çok tecrübeli, akıllı ve kurnaz bir insan olan Senussi, Lübnanlıların soruşturmayı gerçek bir ciddiyetle sürdürdükleri konusundan şüpheye düştü ve onların bu Sadr-Yakup meselenin otuz dört yıldır sürüp gitmesinden pek de mutsuz olmadıklarını gözlemledi.
Lübnan’da ve dünya genelinde Sadr-Yakup-Bedreddin davasıyla ilgilenenler ve milyonlarca Şii Müslüman ve diğer ilgililerle birlikte, dava üzerinde geçtiğimiz on yedi aydır çalışmakta olan uluslararası soruşturma takımının da kafasında onlarca soru var.
Lübnan’da bazılarınca dile getirilen ve “DNA uzmanlarınca” yapılan DNA testinin sonucunun negatif olduğu yönündeki henüz ispatlanmamış iddialar, kafaları iyice karıştırdı. Bu iddia sahipleri, iddialarını ne tükürük örneklerinin toplandığı yer ve zaman, ne de “DNA uzmanlarının” kimlikleri ya da gerçekten DNA testi yapabilecek kalifiyede olup olmadıklarını bildirerek desteklemiş değiller. Ne yapıldığını iddia ettikleri bu testle ilgili, ne de örneklerin toplandığı yerler, örneklerin muhafazası, ve hatta herhangi bir DNA testi ile ilgili bir örneği ya da raporu ispatlayacak herhangi bir bilimsel delil sunuyorlar.
Abdullah Senussi’yi uzun süredir tanıyan arkadaşları, ve yine Sadr-Yakup davasını bildiğini iddia eden ve şu anda Trablus’daki Libya Adalet Bakanlığı’nda çalışan avukatlar, gerçekte güvenilir bir DNA testinin yapılıp yapılmadığından şüphe duyuyorlar. Herhangi bir olayda, ne hiç bir örnek alınmış, ne de Sadr’ın gömülü olduğu düşünülen yerlerde bir işlem yapılmış durumda.
Geldiğimiz yerde, hem eski hem şimdiki Libyalı yetkililer, dürüst ve objektif bir soruşturmaya yardım etmeye istekli görünüyorlar fakat Lübnanlıların da bu meselede ciddi olduklarını anlamak istiyorlar. Bir Libya Adalet Bakanlığı hakimi, “Sadr-Yakup soruşturmasının” Lübnan tarafından, Lübnan kamuoyunu yanıltmak için kurgulandığı söyleyerek, Lübnan tarafına ciddi bir suçlama yöneltti.
Tüm bu sorulara yenileri de ekleniyor: Lübnan neden soruşturma grubuna profesyonel müfettişler eklemiyor ya da aile üyeleriyle soruşturma grubunu genişletmiyor? Daha büyük bir soruşturma grubu, ya da daha fazla tecrübeli müfettişin gruba dahil edilmesi kısa zamanda daha çok sonuç alınması anlamına gelmez mi? Mantık gereği, ailenin gerçeği bilmek isteyenler arasında en isteklilerden olduğu kabul edilirse, onların temsilciler ya da doğrudan katılım yoluyla davada olmaları gerekmez mi? Neden, ısrarla soruşturmaya katılım talepleri reddedilmektedir? Neden Lübnan, Libya’nın daha once imzaladıkları anlaşmaya aykırı olarak Senussi’yi iade etmemek için Moritanya’ya bir milyar dolar ödediğini söylemiyor? Soruşturma grubu neden, 1 Mart’ta Moritanya’ya sahte pasaportla giriş yaparken yakalanan, herkesin de Sadr-Yakup davasını en iyi bilen adam olduğu konusunda hemfikir olduğu Senussi’yi, ziyaret etmek için Eylül 2012’yi bekledi?
Lübnanlı soruşturma komitesi defalarca “Sadr davasıyla ilgili medyada yer alan tüm spekülasyonların yanlış olduğu kanıtlanıyor” açıklaması yaptı. Ancak, medyanın spekülasyonlarının kaynakları, soruşturma komitesinin kullandığı kaynaklarla aynı. Bu gerçek başka soruları akla getiriyor: Bu spekülasyonlar neler, ve nasıl bunların yanlış olduğu ispatlanmış, hangi kanıtlarla?
Dava takipçileri inanıyor ki, kamuoyu ve Musa Sadr ve Muhammed Yakup’un Müslüman ve Hristiyan takipçilerinden oluşan topluluklar ciddi kanıtlar üzerinden devam eden bir soruşturmayı hak ediyorlar. Bu tarz bir soruşturma için de geç kalınmış sayılmaz çünkü tanıkların bir çoğu hala ulaşılabilir durumdalar.
Eski Libyalı yetkililer, kendilerinin Sadr-Yakup dosyasının üzerindeki gizemin sürmesinden bir çıkarları olmadıklarını söylüyorlar. Yetkililer, hala yargılanmayı bekleyen ve davasının Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Adalet Divanı’nın isteğinin aksine Lahey’de değil de büyük ihtimalle Libya’da görüleceği sanılan Muammer Kaddafi’nin oğlu olan Seyfülislam’ın geçen yaz “Sadr dosyasını bitirmenin zamanı geldi” şeklinde açıklama yaptığını hatırlattılar. Trablus’un geçen Ağustos’da NATO destekli isyancılar tarafından sürpriz bir şekilde ele geçirilmesinin ardından kaçmadan önce, Seyfülislam bunu yapmaya niyetliydi.
Uluslararası müfettişlere göre, birbirinden farklı gruplardan gelen bir çok Libyalı yetkilinin Sadr-Yakup davasının üstündeki sis perdesini kaldırmak için yardımcı olmaya niyetliler, diğer yandan eski rejimin görevlileri ise daha çok kişisel problemleriyle uğraşıyorlar ve soruşturmayı ve gerçeği ulaşılmasını sağlayacak DNA testini engellemek için hiç bir nedenleri yok. Eski Kaddafi yetkililerinin hala “Sadr davasına burunlarını soktukları” sahte bir iddia gibi geliyor ve dayanak noktasını da Libya’da değil de Lübnan’da buluyor.
Dahası, şimdiye kadar ne yerel Libya mahkemelerinin ne de uluslararası mahkemelerin, Uluslararası Ceza Mahkemesi de dahil, Sadr davasına müdahil olma ihtimallerinin, Libya hükümetinin işbirliğine
bir engel olacağı yönündeki yapılan varsayımları da doğru kabul etmek için nedenimiz yok. Yine, bazılarının iddia ettikleri gibi Libya tarafının ayak sürüdüğünü gösterir herhangi bir emare de yok.
Sadr-Yakup-Bedr eddin davasında, geçtiğimiz bir yılı aşkın süredir soruşturma sürecinde tekrarlana gelen hatalar endişeleri daha da artırdı. Araştırmanın bu otuz yıllık sis dosyasını kaldırmak yönünde adımlar atmak yerine, yaptıklarıyla kafaları daha da karıştırması bu endişelerin başlıca sebeplerinden.
Otuz yıldır hiç bir ilerleme kaydedilmeden bekletilmiş olan Sadr-Yakup-Badreddin soruşturması için hala çok geç değil. Soruşturmayı hakkıyla yürütebilecek kişiler ve kullanılabilecek teknikler bu dosyayı yeniden canlandırabilir, ama asıl soru şu: Lübnan tarafında bu yönde adım atacak siyasi irade var mı?