15 Mart 2013 - 05:46

İmam Sadık (sa) şöyle buyuruyor: Soğuk ve sıcak, bedenin dayanıklılığını arttırır. Düşün ki biri nasıl yavaş yavaş vücuda giriyor ve öteki yavaş yavaş azalıyor ve birinci yavaş yavaş artıyor, öyle ki ikisi arasında bir denge oluşuyor. Nitekim eğer bu ikiden biri bir anda vücuda girseydi hastalığa ve vücudun zarar görmesine sebep olacaktı.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- İnsanoğlu çevresinde etkilenen bir mahluktur ve kişiliği, genetik etkenlerin yanı sıra iki çevreden de etkilenir. Bunlardan biri aile, okul ve dostlarından oluşan sosyal çevredir ve diğeri ise doğayı oluşturan dağlar, ovalar, güneş, iklim ve benzeri coğrafi çevredir. Çevrede göze çarpan coğrafi etkenlerin her biri insan cimsi ve ruhunda özel şartları oluşturur. Örneğin İranlı Müslüman hekim ve filozof İbni Sina, insanın yaşadığı bölgenin dağlık olması, çevik ve cesur olmasına neden olduğunu ve alçak bölgelerde yaşamanın durgunluk, depresyon ve diğer hastalıklara yol açacağını savunuyor.

İbni Sina ayrıca dağlık bölgelerde yaşayan insanları güçlü insanlar, nem oranı yüksek bölgelerde yaşayan insanları güzel yüzlü insanlar şeklinde anlatıyor ve kurak bölgelerde yaşayan insanların psikolojisi nem oranı yüksek olan bölgelerde yaşayan insanlardan tamamen farklı olduğunu vurguluyor. Ünlü tarihçi İbni Haldun da ılımlı bölgelerde yaşayan insanların aşırı sıcak ve aşırı soğuklardan korunduğunu ve psikoloji ve çehre bakımından da ılımlı olduklarını, bu bölgelerde yaşayan insanların yaşamında ifrat ve tefrit daha az göze çarptığını ve imar daha fazla olduğunu belirtiyor. Doğanın tesiri o kadar fazla ki yılın mevsimleri değişince insan cismi ve ruhu da bir takım değişiklikleri tecrübe ediyor. Örneğin araştırmalar, ilkbahar mevsiminde psikolojik rahatsızlığı olan insanların daha iyi huylu olduğunu ve daha doğal davranmaya başladığını gösteriyor. İlkbahar mevsiminde renklerin çeşitliliği de insanların psikolojisini ve davranışını olumlu yönde etkiliyor. Mavi gök, yeşil araziler, rengarenk çiçekler ve filizler, her biri ayrı ayrı insan ruhunu ve hatta cismini olumlu bir şekilde etkiliyor. İranlı psikoloji uzmanı Dr. İbrahimi Mukaddem şöyle diyor: Dört önemli renk olarak bildiğimiz mavi, yeşil, kırmızı ve sarı, ilkbahar mevsiminde doğada bolcu bulunuyor ve bu renklerin her biri huyumuzu ve davranışımızı büyük ölçüde etkiliyor. Gök mavisi insanlarda huzur, memnuniyet, ılımlılık, aşk ve sevgiyi yaratıyor. Yeşil ise insanlarda izzeti nefsi güçlendiriyor. Kırmızı insanların umut ve arzu duygularını, heyecan ve içten gelen has duyguları geliştiriyor ve son olarak güneş sarısı insanlarda canlılık, geleceğe bakış, neşe, yaratıcılık duygularını güçlendiriyor. Doğada ilkbahar mevsiminde göze çarpan renkler insanlarda mutluluk, faaliyet, başarı ve umut gibi hisleri geliştiriyor. Bu duygular her zaman geliştirmeye çalıştığımız duygulardır. Gerçekten de güzel ilkbahar mevsiminde doğada, ağaçların dalları ve yaprakları arasından duyulan doğa musikisi, ya da kuşların nağmeleri ve ırmakların ve çağlayanların sesi, dinleyen her insanı coşturur. Belki de bu yüzden bir çok şair ve sanatçı ilkbaharda doğaya sığınarak nice güzel eserler için ilham almıştır. Doğa ve insanlar üzerindeki tesirleri İslami öğretilerde de vurgulanan bir konudur. Bu bağlamda bir çok ayet ve rivayet söz konusudur. Örneğin su, İslam dininde özel öneme sahiptir. Kur'an-ı Kerim tabiri ile su, bütün mahlukların yaşam kaynağıdır ve imam Sadık (sa) tabiri ile suyun tadı, yaşamın tadıdır. Müslümanların suya bakışı, paklık ve kutsiyetle doludur. Su, Müslümanların yaratanla irtibat kurmalarının zeminini sağlayan bir sıvıdır. İslam dininde hiç kimse su ile kendini yıkayıp temizlemeden yüce Allah huzuruna çıkamaz. Hiç bir müslüman yine su olmaksızın yüce Allah’ın evini tavaf edemez. Yine her müslüman Kur'an-ı Kerim’e dokunmadan önce su ile temizlenmiş olması gerekir. Su sadece vücudu yıkamak ve temizlemekle kalmıyor, aynı zamanda insanda manevi bir huzur duygusu yaratıyor ve böylece dince kutsal sayılan alanlara giriş yapmasına müsaade ediyor. Kur'an-ı Kerim ve rivayetler sudan, temizleyen özelliği ile söz etmiştir. Doğanın insan cismi ve ruhu üzerindeki bir başka etkisi, havanın etkileridir. İbni Sina temiz ve güzel havayı şöyle tanımlıyor: Güzel ve temiz hava, her türlü toz dumandan arınmış ve ayrıca duvarların arasında mahsur kalmamış bir havadır, tabi bu havayı epidemik bir kötülük sarmamış olması gerekir, yoksa kapalı alanlarda bulunan hava daha sağlıklıdır. İbni Sina kirli havayı da şöyle anlatıyor: Kirli hava nefes almayı zorlaştırır ve balgam salgısını arttırır. Kirli havayı iki etkenle teşhis etmek mümkündür. İlkin böyle bir havada gökteki yıldızlar çok zor görünür ve ikincisi, yıldızların parlaklığı azalır.

İslam peygamberi (sav) ve ehli beyt fertlerinin beyanatında da yıl boyunca sıcak ve soğuk havanın yararlarına işaret edilmiş ve Kur'an-ı Kerim ve rivayetlerde rüzgarlar önemli sayılmıştır. Hz. Ali (sa) her mevsimin tesiri hakkında şöyle buyurmuştur: Soğuk mevsimin başında soğuktan kaçının ve sonunda, yani ilkbahara yaklaşırken, onu karşılayan. Sonbaharda iyi giyinin ve ilkbaharla birlikte elbiselerinizi hafifletin, çünkü soğuk insan vücudunu, ağaçları nasıl etkiliyorsa, öyle etkiler. Soğuklar geldiğinde yapraklar dökülür ve ağaçlar kurur gibi olur ve sonunda ise yeniden yeşerir ve yaprak ve meyve verir. İbni Ebil Hadid Hz. Ali’nin (sa) bu sözünü yorumlarken, vücudun sonbaharla birlikte ilk soğuklarla karşılaştığında, sıcak bir mekandan hemen soğuk bir odaya geçen insan misali olur, lakin ilkbaharı müjdeleyen havanın zarar vermeyeceği anlamına gelir, çünkü insan vücudu kışın soğuk havasında daha soğuk havaya alışmış olur, diyor. İmam Sadık (sa) da bazı sahabeleri ile sohbetinde soğuk ve sıcak havanın yılın çeşitli mevsimlerinde yararlarına işaret ederek bunun ilahi hikmet ve insanlara ibret olduğunu belirtiyor ve şöyle buyuruyor: Soğuk ve sıcak havanın aralıklı bu aleme gelişine ibretle bakın. Bu ikili, artış ve eksilişleri ile denge oluşturur ve yıl boyunca çeşitli mevsimlerin gelip geçmesine ve bir çok maslahatı beraberinde getirmesine vesile olur. Soğuk ve sıcak, bedenin dayanıklılığını arttırır. Düşün ki biri nasıl yavaş yavaş vücuda giriyor ve öteki yavaş yavaş azalıyor ve birinci yavaş yavaş artıyor, öyle ki ikisi arasında bir denge oluşuyor. Nitekim eğer bu ikiden biri bir anda vücuda girseydi hastalığa ve vücudun zarar görmesine sebep olacaktı. Ağaçlar ve bitkiler de insan yaşamında önemli rol ifa eden nesnelerdir.

Havanın ılımlı hale gelmesi, çevre sıcaklığının dengelenmesi, toprağın korunması ve insanların besin ihtiyacının bir bölümünün karşılanması, bitkilerin bol yararlarından bazılarıdır. Güzel ve yem yeşil doğayı seyretmek, İslam dininin vurgu yaptığı bir konudur. Bazı rivayetlerde yeşil doğanın insanlarda depresyon gibi bazı ruhsal rahatsızlıkları giderdiği beyan edilmiştir. Bazı rivayetler de bitkileri ve yeşillikleri seyretmenin zevkinden bahsedilmiştir. Bu rivayetlerden anlaşıldığı üzere insanlar doğayı seyrederken büyük bir mutluluk ve huzur duygusuna kavuştuğu söylenebilir. O zaman gelin biz de ilkbahar fırsatını iyi değerlendirelim ve sağlıklı bir cisim ve ruha kavuşalım.