23 Mart 2013 - 19:30

İdeolojiler, tarih felsefesi üzerine yükselirler. Her ideoloji önce kendi tarih felsefesini ortaya kor, sonra güncel sözünü söyler.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- İslam, insanlık tarihini “hak ile batıl”ın mücadelesi olarak görür. İslam’ın tarih felsefesinde “hak-batıl” mücadelesi soyut değil, bilakis somut bir gerçekliktir.

Kur’an-ı Kerim, “hak-batıl” mücadelesini müşahhas şahıslar ve gerçek vakıalar üzerinden anlatır. İlahi vahiy, tüm zamanlarda ölçü olması için hak ve batılın karakterini tanıtmıştır. Mesela; kendine özgü üslubu ile Kur’an, Musa-Firavun kıssasını uzun uzadıya anlatmıştır ki, “batıl”ın müşahhas karşılığı olarak “Firavun” ve “hak”kın müşahhas karşılığı olarak “Musa”nın karakteri tanınsın. Ve bu karakterleri tanıyan kişiler, kendi dönemlerine baktıklarında zamanın Firavun ve Musa’sını bir bakışta görebilsinler.

Adem’den kıyamete tarihin bir halkası olarak günümüzde de “hak-batıl” mücadelesi devam etmektedir. Kuran’ ın bize öğrettiğine yönelirsek, günümüz “hak-batıl” mücadelesi de soyut değil somut olmalıdır. Tarihin tüm evrelerinde olduğu gibi şimdi de “hak’kın ve batıl’ın” kaleleri ve liderleri müşahhas olmalıdır.

“Hak”kın kurtarılmış cephesi, ana kalesi neresidir? Zamanın “Musa”sı kimdir? Soruları islam ümmetinin her bireyinin öncelikle cevaplaması gereken stratejik suallerdir.

Ancak biz, batıl cephesine yönelelim. İnsaf ve izan sahipleri açısından hiç kuşkusuz dünya küfrünün güncel kalesi “Amerika”dır. Küfür kalesinin tepe yöneticisi de sembol olarak Firavun’u temsil eder.

Zamanın “firavuni”” sistemi Amerika, seleflerinden farklı olarak sömürüyü (emperyalizmi) bölgesel olmaktan çıkartıp, küreselleştirdi. Küfür, tarihte hiç olmadığı kadar merkezileşti.

Büyük Şeytan Amerika, genelde insanlığın, özelde İslam dünyasının üzerine karabasan misali çökmüş durumda. Emperyalist sistemine en küçük bir itiraz ve başkaldırı istemiyor. Tüm toplumlara diz çöktürüp, biat alma peşinde. Bunun için bin bir hile ve fesat icat ediyor.

Büyük Şeytan Amerika, İslam ümmetinin ensesine binip, kaynaklarını yağmalarken itiraz ve karşı direnç görmemek için en kestirme ve güvenilir yolun “İslamcılar”ı kullanmak olduğunu keşfetti. İslam coğrafyasında ki, işgal ve sömürüyü “İslamcılar” eliyle yürütmek, Büyük Şeytan açısından maliyeti düşürmesi yanında üst düzeyde de güvenli.

İslamcılar eliyle Amerikan emperyalizminin İslam ümmetinin kanını emen bir vampire dönüşmesi nasıl mümkün olabilir? Nasıl böyle bir iddia da bulunulabilir? Sorularını cevaplamadan önce şu soruyu cevaplamalıyız: “Acaba Büyük Şeytan Amerika açısından devletler, toplumlar ve kişilerin dost veya düşman diye tanımlanması hangi kıstaslara göre yapılmaktadır?”

Büyük Şeytan açısından herhangi bir ülkenin rejim ve yönetim şeklinin; herhangi bir toplumun dininin, mezhebinin; herhangi bir şahsiyetin ibadeti, kılık-kıyafeti ve yaşam biçiminin hiçbir önemi yoktur. Büyük Şeytan açısından belirleyici olan ölçü; Amerika’nın emperyalist sistemi karşısındaki duruş şeklidir.

Kim Amerika’nın kapitalist emperyal sistemini kabul ediyorsa, ya da itirazı yoksa, ya da hesaplaşma yoluna gitmiyorsa “dost”tur. İster monarşik kral olsun, ister demokratik başbakan. İster sakallı, cübbeli olsun; ister badem bıyıklı, elbiseli.

Ama kim emperyalist Amerikan sistemi ile hesaplaşma yolunu seçmişse, ya da itiraz sesleri yükseltiyorsa, ya da biat etmiyorsa, dinine mezhebine bakılmaksızın o düşmandır.

Büyük Şeytan, dost(!) iktidar ve kanaat önderleri ile ilgilenir! Kitlelerle ilgilenmeyi dostlarına bırakır! O, dostlarının saltanat, milliyet, mezhep, cemaat ve ekonomi gibi kronik zaaflarını ustalıkla keşfeder. Çoğu zaman dostlarının çıkarlarını kendi çıkarlarına bitişik ve bağımlı hale getirir. Onlarda zaten genetik olarak var olan milliyet, mezhep ve cemaat merkezli düşünmeyi derinleştirir. Her birisinde kendi çıkarının İslam’ın çıkarı olduğu kanaatinin doğmasını temin eder. Ardından dost iktidar ve kanaat önderlerine İslam dünyası içinden ortak bir düşman gösterir. Ve onlara ev ödevleri verir…

Okul sayısını artırmak isteyen Cemaat lideri, Amerika’yı özgürlükler ülkesi, mezhep ve milliyet eksenine sıkışmış devlet başkanı “stratejik ortak” olarak tanımlarken asla “takiyye” yapmamakta, tam bir ihlas ve samimiyetle duygularını ifade etmekteler!

Kimileri “özgür ordu(!)” kurup, emperyalizmin önünde ki en büyük setlerden birini “diktatorya” diyerek ortadan kaldırmak için silaha sarılır, kimileri de “özgür dernek(!)” kurarak kamuoyu ve medya da onların günahlarını süpürür.

Cemaat üyeleri alkol almaz, kumar oynamaz. Yöneticilerin eşleri tesettürlü, kendileri beş vakit namazlı. “Allahu Ekber” nidasını dillerine pelesenk etmiş cihatçıların başları sarıklı, sakallar göğüslerini aşmış. Şehir şehir dolaşıp cihatçıların günahlarını süpürenlerin başları takke, elleri tespihli.

Dostların bu özellikleri, Büyük Şeytan’a asla rahatsızlık vermemesi bir yana, inanılmaz derecede keyif ve haz verici meziyetlerdir. Çünkü Büyük Şeytan biliyor ki, bu özellikleri kuşanmış dostları, onun şeytani yüzü ile başaramadığı “kitleleri dönüştürme” eylemini, İslami söylemlerle rahatça yapacak ve toplumları kendisine diz çöktürecekler!

İmtihan, şekilde değil!

Bir kez daha tekrar edelim…

Büyük Şeytan açısından herhangi bir ülkenin rejim ve yönetim şeklinin; herhangi bir toplumun dininin, mezhebinin; herhangi bir şahsiyetin ibadeti, kılık-kıyafeti ve yaşam biçiminin hiçbir önemi yoktur.

Büyük Şeytan açısından belirleyici olan ölçü; Amerika’nın emperyalist sistemi karşısındaki duruş şeklidir!

Kemal Ş.SEVİNDİK