Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Yazar Kenan Çamurcu, Fars Haber Ajansına konuştu. Çamurcu, Gezi parkı protestolarının Erdoğan rejiminin yok saydığı tüm kesimleri içerdiğini belirterek, Bu kesimler farklı dünya görüşleri, ideolojiler, inançlar, mezhepler ve hayat tarzlarından olsalar da ortak özellikleri anti-emperyalist olduklarını söyledi. Bu talepleri destekleyen Müslümanların da bu eylemlerde yer aldığını söyleyen Çamurcu, Erdoğan'ın Suriye, Irak, Lübnan ve İran'a karşı küresel güçlerle işbirliği yaparak giriştiği karanlık işlere tepkili Müslümanların Gezi protestolarında yerlerini aldığını söyledi. Çamurcu, ayrıca Erdoğan’ın sömürgeciler adına Yavuz Sultan Selim gibi fetih seferlerine çıktığını ve Batılı sömürgeciler adına Suriye'yi ve Irak'ı fethetmek istediğini söyledi (Yavuz Selim 1514’te İran’da safevi devletinin üzerine saldırmış, Çaldıran’da çok sayıda şia Müslümanını katletmiş, Anadolu’da da on binlerce Alevi Müslümanını kılıçtan geçirmiştir)
s-Reyhanlı katliamı, Taksim ve Gezi Parkı olaylarını göz önüne aldığımızda Türkiyeyi nasıl görüyorsunuz?
c-Türkiye'yi yeni sömürgeciliğin başkentlerine her bakımdan tam bağımlı hale getiren bu siyasi rejim Suriye krizinde ağır riskler içeren bir rol üstlenmeye mecbur kaldı. Fakat Suriye krizi boyunca Türkiye'nin rolü, Ankara'nın Suriye'ye binlerce selefi terörist sevkiyatı yapması, Erdoğan'ın küresel güçlerle Suriye'yi istila planı ve diğer akıl almaz zıtlıklar ancak Erdoğan'ın Türkiye'de eleştirel aklı baskı altına almasıyla yürüyebildi. Erdoğan'ın talimatıyla medyada sayısız yalan haberle psikolojik operasyonlar düzenlendi. Nihayet Mayıs'ta Suriyeli teröristlerin Reyhanlı katliamı ve Haziran'da Gezi Parkı'nda polisin savunmasız insanlara saldırısıyla Erdoğan rejimine karşı birikmiş öfke tam anlamıyla patladı. Yirmi gündür Türkiye'nin başkenti ve büyük şehirleri dahil olmak üzere 70'in üzerinde şehirde “hükümet istifa” sloganlarıyla Erdoğan rejimi protesto ediliyor. Protestolar, Erdoğan'ın iktidarının yok saydığı tüm kesimlerin katılımıyla gerçekleşiyor.
s-Taksim eylemlerinde polis insanlara karşı orantısız güç kullandı 5 kişinin ölümüne binlerce kişinin de 'yaralanmasına sebep oldu. Polis'in bu şekilde yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Polisin 31 Mayıs'ta başlayan gösterilere orantısız güç kullanarak müdahale etmesi tamamen Erdoğan'ın talebi ve talimatıdır. Göstericiler polisin müdahale biçimini Erdoğan'ın acımasızlığına, kibir ve egosuna bağlıyor. Erdoğan'ın müzakere ve uzlaşmaya hayli uzak ruh halinin sokaklarda polis saldırısı olarak tecelli ettiğini düşünüyor. Polis kurşunuyla, gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu ve diğer şekillerde hayatını kaybetmiş insanlar var. 5 binin üzerinde yaralı kaydedilmiş durumda. Toplam sayısı 200'ü aşan gözaltı ve tutuklulardan bahsediliyor. Gözaltında kayıp vakası olmasından korkuluyor.
s-Taksim eyleminde görev yapan gazetecilerin tutuklamasını nasıl okumak lazım?
c-Başbakan Erdoğan Suriye krizi başladığından bu yana medyada sansüre büyük önem veriyor. Gazetecilerin muhtelif nedenlerle tutuklanması son iki yılda arttı. Sağlıklı ve doğru haberciliğin yalan, tahrif ve tahrike dayalı politikaları ifşa etmesinin önüne geçmeye çalışan bir hükümetimiz var. Hükümetin siyasetini eleştiren hiçbir gazeteci veya yazar ana akım televizyon kanallarının programlarında konuşturulmuyor. Gazetecilerin 31 Mayıs sürecinde olayları aktarmasının önüne geçmek için gösterilerde görev yapan gazeteciler “terörist” suçlamasıyla gözaltına alınıyor. Olaylar birkaç televizyon kanalından ve amatör yayınlardan takip edildi.
s-Eylemler biraz yumuşadı ama eylemde bulunan eylemciler gözaltına alınıyor bunun adı nedir?
c-Şu sıralar Taksim'de ve Türkiye'nin diğer şehirlerindeki meydanlarda gösterilere katılanların görüntülerinden kimlik tespiti yapılıp bu kişilerin evlerine baskın düzenleniyor. Çok sayıda insan bu şekilde gözaltına alındı ve mahkemeye sevk edildi Erdoğan rejimi barışçı ve pasif protestolara dahi müdahale ediyor. Sözgelimi slogan atmayan, yürümeyen, araç ve insan trafiğini engellemeyen, sadece duran insanları gözaltına alıyorlar. Sözde bölgesinde örnek ve model gösterilen Türkiye tam bir faşizmle yönetilmeye başladı. Erdoğan'ın Tunus veya Mısır diktatörüyle kıyaslandığı günlerdeyiz.
s-Gezi parkında bir grup İslamcının kurmuş olduğu mescit polis tarafından yıkıldı. Ama hükumete yakınlığıyla bilinen bazı İslamcı medyalar kendilerine karşı karalama kampanyasını başlatmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
c-Suriye krizi boyunca İslami kesimlerin selefi örgütlerinin tamamı Erdoğan'ın iktidarına destek verdi. Bazı cemaatlerin de iktidarın gücünden çekindiği veya mali rantlardan yararlandıkları için iktidara entegre oldukları söylenebilir. 31 Mayıs protestolarında tüm bu gruplar Erdoğan'ın yanında yer alarak onun iktidarını korumaya giriştiler. İslami kesimlerin medyasında vicdan, hakikat ve adalet yerine menfaati koruma ve siyasetten doğru temel ilke haline geldi. Gezi parkında mescidin tahrip edilmesi bu nedenle üzerinde duracakları bir konu olamadı. Başörtülü bir direnişçinin polis tarafından başörtüsünden çekilip sürüklenmesiyle hiç ilgilenmediler. Devrimci Müslümanların 31 Mayıs direnişine katılmasının muhafazakar hükümetin meşruiyetini sarstığını bildikleri için ellerindeki medyatik imkanları bu Müslümanları karalamak için kullandılar.
s-Gezi parkında kılınan Cuma namazlarını ve bazı başörtülü insanların da destek vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
c-Gezi parkı olayları ve 31 Mayıs protestoları Erdoğan rejiminin yoksaydığı tüm kesimleri içeriyor. Bu kesimler farklı dünya görüşleri, ideolojiler, inançlar, mezhepler ve hayat tarzlarından olsalar da ortak özellikleri anti-emperyalist olmaları. Özgürlük, farklılıklara saygı, Türkiye'nin komşusu olan ülkelerin halklarıyla kardeşlik, eşit vatandaşlık, ayrımsız muamele istiyor. Bu talepleri destekleyen Müslümanlar da bu nedenle direnişte yerlerini aldılar. Bu Müslümanlar, Erdoğan'ın devşirmeyi başaramadığı ve kendi siyasetlerine biat ettiremediği kesimlerden geliyor. Erdoğan'ın Suriye, Irak, Lübnan, hatta İran'a karşı küresel güçlerle işbirliği yaparak giriştiği karanlık işlere tepkili Müslümanlar Gezi protestolarında doğal olarak yerlerini aldılar. Erdoğan'ın sömürgeci güçlerle işbirliği yaparak kalkıştığı bölgesel karanlık ve şaibeli siyasetlerini destekleyen muhafazakarlar ise 31 Mayıs protestolarına her türlü yalanla hücum ediyor.
Başbakanın 3. köprüye Yavuz Selim isminde ısrar verilmesiyle birlikte Alevilerin tepkisine sebep oldu. sonrada Abdullah Gül de Pir Sultan Abdal veya Hacı Bektaş'ı veli ismi verilebilir demesi hakkında hakkında neler düşünüyorsunuz?
Başbakan Erdoğan'ın 3. Boğaz köprüsüne Yavuz Sultan Selim adını vermesi bölgemize bakışaçısını yansıtıyor. Erdoğan da tıpkı Yavuz gibi ezan okunan beldelere fetih seferlerine çıktı. Suriye'yi, Irak'ı fethetmek istiyor ve bunu batılı sömürgeciler adına yapmaktan hiç gocunmuyor. Yeni Boğaz köprüsüne Alevi kıyımlarının sembol ismi Yavuz Sultan'ın adının verilmesi Türkiye'deki sayıları %20'ye ulaşan Alevilerden büyük tepki geldi. Yapılan tartışmalarda Erdoğan'ın bu isim tercihinin derin anlamı üzerine ilginç analizler yapıldı. Tartışmaların ve tepkilerin büyümesi üzerine Cumhurbaşkanı Gül başka bir projeye de Alevi Bektaşiliğin (Aslında Şiiliğin) bazı büyüklerinin adının verileceğini açıklayarak tepkileri sakinleştirmeye çalıştı. Erdoğan ile Gül arasındaki bu farklılık 2014'te yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin siyasi rekabeti olarak da değerlendirilebilir. Yoksa batı ülkeleriyle işbirliği stratejisinde Gül'ün Erdoğan'dan farkı sadece üslup ve yöntemde olabilir.